15 Mayıs 2012
Pre-Anneler Günü
27 Aralık 2011
Sen Adresi Biliyorsun
Noel Baba
Küçük adam okuldaki yılbaşı apacı için teleskop, evdeki noel ağacı için de İkea Treni istiyor. Bir de İpad istiyor ama boşver onu, Galaxy Tab daha iyi olur benim kanımca :))
Sen adresi biliyorsundur herhalde, geyik yapmazsın artık. Bir zahmet gönderiver.
Bak kırmızı donları da yılbaşı ağacımızın en tepesine asmak suretiyle hazır ettim, tamam kabul bacamız yok evde ama, en üst katta oturuyoruz, çatıdan atıverirsin içeri :))
Bunlar ufaklığın istekleri senden. Noel Babaya inanıyormuş gibi görünüyor ama bana sorarsan inanmıyor, ona gerçekleri anlatmamı istemiyorsan yukarıdaki listeye gözatıver.
Kendim için istekleri sana daha sonra yazacam. 3 günde biter sanırım :)))
*************
genetik geçişdedikleri bu olsa gerek :))
09 Aralık 2011
Hay Allah'ım Yaaa

Kreşte anne-babalarının ne iş yaptıklarını anlatmışlar.
Bizim bacakasız annesini anlatmış önce :
Masaya oturuyor, sonra bacak bacak üstüne atıyor (kendi de yaparak anlatıyormuş), sonra hastalar geliyor,
"Şurdan şöyyyyle gidiyorsunuz, sonra sağa dönüyorsunuz, işte orası (elleriyle de yonleri gösteriyormuş)"
Sonra hasta odadan çıkınca annem "hay allahım yaaaa, hay allahım yaaaa( ellerini de birbirine vurarak anlatıyormuş) diyor. Annemin işi bu"
:))))
Babasının işi ise
"Babam sucu dükkanında çalışıyor, içeri girince bilgisayarı var, oturuyor, çiftliğini açıyor, orada sebze- meyve yetiştiriyor akşama kadar, ama eve hiç getirmedi"
:)))))))))
Kopmak budur sanırım, bayıldık gülmekten.
Not: Annen danışma görevlisi veya hastalara eziyet eden bir cani değil, baba da sucu dükkanında değil; su analizi de yapılan laboratuvarda çalışıyor :)
Üstteki foto :
Fotoda ustine carpi olan kresteki kizlar, altindaki yuz de aglayan yuzu kizlarin. Ustundeki carpi da kızlar basarisiz oldu, kazanamadilar ve agliyorlar.Erkek resminin ustündeki de tik isareti, basarililar yani. Altta da gulen yuz :))

23 Ağustos 2011
Nazar
Bir arkadaşın evinin kapısında gördüğü nazar boncuklarından istedi, birini aldı.
Eve gelince sordu nazar ne demek diye.
4,5 yaşındaki çocuğa nasıl anlatılır ki nazar?
"Hani bazen insanlar sana diyor ya, "aaaa, şu çocuğa bak ne kadar akıllı, ne kadar tatlı"
İşte o kişi eğer sana bunları seni kıskanarak söylerse sana kötü duygularını verir ve bu da senin belki hastalanmana belki de düşmene sebep olabilir. İşte nazar boncuğu bundan korur seni"
Sözümü yarıda kestirdi ve "anladım anne" dedi.
Koşarak odasına gitti, odasının kapısına astı nazar boncuğunu. "Anne hemen gelmen gerek" dedi.
Gittim, "bak şimdi sana nazar boncuğunun nasıl koruduğunu gösterecem. Sen aaa Candaş ne kadar tatlı diyeceksin" dedi.
NAçizane emir kulu olarak söyledim, daha sözüm bitmeden nazar boncuğunu tak tak tak diye kapıya vurmaya başladı. Anlayamadım neler olduğunu, derken "anne hadi kaç, nazar boncuğum seni korkuttu kaçman gerek"
Koşmaya başladım, eliyle ağzını kapatp kikirdemeleri inletti evin içini.
"Bak gördün mü nazar boncuğum beni nasıl korudu" dedi.
Evet tatlı oğlum, çok güzel anlamışsın gerçekten.
*******************
Eşim bilgisayar ekraanına düşün fotomuzu ekran koruyucu yapmış.
Görünce bir çığlık attı. Anne ve baba...
Ben nerdeydim dedi. Karnımdaydın oğlum dedim.
"Hııı,i sanırım ben o zaman hücre halimdeydim" dedi.
:)))
**********************
İşi gücü alfabe şu aralar.
Uzay ve insan vücudu merakı geçmiş değil. Ama sanırım öğrenebileceği herşeyi öğrendi 4,5 yaş için. Alfabeye geçti.
İnsan vucuduyla ilgili bir anıyı da yazmam lazım aslında.
Her doktora gidişimizde insan vucudu kitabını yanımızda taşıyoruz. Doktorun ilgilenmesi gerekiyor bu durumda, bizimki başlıyor herşeyi anlatmaya.
Geçen endokrindeyiz. Kitabını açtı, sayfa sayfa anlatıyor. Sinir sisteminin işleyişini ve kulaktaki ses titreşimlerinin oluşumunu da anlatınca doktor dedi ki" Senin bildiklerini 20 yaşındaki adamlar bile bilmiyor Candaş"
Gururdan kikir kipir etmeye başladı. Sonra doktor dedi ki bana "endokrine gitmeniz lazım ishalleri için"
Küçük adam araya girdi hemen, "ne dedi annne?"
"Başka bir doktpora daha gitmemiz gerekiyormuş oğlum" dedim.
Durdu 1-2 saniye, hemen koşarak doktorun masasındaki kitabını aldı ve kapıya yöneldi.
