Noel Baba
Küçük adam okuldaki yılbaşı apacı için teleskop, evdeki noel ağacı için de İkea Treni istiyor. Bir de İpad istiyor ama boşver onu, Galaxy Tab daha iyi olur benim kanımca :))
Sen adresi biliyorsundur herhalde, geyik yapmazsın artık. Bir zahmet gönderiver.
Bak kırmızı donları da yılbaşı ağacımızın en tepesine asmak suretiyle hazır ettim, tamam kabul bacamız yok evde ama, en üst katta oturuyoruz, çatıdan atıverirsin içeri :))
Bunlar ufaklığın istekleri senden. Noel Babaya inanıyormuş gibi görünüyor ama bana sorarsan inanmıyor, ona gerçekleri anlatmamı istemiyorsan yukarıdaki listeye gözatıver.
Kendim için istekleri sana daha sonra yazacam. 3 günde biter sanırım :)))
*************
genetik geçişdedikleri bu olsa gerek :))
27 Aralık 2011
Sen Adresi Biliyorsun
23 Ağustos 2011
Nazar
Bir arkadaşın evinin kapısında gördüğü nazar boncuklarından istedi, birini aldı.
Eve gelince sordu nazar ne demek diye.
4,5 yaşındaki çocuğa nasıl anlatılır ki nazar?
"Hani bazen insanlar sana diyor ya, "aaaa, şu çocuğa bak ne kadar akıllı, ne kadar tatlı"
İşte o kişi eğer sana bunları seni kıskanarak söylerse sana kötü duygularını verir ve bu da senin belki hastalanmana belki de düşmene sebep olabilir. İşte nazar boncuğu bundan korur seni"
Sözümü yarıda kestirdi ve "anladım anne" dedi.
Koşarak odasına gitti, odasının kapısına astı nazar boncuğunu. "Anne hemen gelmen gerek" dedi.
Gittim, "bak şimdi sana nazar boncuğunun nasıl koruduğunu gösterecem. Sen aaa Candaş ne kadar tatlı diyeceksin" dedi.
NAçizane emir kulu olarak söyledim, daha sözüm bitmeden nazar boncuğunu tak tak tak diye kapıya vurmaya başladı. Anlayamadım neler olduğunu, derken "anne hadi kaç, nazar boncuğum seni korkuttu kaçman gerek"
Koşmaya başladım, eliyle ağzını kapatp kikirdemeleri inletti evin içini.
"Bak gördün mü nazar boncuğum beni nasıl korudu" dedi.
Evet tatlı oğlum, çok güzel anlamışsın gerçekten.
*******************
Eşim bilgisayar ekraanına düşün fotomuzu ekran koruyucu yapmış.
Görünce bir çığlık attı. Anne ve baba...
Ben nerdeydim dedi. Karnımdaydın oğlum dedim.
"Hııı,i sanırım ben o zaman hücre halimdeydim" dedi.
:)))
**********************
İşi gücü alfabe şu aralar.
Uzay ve insan vücudu merakı geçmiş değil. Ama sanırım öğrenebileceği herşeyi öğrendi 4,5 yaş için. Alfabeye geçti.
İnsan vucuduyla ilgili bir anıyı da yazmam lazım aslında.
Her doktora gidişimizde insan vucudu kitabını yanımızda taşıyoruz. Doktorun ilgilenmesi gerekiyor bu durumda, bizimki başlıyor herşeyi anlatmaya.
Geçen endokrindeyiz. Kitabını açtı, sayfa sayfa anlatıyor. Sinir sisteminin işleyişini ve kulaktaki ses titreşimlerinin oluşumunu da anlatınca doktor dedi ki" Senin bildiklerini 20 yaşındaki adamlar bile bilmiyor Candaş"
Gururdan kikir kipir etmeye başladı. Sonra doktor dedi ki bana "endokrine gitmeniz lazım ishalleri için"
Küçük adam araya girdi hemen, "ne dedi annne?"
"Başka bir doktpora daha gitmemiz gerekiyormuş oğlum" dedim.
Durdu 1-2 saniye, hemen koşarak doktorun masasındaki kitabını aldı ve kapıya yöneldi.
"Hadi gidelim anne, o doktora da insan vücudunu öğretecem"
:))))
***************
Geçen parka giderken dedi ki,
"Anne biliyomusun, ben geçen gün parktaki çimenlerin üstünde İngilizce Alfabe şarkısını söylüyordum.
Naz (6 yaş) dedi ki, "sen ne güzel şarkı söylüyorsun böyle?"