"Hadi gidelim anne, o doktora da insan vücudunu öğretecem"
:))))
***************
Geçen parka giderken dedi ki,
"Anne biliyomusun, ben geçen gün parktaki çimenlerin üstünde İngilizce Alfabe şarkısını söylüyordum.
Naz (6 yaş) dedi ki, "sen ne güzel şarkı söylüyorsun böyle?"
Ben de dedim ki (sesini, kalınlaştırarak) "Bak gördün mü, küçüklerinde çok iyi yapabildikleri şeyler vardır"
:)))
Bu defa ben kikir kikir :)
*****
Bu da sevgülü Candan arkadaştan gelen yorum
ha soyle , yedi de, icti de, havuza girdi cikti de,tas gibi sicti de,illaki burdan durtuklemek mi gerekiyor yaz yaz diye.:)cok guzel gelismeler oluyor. Allah herseyin gayretini odullendiriyor.
14 Ağustos 2011 06:56
Özür
Çok uzun süredir bolag birşeyler yazmamıştım. Ama ne hikmetse yorumlar da mail olarak gelmedi bu arada ve ben bana yazılan yorumları şimdi gördüm. Bizimle benzer sıkıntıyı yaşayan herkese mutlaka cevap yazdım suana kadar, yardımcı olmaya çalıştım. Ancak bu yorumları yeni gördüm, ilgisiz oldugum düşünülmesin lütfen. Çok özür dilerim.
*****
Yazan: Tarih: 2011-08-15 23:25:01
Konu:
blogunuzu apne yataklarını araştırırken buldum
kızınızdan Beken\'inizden ayrı 4 seneniz geçmiş.
bizimse 6 senemiz bitti subat basında 7. seneyide devireceğiz
işin kötüsü oglum melek Tugayım sanırım küçük kardeşinide yanına istiyor aynı hastalık ve benzer yan sorunlar var allah kimseye evlat acısı tattırmasın.
************
Çok üzüldüm yaşadıklarınıza. Umarım ve çok gönülden diliyorum ki diğer çocugunuz sağlığına kavuşsun. Sizin inancınız ve sevginiz O'nu hayata bağlayacaktır. Lütfen inanmaktan vazgeçmeyin.
************
Yazan: Tarih: 2011-07-25 22:59:19
Konu: lütfen yardım
merhaba, benim ikizlerim var 19 aylıklar. cuma günü anjio yapılarak 2 mmlik pda mız coil ile kapatılacak. tahmin edebiliyorsunuzdur anne olarak içim yanıyor, sürekli endişelerim var. bir taraftan kendimi teselli etmeye çalışırken bir taraftan da yiyip bitiriyorum. anjio sırasında olumsuz bişeyler gelişecek diye korkuyorum. nette araştırırken size rastladım benzer duygulara siz de kapılmışsınıız sanırım, çok şükür olmuş bitmiş sağlıkla evinize dönmüşsüüz. darıısı başımıza inş. dualrınızı bekliyorum. sevgiler
Çok çok üzgünüm yorumunuzu zamanında göremediğim için. Sanırım bitti operasyon. Eminim ki, herşey yolundadır.
*****
Bu iki arkadaş isim ve mail yazmadıkları için onlara ulaşma imkanım yok. Bana tekrar yazarsanız çok sevinirim.
12 Ağustos 2011
Buradayız
Havuzdayım canımmm, kusura bakma. Bi rahat vermedin yani:))
**************
Doluyuz epeyce...
Ama öyle yorgun ve bir o kadar da bıkkınım ki, yazamıyorum artık. Elim gitmiyor. 3 yıldır aynı sorunlar etrafında yazıp duruyorum, kafamda sanki bir sürü tilki, hepsi daireler çizarek koşuyor ve aynı zamanda kuyruklarını yakalamaya çalışıyorular.
İşte ben o kuyrugunu yakalamaya çalışan salak tilki modundayım.
(Nazlı Ablasıyla vakit geçirdi epeyce-Üst Fotolar)

Küçük adam büyüyor bu arada, mental ve davranış olarak büyüyor tabii, fiziksel olarak algılanmasın.
PDA angiyosu sonrası sıra aylardır süren mukuslu kakaya geldi. Süt alerjisi de dahil tüm tezlerimiz geçersiz kalınca sebebini anlayabilmek için endoskopiyi kabul ettik sonunda. Tekrar anestezi verildi, sonucta kronik kolit ve kronik gastrit çıktı. Bu defa sıra kolitin sebebinin araştırılmasına geldi. Barsaklarda yara olmadıgına göre yediği bazı şeylerden kaynaklanıyor olmalı denerek gıda intolerans testi yapıldı, 5 gıdaya karsı. Hayatımda boyle bir test görmedim, 5 gıdaya karşı test yapılıyor ama sonuc sadece tek bir pozitif. Ne sonucun degeri var ne de referans aralığı. Doktor diyor ki bu test % 95 süt ve yumurta içindir. Süt ve yumurta intolerans konusunda kardeştir, ikisini birden kesin. Öyle ki yediklerinin içinde bile olmayacak. HAl böyle olunca tüm bisküvi-kek-çikolata-kahvaltılıkların cogu kesilmiş oldu. Çocuga ne yedireceğimi şaşırıyor olsam da aylardır devam eden ishalin şak diye kesilmesi acayip sevindirik yaptı bizi. Öyle ki sokakta gördüğüm insanlara "Candaş bugün sadece 2 kere sıçtı biliyor musun? Hem de Allah seni inandırsın neredeyse taş gibiydi" diyesim var yani :)))
MArmara Universitesine gidiyoruz cogu muayenemiz için artık. GAstroda süt ve yumurta konusunda aynı seyleri soyledi, ama yavaş yavaş başlayalım vermeye dedi. Gunluk 1 çay kaşığı peynir ile başladık, suanda gayet iyi gidiyor. 2. hafta 2 kaşığa çıkacak. 1 ay sonra da 1 çay kaşığı yumurta sarısıyla başlayarak tepkileri gormeye çalışıcağız. Hem de barsakların o gıdalara karşı toleransını artırmış olacağız umuyorum ki...
FMF atakları konusunda pek ilerleme kaydedemedik. Kortizona devam son hızla. HAtta 2 ay once endoskopi olacagı zaman sabah ilaçlarını vermemiştim, kortizon da içindeydi tabii. Akşam yarım doz vermiştim ve sonraki gun atak geçirdi yine :))
Bu kadar hastalık ve ilaçlarla büyüme konusunda da ilerleme sağlayamadık doğan olarak. Öyle ki son 6 ayda hiç uzamadı boyu. Hem ishal hem kortizon olunca sonuç bu oluyor tabii. Endokrin takibine devam ediyoruz, hormon başlayabiliriz artık dedi. Ama sanırım bu defa biz vazgeçtik, onca hastalık ve ilaçlar arasında bir de çocuga her gece iğne yapmak ve tabii ilacın yan etkileriyle boğuşmaya gerek var mı? Evet yaşıtlarından epeyce küçük bir cocuk ama herseyin de farkında. Birçok konuda yaşıtlarından çok üstte oldugunun da farkında. Herkes farklıdır, Onlar boy olarak büyük olabilir, sen de bildiklerinle büyüksün onlardan benzeri şeyleri ön plana çıkarıyorum aslında. Kendine güveneceği birşeyler olsun ve bunu bilsin istiyorum.
(Kreşte en sevdiği arkadaşı Nehir)
Bu sene hastanelerle boğuşmamız sanırım had safhaya çıktı, önceki yıllarımız daha rahattı.
Romatoloji, endokrinoloji, gastro, nefroloji, immunoloji ve göz poliklinikleri son 6 ay içinde ziyaret ettiklerimiz. Hee, kardiyolojiyi nasıl unuturum? En başta o oldu bu sene.
Kortizon nedeniyle göz kontrollerinin önemi arttı. Gittik kontrole Dr. Hüseyin Yetik'e. Doktorlar konusunda genellikle şanslıyız. En azından sürekli takip olacağımız doktorları belirleyene kadar çok çeşitlilerini görüyouz tabii ama idamedekiler oldukça iyi, hele bizim gibi çok doktor gezen birileri olunca doktor secimi hassaslasıyor.
Hüseyin Bey Candaş'ın ilk kez insan vucuduna ilgi çekmesini sağlayan doktordur.
3 yas kontorlunde hastanede hiç göz resmi olmadıgını farketmişti ve dr sormuştu. İşin ilginci doktor da farketmemişti daha önce. O da Candasın gözün anatomisi gösteren bir kitaptan gözü anlatmıştı. İşte o gün bu gündür Candasın tüm resimleri ve kitapları insan vucudu üzerine oldu. Doktor olma isteği de Hüseyin Beyle tanışınca oldu küçük adamda.

Göz muayenemiz güzel çıktı bu arada. Candas balık ve havucu buyuık bir istekle tüketiyor, "gözümüğn arka kısmındaki damarlar çok güzel olacak" diyor.
Keyfimiz yerinde genelde, geziyoruz, misafir ağırlıyoruz. Baki Dede bir ameliyat geçirdi, İzmir'de. Maaile İzmirdeydik. Kömür Ailesi ilke kez biraradaydı. Dedenin ameliyatı da iyi geçince Çeşmede deniz keyfi yaptık 2-3 gün. 2011 dönemi tatili de bu oldu böylece. Hem açılış hem kapanış oldu yani.

Küçük adam kuyruk modunda hala benimle. Adım attırmıyor bana. Nasıl bağlılık bu bilmem böyle. Geceleri bile sağdan sola dönerken yanında olmayayım " başlıyor "anneeeeee" sesleri. Bu arada beraber uyudugumuzu da yazmaya gerek kalmadı.
Ağzı inanılmaz laf yapıyor, "sevgi böceğim, en kıymetli annem, güneşim benim" ilk aklıma gelen hitap sözleri.
Belediye otobüsüne binip, aha da böyleeee oturasım var yani son zamanlarda
30 Nisan 2011
Evet, sanırım kurtulduk.
Oldu da bitti maaşallah. Sonuncu sıkıntı da bitmiş olsun inşallah.
Ne oldu ne olaak derken bitti.
20 Nisanda hastaneye yattık, 21 Nisan 2011'de anjiyo yöntemi ile PDA mıza coil yerleştirilerek kurtulduk.
Bu kadar basit olmadı tabii, öncesindeki 10 gün boyunca deli danaya dönüştüm. Korkular, endişeler, acabalar arasında ertelemeyi bile düşündük ama faydası olmayacaktı. Kalbin sol tarafı büyümeye başlamış ve mitral kapakta da yetmezlik başlamıştı gizlice seyreden kalp sorununda. Her günümüz korku dolu olacağına 1-2 gün endişeyle geçsin dedik ve olduk. Siyami Ersek HAst yapıldı. Devlet hastanelerinden kötü anılarla dönen biz çok memnun ayrıldık. Öncelikle tüm ekip oldukça profesyonel, hemşirelik bakımı çok iyi. Benim tüm kaprislerime anlayışla dayandılar. Uzun süre hemşirelik yapan ben, kaprisli hastalara dayanamazdım en çok. Ne yazık ki ben de çok kaprisli bir hasta yakını oluverdim anlayamadan.
Küçük adamın yaşanmışlıklarına karşın kendime hak gördüm kaprisi, özel durumumuzu onlar da dikkate alırlar zaten diyordum ki, bizim özel durumumuz oradaki çocukların yanında bir hiç kaldı. Evet, doğru duydunuz, halimize şükrederek çıktık hastaneden. Meğer biz öyle çok şeyler de yaşamamışız gibi yani.
Kapris yaptığım doktor siz bizim için çok basit bir vakasınız dedi, ama yine de istersen ameliyathaneye gir sen de, oğlunu uyutalım öyle çık.
Öyle yaptık, küçük adam uyudu ben çıktım, o uyanmadan yine yanındaydım, o boşluğu hiç yaşamadı, hatta sorunun sadece koluna takılan iğneyle halloldugunu sanıyor. Böyle olması daha iyi, ama kasığındaki bantlara anlam veremedi tabii bir türlü.
22 nisanda hastaneden çıktık, eve geldik, yıkanıp paklanıp yatacakken bizimkinde bir kaşıntı, bir kabarma tüm vucut şişti. Apar topar hastaneyi aradım, anestezi alerjisi olabilir ama 24 saatten sonra çıkmaz, çocuk doktoru görsün dediler. Tekrar acil servise gittik, alerji dendi, serum takacaz ve tahlillerini yapaaz. Kabul etmedim, iğne yapın burada kalalım biraz diyerek çare bulduk. 1 saat sonra herşey geçti ve tekrarlamadı. Sanırım strese bağlı gelişmiş. Minik yavrucak sıkıntı yaptı hastaneleri artık.
HAstane yatışı öncesi ve sonrası öğretmenleri geldi, öğretmeninin oğlu Cenker ile kudurdular desem en doğru söz olur. Şebek pozları da yerleştireyim buraya.
Bu müdahale sonrası acayip huy değiştirdi bizimki. Kıçına motor takılmış gibi koltuk tepesinden veya bizim tepemizden inmiyor. PDA teşhisinde çabuk yoruluyor mu demişti doktorlar, hayır aksine hiç yorulmuyor demiştim. Yalan söylemişim meğer, ne kadar da halsizmiş o zamanlar, şimdiki halini görünce anlıyoruz tabii bunu :)))
PDA nın tam olarak kapanıp-kapanmadığı 1 ay sonraki kontrolde netleşecek
Bizim için dua eden, arayıp-soran, evimizi ve hastane odamızı bolca onurlandıran veya bunları düşünen herkese çok çok çok teşekkürler.
10 Nisan 2011
Yıldız Olmayan Kardeş
Navigasyon
02 Ocak 2011
Unutulmaz deme sakın...Unutulur ...unutulur...
Bunu asla unutamam dediğim öyle çok şeyi unutuyorum kiii.
Sevinçlerim, üzüntülerim, nefretlerim, acıların, kahkahalarım...nasıl da unutuluyor şaşıyorum zaman zaman...
Mesela yaklaşık 4 ay kadar önceydi, Candaş kreşte Furkan'ın burnunu ısırmış, sebebi de varmış bizimkinin.
Furkanın üçgenleri sevmemesi...Yazacam bunu, asla unutmam diyorum, ama unutuyormuşum neredeyse...
Sonra dünyanın güneşin etrafında dönerken, aynı zamanda da kendi etrafında dönme hareketini elleriyle doğru yapamayan Tolga almış nasibini Candaş'ın dişlerinden...
Sonra ertesi gün bir daha Tolga bilmem hangi sebepten. Çocuğumun yanağı mosmor gezmiş günlerce.
Annesi not bırakmış, "Candaş'ın annesiyle konuşsanız" diye.
Günlerce kaçtım tabii, kimselere görünmemek için.
Her anne bilir ki konuşmak sorunun varlığını çocuğuna karşı kabul etmektir, bir de çocuğunun hareketlerini anneye yetiştiren/ispiyonlayan birinin varlığını da farkeder ki bu da oldukça kötü. Öğretmenlerine karşı güven eksikliği duyabilir.
Birkaç gün hiçbir şey olmamış gibi davrandım, bugun ters birşey oldu mu? gibisinden sorular sordum.
Hepsinde cevap standart:"Mükemmel bir gündü"
Sonra dedim Tolgayla bir problem var mı aranızda?
Evet dedi, yanağını ısırdım onun. Çünkü elleriyle dünya ve güneşin nasıl döndüğünü gösteremedi.
Olabilir, bunun için arkadaşlarına zarar verilmez ki?
Ama ben ona anlattım, gösterdim ama O hala yapamadı, ben de ısırdım.
Senmisin bu konuda konuşan, oğlum beni yanıltmadı ve konuştuğum gün gitti yine ısırdı Tolga'yı (annesinin haberi yok bundan)
Benim bundan çıkardığım ders:
Candaş asla öğretmenliğe teşvik edilmeyecek :))
Bu aralar fena değil, ısırmıyor en azından. Arkadaş tercihrini değiştirdi. Nehir, İpek, Beyza ile takılıyor şuaralar. Onlar Candaş insan vücudunun çalışmasını anlatırken Onu dinliyorlarmış :))
*****
Geçen sabah diyalogumuz şöyle:
evden çıkmak istemiyor, tabii işe geç kalıyoruz. Peki o zaman ben gidiyorum, sen kalabilirsin evde dedim.
Hayırrrr, beni bekle ben de gelecem dedi.
Babası arkadan bağıyıyor, beni de bekleyin diye.
Candaş'ın cevabı:
Senin benimle gelmene gerek yok baba, ben annemle gidiyorum, çünkü sen kendini koruyabilirsin:))
Hani ataerkil veya erkeğin korumacı rolu ağırlıklı bir evde olsa anlarım ama bu davranışı sadece erkek içgüdüsü diye yorumladım.
******
Bu sabah uyandı, rüya görmüş onu anlatıyor:
"Uzaya gittim ben, Satürne...Satürne bi buzdolabı getirmişler ama kapağını açık unutmuşlar, o yüzden Satürn soğuk gezegenmiş
Gezegenleri dolaşmış sonra, Neptünün dünyaya bakan kısmında az, Venüsün arka kısmında çok miktarda su bulmuş :))
Şuaralar uzaydan inemiyoruz pek fazla. Kuyrukludın kuyruğu nasıl oluşmuş sorusuna cevap veremeyince kalakaldım. Bilmiyorum oğlum, öğrenip anlatacam sana.
Öğrendik tabii sonra, anlattım, hııı dedi.
Peki, kuyruklu yıldız dünyaya çarpar mı diye de öğrendini?
......
Bu konuyu daha işlemedik ortmenim ;(((
*********************************************
İnsan vücudu asıl ilgi alanı.
Evde bir insan maketi, bilimum sayıda insan vucudu ansiklopedisi ve kitaplarıyla doldu kısa sürede. İnanılmaz bir algısı var. Sinir sisteminin işleyişine kadar biliyor artık.
Biraz önce koşarak geldi,
"Anne...midemden gurul gurul sesler geliyor. Şimdi beynime gitti o sesler, ve beynim de dedi ki miden boş Candaş, acıkmışsın, yemek yemen lazım. Böylece ben de sana acıktım anne diyorum.
...,
Bir eliyle diğerini çimdikliyor, bak anne burayı sıktım, sinirler sıktığımı hissetti ve beynime önderdi, beynim de elini çemelisin, canın acıyor dedi, ben de sıkmayı bıraktım :)
....
Son zamanlarda daha çok arkadaşlarımızla buluşmaya başlayıp,dün sabah Defneler geldi. Hem de hayalini kurduğum şekilde:
Küçük adama kahvaltı yaptırıyorum, ama evim berbat halde, yılbaşı günne de olsa, akşamdan kalmayız üstelik.
Defnenin annesi Canan arayan,
"Nerdesin?
Evdeyiz, kahvaltıda
İyi, aşağıdayız biz de geliyoruz."
İstanbul gibi bir yerde çatkapıyı yaşamak en büyük hayalimdi. Gerçi ha önce de yaşamıştım bu durumu ama sadece yanılsamaymış o. Benim samimiyetle yaklaştığım ama karşı tarafın samimiyeti bilmemesinden farklı şekilde algıladığı yanılsamaymış sadece. Geç te olsa salak konumunda değerlendirilmekten kurtulduğuma seviniyorum.
Çatkapı demiştim en son. Neyse ki evimi süpürmeye yetti aradaki zaman. gelen arkadaşım için bu öenmli değildi biliyorum, o benim dostluğum ve samimiyetim için bu şekilde geliyordu. Gurur duydum bundan da.
Kuzucuklar oynadı, biz sohbet ettik vs.
Sonrasında taaa Kanada'lardan yıllardır mailleştiğimiz-konuştuğumuz ve heran desteğini hissettiğim bir cesur yürek ve annesini bekliyorduk. Birbirimizi çok iyi tanıyıp, sadece yüzlerimizi görmediklerimizdendi. Onları kabul ettik evimize, 24 haftalık kuzucuğuyla eski günleri, yaşananları hatırladık, şükrederek halimize....derken güzel ve hareketli bir Cumartesi geçirdik.
Bugün ise.......yine çok değerli biriyle randevumuz vardı:
Yoğun bakımda yavrularıma bakan hemşirelerimizden Tülin Hemşire....
Öğlenki jimnastik dersimizin ardından buluşmak için sözleştik, benim Cadde delisi oğlan Caddede gezdi yine, hem de hemşire ablasının ilgisiyle sarhoş oldu, keyiflendi.
3 yıl görüşmeyip 4 saat sohbet edebilmek harika geldi. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım, bir de küçük adam pusetinde uyuyunca değmeyin keyfime...6 yıl aktif hemşirelik yapmış biri olarak bir hastamla görüşmem o kişinin çok özel olmasıyla ilgilidir. O da oğlum ve benimle görüşmek istediği için çok mutlu oldum...Tabii görüştüğümüz diğerleri de vardı, Candaşın 1 yaş doğum gününde hepsi gelmişti mesela.


Yorucu ve güzel-özel bir haftasonu geçirdik kısacası...
13 Aralık 2010
lapak lapak kar yağarken

Lapak lapak kar yağıyormuş, öyle diyor. Kardan kale yapacakmış, heryer besbeyaz olduğunda.
Buz gibi soğukta içim alev alev yanıyor, bir sözün, bir dokunuşunla.
Yılbaşı ağacı süslüyorsun deli gibi. Günde 10 kez takıp-çıkarıyor sonra tekrar takıyorsun süsleri.
Mutfakta yemek yapıyorum, koşarak geldin yanıma. O sarı saçların senden önce zıplıyor ya koşarken, sonra karmakarışık dağılıyor düşündüren organ dediğin beynini taşıyan kürenin her tarafına.
"Yılbaşı ağacını süslüyoydum, biyden biye seni çok sevdiğim geldi aklıma, onu söyyemek için geldim anne" dedin.
Sarılmak, sımsıkı sana, öpmek o dünyalara bedel gülcamili öpmek okşamak yetmedi içimdeki sevgimi sana yansıtmaya. Nasıl bir şeysin sen ya? Bu dünyadan değilsin sen, cennetten geldin bana sen, tüm güzellikleriyle dolu, ışıl ışıl, rengarenk...
Durup durup yüzümü okşuyorsun, " sevdim seni anne".
Defnenin doğum gününü kutladık, 3 yaşına girdi.
Sizi izlemek öyle güzel ki...birbirinizle gayet iyi oynarken birdenbire kavga etmeniz, ağlamalarınız gülmelerinizin gerçekliği büyülüyor beni. Kendinizi kasmadan tüm duygularınızla davranmak....Büyüdükçe unutmak zorunda olduğunuz bir davranış olması üzüyor beni.
Defnelerin yılbaşı ağacını süslemeye davet edildin. cevabın şöyleydi:
"Tabii ki de gelirim, ben ağaç süslemekte çok iyiyimdir".
Nerenden çıkıyor bu laflar anlayamıyorum, sanki daha önce yaşamışsın gibi. herşeyi biliyor da bize öğretiyormuşsun gibi.
Seni hayretle izlemek çok güzel, doyumsuz bir tat.
Bazen neden doyamıyorum sevmelere diye düşünüyorum ama doymamalıyım zaten. Heran yeniden yeniden sevmek seni, yeniden şaşırmak her sözüne çok güzel.
Tombala, kızma biraber,tavla ve satranç hastasısın.
Günde 20 kez tombala oynuyoruz, hepsini de sen çekmelisin. Kendi kağıdından çok bizimkileri kontrol ediyorsun, belki göremeyiz biz yakamyayı diye. Hoş, tombala oynaman işime yarıyor çünkü yemek yediriyorum. Kartında mutlaka 11 olmak zorunda, 11 çıktığında "senin en sevdiğin yakaaammm" diye böğürme zorunluluğumuz var, ardından da sen söyleyeceksin mutlaka. 33 çıkınca 33 diye bastıra bastıra bağırarak gözüme sokuyorsun rakamı, ta ki ben "benim yaşım" diyene kadar. Kapı numaramız, asansörde bastığımız kat numarası vs şeklinde uzuyor hayret çığlıkların.
Bugün okula götürdün tombalayı, sabahtan beri binbirinci tura dönmüş öğretmenlerinle oyun faslın.
Jimnastik kursuna başladın, aman allahım nasıl severek gidiyorsun derslere.
Bu cumartesi kar yağıyordu ve çok soğuktu hava gitmeyelim dedim. "Gidelimmmm" diye çıldırdın, gittin.
"Yaşasınnn, cimnastik okuluna gidiyoruzzz", kapıcıya bile anlttın cimnastik okuluna gittiğini. Öğretmenlerin de çok memnun halinden, çok istekliymişsin ve söylenenleri ilk seferde uyguluyormuşsun. İyi gider umarım hep böyle.
Benim de stresim biraz azaldı sanki bu aralar, 6 ay kadar süren deli dana hallerin kontrol altına alındı, hep suyuna gidiyoruz tabii. Bu senin isteklerinin kabul olduğu anlamında değil tabii, sana sunuş şeklimi değiştirdim sadece, illa kşi olması gereken birşeyin zorunluluğunu sana söylememek ve hissettirmemek gerekiyor. Bunu başarmaya başladım. Mesela diyorum ki sana "hadi diş fırçalamaya gidiyoruz" ... Deliriyorsun...Son 5 dakikan var zaten diyorum.
"benim bir fikrim varrr" diye atlıyoprsun hemen, "önce 5 dakika oynayayayım, sonra da dişlerimi fırçalamaya gidelim, ne deysinnn?"
Allahım bitiyorum bu hallerine, benimle aynı şeyi söylüyorsun ama ille de sen belirlemelisin, sen önermelisin. Hep önde ve lider olmalısın. Hoşuma gidiyor tabii bu halin.
Oldukça sosyal birisin, her ortama giriyor, uyum sağlıyorsun.
Benim vücudumdaki PLEVa denen döküntülerde 2. ayına girdi. Kızamık ve suçiçepği karışımı, tüm vucudumu saran döküntüler...Görenlerin "ayy, ne oldu sana" dedirten cinstendi. Biraz biraz azalmaya başladı, şimdiki derdim de izlerinin kalıp-kalmayacağı konusu tabii. Şimdilik izler var bembeyaz lekeler, umarım yaz gelip güneş ışığıyla kavrulmadan önce geçer izleri de. Yoksa iyice yapışabilir. "Anne ilacını az mı içiyorsun" diye soruyorsun. Fazla ilaç içmemek gerektiğini anlatıyorum.
Kitap okuyoruz ikimizde deli gibi. Ama senin favorin benim kitapların. "Jeff' i okur musun anne?" Seve seve okuyorum tabii.
Sen doluyum yavru kuşum, meleğim benim.
Hee, meleğim demişken geçen "meleğim benim" dedim sana.
"Ben Meyek fiyan değiyim, Candaşım ben" dedin :))
28 Ekim 2010
İtiraf Ediyorum Sevgili Blog
İtiraf ediyorum sevgili blog,
Hani sana son zamanlarda sık sık söylediğim bir konu vardı hani, yazamıyorum buraya artık diyorum, vaktim yok diyorum ya hani. İtraf ediyorum yalan söyledim.
Zamanım var tabii iki satır yazmaya, ama ne zamanraya güzel birşeyler yazsam genç adam akabinde hasta oluyordu. Nazar değiyor kuzumadeek önce foto koymayı, sonra da yazmayı bıraktım. Düne kadar, dün yazdım hiefena olmayan haberlerimizi. Sonra ne oldu biliyor musun?
İşte bu oldu.
Ateş, boğulurcasına ökürük, ventolin, pulmicort...
26 Ekim 2010
Bi' Garibim Bu Aralar
Bi' garibim bu aralar sevgili blog.
Senin küçük adam var ya hani, pardon O duymasın küçük adam dediğimi, kızıyor. Büyük adammış O, genç adam diyoruz biz de, orta yolu bulduk. Öylle agresif öyle manyaktı ki tüm yaz sezonu boyunca ve son 2 haftaya kadar.
Sürekli böğüren, vuran-kıran, tırmalayan ısıran, herşeye muhalefet ama öyle tipik çocuk muhalefeti değil...Şımarık, arsız, lafdan sözden dinlemez...
Ben ki çocuğuma hiç el kaldırmayan anne olacağım derdim hep, asla idi benim için.
İtiraf ediyorum sevgili blog, yaptım.
2 haftadır daha iyi. Anlaşalım söz işe yaramaya başladı, "ıııı, bi' fikrim" şeklinde çıkışlarla kotarmaya çalışlyıoruz. Amerikayı yeniden keşfetmiş gibi yani.
Boyundan çokkk büyük laflar ediyor.
"Ben küçük bir çocukken" diye başayan hikayeler anlatıyor. Büyümüş salak da, ben küçük bir çocukken diye hikaye anlatıyor.
Kreşin belalısı oldu. Bugun arıyor Ayşe Anne, ama telefonun ucunda benim müstakbel gelin Zeynep vardı. İçini çeke çeke başladı konuşlmaya:
"Candaşın anneesiiiii, Candaş var ya benim tepeme çıktı, ayağıma bastı, bi de yapma Candaş dedim ama o yine de yaptı, saçıma bastı"
Evet şikayetler başladı. Zeynebimin durumuna çok üzüldüm ama o hali telefondakivar ya hani, gülmemek için zor tutuyorum kendimi.
"Benim de sözümü hiç dinlemiyor biliyor musun Zeynep dedim. Ne yapacağımı şaşırdım ben de.
"Düşünme cevası vermelisin O'na" dedi
Haklsıın dedim, ama daha önce denedim işe yaramıyor, daha da yaramaz oluyor dedim.
"O zaman hamurla oynamama cezası verebilirsin, çünkü Candaş hamuru çok seviyor"
Çok iyi fikir dedim, bunu deneyeceğim.
Tatmin oldu poposu ısıralısı kuzucugum.
Zor, hem de çok zormuş çocuk yetiştirmek.
Ne zaman paramız yok desem mesela cevap standart,
"Benim kum paramda bissürü para var, kullanabilirsin"
O para da ne praymış bitmek bilmedi gitti.
Bu sabah işle evin tam ortasında kakam geldi diye ağlamaya başladı. Az kaldı okula desem de acıyor, kaçıyor diye ağlıyor. Ara sokaklara girip, bir fırının önünde durdum. Koşa koşa gittik, ama titiz beyefeituvaleti kullanmamıza izin vermedi, müsait değilmiş, türkçesi tuvaleti bokgötürüyor, o hali,ni görürsen 7 sülalen benden ekmek almaz demekti. Çocuk alına sıçacak dediysem de laf anlatamadım. Poşet ver bari dedim, fırının kapısında poşete kaka yaptırdım yavrucağıma. İshal olmuş, iyi bile tutmuş o saate kadar.
Her sabah gimicemmmm krizi başlı başına cinnet sebebi.
Her sabah standart "okuya gitmek iştemiyoyummmmmm"
Ama iyiyiz bu aralar.
Sağlık sorunlarını da yazayım biraz sevgili blog.
Tüm yaz boyunca 2,5 ay süren astım krizleri yaşadık. Ösürük-hırıltı-burun akıntısı...Öksürük dediysem tık..tık diye düşünme. Geceleri sabaha kadar boğmaca krizleri şeklinde sürdü. TAm azaldı derken 2 gün sonra tekrar...tekrar şeklinde geçti.
Bu süreçte 3 doktor değiştirdik. 3. de tam dişime göre buldum. Doğum hikayesi benimle aynı olan, ikizlerinden birini kaybeden ve diğeri 2 yaşında olan bir anne öncelikle. Candaşı anlatınca yerinden kalkıp bana sarılan bir profesör... Parasıyla değil mi yapar diyorsan eğer sevgili blog değil diye cevap veririm ben de. Parada pulda işi olmayan bir insan. O kadar diyeyim yani...Çocuk göğüs hastalıkları uzmanı.
Aslında yoğun bakım doktorumuz Pınar Dayanıklı'nın önermesi, Çocuk romatologumuz Prof. Dr. Özgür KAsapçopurun arkadaşı olmasından da böyle bir kşilik çıkacağını tahmin etmeliydim. Bu sayede genç adamın tüm doktorlarını kafama göre ve tabii genç adamın tedavisine göre de toparlamaa başladık sanırım. Çocuk endokrin konusunda da kendi çalıştığım hastanenin dr favorim şuanda. O da Pınar Hanım.
Öksürükler sonunda kontrol altına alındı, umarım böyle kalır.
FMF atakları ortizon ile kontrol altında, şimdi daha iyi anlıyorum ki ne işkence yaşamışız 3,5 yıldır. Kortizon yarım doza bile düştü, ama sanırım bu dozda biraz kalmamız gerekecek.
Büyüme konusunda ise ilerleme yok ne yazık ki. Yeme sorununu epey çözdük, sözler ve güzel iletişimle yolunda gidiyor. Ancak ben asabi olursam yemeği unutmam gerekiyor. Yemesi iyi ancak büyüme yok.
4 yaşı bitecek ama hala 10,5 Kg ve yeni 90 cm ulaştı. Büyüme hormon tedavisi konusunda Pınar Hanıma bıraktım kararı, ona güveniyorum. Öyle mantıklı güzel açıklıyor ki herşeyi, daha ne isteyeyim.
Kemik erimesi için 2 aylık tedavi bitti, devamedeli,m dedi doktorumuz. 1 kutu daha bitsin, tekrar ölçüm yapalım dedi. Umarım güzel sonuçlar alırız.
Blogcugum onca aradan sonra bu kadar yeter sanırım. Sonra gene yazacam.
24 Ekim 2010
Güçlü Kadınlar
Çok beğendim.... bilip de söze dökemediklerimdendi. Burada yayınlamak istedim.
GÜÇLÜ KADINLAR
Güçlü kadınlar vardır, her işlerini kendileri halletmeye çalışan.. Anne babaları tarafından böyle ye...tiştirilen. Onlar kendi paralarını kendileri kazanmak isterler. Evdeki tüm tamirat, tadilat işlerinden anlarlar. Bir erkeğe mecbur kalmadan da hayatlarını devam ettirebilirler. Faturalarını kendileri yatırırlar. Hemen hemen tüm işlerini kendileri yaparlar. Hatta etraflarının yükünü de üstlenirler. Özgürlüğü severler, dik durmayı da, güçlüdürler çünkü...
Âşık olduklarında hissederek yaşarlar. Aşklarına kurallar koymadıkları gibi büyük beklentilere de girmezler. Sevdiklerine problem çıkarmazlar. Bütün gün çalışıp durduktan sonra, akşamları yorgun da olsalar sevgilileri buluşalım dediğinde, hemencecik hazırlanıp sevgililerinin onları evden almalarına gerek kalmadan, o her neredeyse onun olduğu yere giderler.
Çoğu zaman sevgililerinin ya da kocalarının haberi bile olmaz yaşadıkları sıkıntıdan, yansıtmazlar çünkü. Para var mı, işyerinde sıkıntı mı oldu, birine canı mı sıkıldı, hiç bunlarla yormazlar birlikte oldukları erkeği. Çünkü istemezler kimse onlara acısın. Sonra da bir bakarlar ki, bu kadar dik durmanın ve sorun çıkarmamanın karşılığında gerçekten de kimse onlara acımaz. Bu durum zamanla gelenekselleşir ve acınmama ile sorun çıkarmama hali yaşam tarzına dönüşür. Ezkaza dayanamayıp sorunlarını paylaşmaya kalksalar, bu sefer de sorunlu kadın, kaprisli kadın, tahammül edilmez kadın damgasını yerler. Bu yüzden de terk edildiklerinde bile hiç seslerini çıkarmaz bu güçlü kadınlar! Terk eden erkek de bilir onun ne kadar güçlü olduğunu ve onsuz da yaşayabileceğini, içinde yaşadığı fırtınalardan bihaber. Sonra bir dosttan, eşten, ya da tanıdıktan duyarlar ki onu terk eden erkek gitmiş, muhtaç yaşamak zorunda olan biriyle beraber olmaya başlamış. Erkekler çok severler böyle kadınları. Birinin ona muhtaç olduğunu görmek bir çok duygusunu okşar erkeğin. Onlara kendini erkek gibi hissettirir! Bu zayıf kadınlar erkeklere bağımlıdır.
Mesela fatura filan yatıramazlar, anlamazlar çünkü. Nereden yatırılır onu da bilmezler. Ev ya da yemek alışverişi de yapmazlar, çünkü taşıyamazlar onca torbayı. Hep yorgun olurlar, bütün gün spor salonları, kuaför, o mağaza, bu mağaza gezerler. Akşama yemek yapmaya fırsat bulamazlar. Akşam eşleri eve geldiğinde, bugün nereye yemeğe gidelim, diye sorarlar. En kötü ihtimal dışarıdan yemek söylerler. Zayıf kadınlar doğurdukları çocuğa bakacak gücü de kendilerinde bulamazlar, pamuklar içinde yaşamaya alışmışlardır bir kere. Kendilerini hep altın tepsi içinde sunarlar. Huysuzluk da ederler, ama bu erkeğin hoşuna gider, çünkü kadın ona muhtaçtır, söylenmeyen güçlü kadının aksine, hiçbir şeyi beğenmedikleri gibi devamlı da mutsuzdurlar. Pek teşekkür etmezler, kıskançlık krizlerini de severler Kocasının ve sevgilisinin hayatlarını karartırlar. Erkekler bu kadınları asla terk edemezler. Çünkü o güçsüz, kırılgan bir kadındır. Ayrılırsa kurda kuzuya yem olur. Koruyup kollanmalıdır her an o!.
Zayıf kadınlar hiç çökmez, buruşmaz ve yıpranmazlar. Ancak işin ilginç yanı her zaman daha değerli olanlar da onlardır. Ve geride kalan güçlü kadınlar tüm bunların nasıl gerçekleşebildiğine sadece bakakalırlar.
Alıntı: AYLİN KOTİL SARIGÜL
15 Temmuz 2010
Pardon Bu Sonuç Oğluma Ait Değil Sanırım?

Aynen böyle demek istedim tahlil sonuçlarını aldığım bankoya.
"Yanlışlık oldu galiba, bu sonuçlar Candaş'ın olamaz?"
"Neden?"
"Lökositler normal, CRP normal, Sedim bile normal, olamaz ki?"
Bu küçük adam 3,5 yaşında ve ben 3,5 yıldır böyle bir sonuç görmedim.
Ama gerçekmiş sonuçlar.
Kullanmak istemediğim, kendimi paraladığım, olmasın ya doktor dediğim günlük 5 mg. lık kortizonun sonucu işte böyle oldu.
2007, 26 Haziranında ilk FMF atağını geçirdiğinden bu yana ilk kez 35 gün boyunca atak geçirmedi.
Çoğu anne çocuğu ayda bir ateşleniyor diye dövünürken biz 1 aydır ateşlenmedi diye şampanya patlatacağız. Herkesi arıyorum, "biliyor musun Candaş bir aydır ateşlenmedi" diye.
Kortizon korkumuz toplumsal bir korku halini aldı galiba.
"Bu kadar düşük dozun zararı olmaz. Geçirdiği FMF atakları daha fazla zarar verebilir" diyen doktorumuz prof. Dr. Özgür KASAPÇOPUR sayesinde bu 1 ay şaşkınlığımız.
Son 3 aydır ataklar 3-4 güne kadar düşmüştü zira ve beynimde alev topları kovalamaca oynuyorlardı.
Umarım çok uzun zamanlar geçer böyle.
Belki 1 yıl sonra "1 yıldır ateşi çıkmadı" hiç diye anlatacağım günler de yakındır.
Buraya yazıyorum diye değil, herkese zaten anlatıyorum diye yazıyorum, bizim en büyük şanslarımızdan biridir Özgür Bey. Çevremde ateşi çıkan her çocuk annesine "Özgür Bey'e gittiniz mi?"
Bu vesileyle doktorumuza tekrar teşekkür.
Yıllar sonra da güzel sonuçlarımızı alırız inşallah.