Ben de dedim ki (sesini, kalınlaştırarak) "Bak gördün mü, küçüklerinde çok iyi yapabildikleri şeyler vardır"
:)))
Bu defa ben kikir kikir :)
*****
Bu da sevgülü Candan arkadaştan gelen yorum
ha soyle , yedi de, icti de, havuza girdi cikti de,tas gibi sicti de,illaki burdan durtuklemek mi gerekiyor yaz yaz diye.:)cok guzel gelismeler oluyor. Allah herseyin gayretini odullendiriyor.
14 Ağustos 2011 06:56
22 Ağustos 2011
Erkek Erkeğe
Babasıyla hiç vakit geçirmeyen genç adam bugün babasıyla zorla sinemaya gitti, ilk sinemasıydı bu (21 Ağustos 2011).
Arabalara karşı hiç ilgisi yok, ama yine de gönderdim. BAbayla kaynaşsınlar biraz diye, zira entegre kuyruk oldu bana.
Sen de gel dedi, erkek erkeğe gidilir arabalar filmine dedim.
Gitti, biraz sıkılmış ama dehşete düşmüş sinemadan belli ki keyif de almış.
Nasıldı dedim:
Elleriyle gözlerini kapattı "elektrikler söndü, sonra mola oldu (eliyle mola işareti yaptı), sonra bitti" dedi.
Bu arada eve ilk geldiğinde ilk sözü,
"anneeeee...biliyo musun kızlar da vardı sinemada...." oldu.
12 Ağustos 2011
Buradayız
Havuzdayım canımmm, kusura bakma. Bi rahat vermedin yani:))
**************
Doluyuz epeyce...
Ama öyle yorgun ve bir o kadar da bıkkınım ki, yazamıyorum artık. Elim gitmiyor. 3 yıldır aynı sorunlar etrafında yazıp duruyorum, kafamda sanki bir sürü tilki, hepsi daireler çizarek koşuyor ve aynı zamanda kuyruklarını yakalamaya çalışıyorular.
İşte ben o kuyrugunu yakalamaya çalışan salak tilki modundayım.
(Nazlı Ablasıyla vakit geçirdi epeyce-Üst Fotolar)

Küçük adam büyüyor bu arada, mental ve davranış olarak büyüyor tabii, fiziksel olarak algılanmasın.
PDA angiyosu sonrası sıra aylardır süren mukuslu kakaya geldi. Süt alerjisi de dahil tüm tezlerimiz geçersiz kalınca sebebini anlayabilmek için endoskopiyi kabul ettik sonunda. Tekrar anestezi verildi, sonucta kronik kolit ve kronik gastrit çıktı. Bu defa sıra kolitin sebebinin araştırılmasına geldi. Barsaklarda yara olmadıgına göre yediği bazı şeylerden kaynaklanıyor olmalı denerek gıda intolerans testi yapıldı, 5 gıdaya karsı. Hayatımda boyle bir test görmedim, 5 gıdaya karşı test yapılıyor ama sonuc sadece tek bir pozitif. Ne sonucun degeri var ne de referans aralığı. Doktor diyor ki bu test % 95 süt ve yumurta içindir. Süt ve yumurta intolerans konusunda kardeştir, ikisini birden kesin. Öyle ki yediklerinin içinde bile olmayacak. HAl böyle olunca tüm bisküvi-kek-çikolata-kahvaltılıkların cogu kesilmiş oldu. Çocuga ne yedireceğimi şaşırıyor olsam da aylardır devam eden ishalin şak diye kesilmesi acayip sevindirik yaptı bizi. Öyle ki sokakta gördüğüm insanlara "Candaş bugün sadece 2 kere sıçtı biliyor musun? Hem de Allah seni inandırsın neredeyse taş gibiydi" diyesim var yani :)))
MArmara Universitesine gidiyoruz cogu muayenemiz için artık. GAstroda süt ve yumurta konusunda aynı seyleri soyledi, ama yavaş yavaş başlayalım vermeye dedi. Gunluk 1 çay kaşığı peynir ile başladık, suanda gayet iyi gidiyor. 2. hafta 2 kaşığa çıkacak. 1 ay sonra da 1 çay kaşığı yumurta sarısıyla başlayarak tepkileri gormeye çalışıcağız. Hem de barsakların o gıdalara karşı toleransını artırmış olacağız umuyorum ki...
FMF atakları konusunda pek ilerleme kaydedemedik. Kortizona devam son hızla. HAtta 2 ay once endoskopi olacagı zaman sabah ilaçlarını vermemiştim, kortizon da içindeydi tabii. Akşam yarım doz vermiştim ve sonraki gun atak geçirdi yine :))
Bu kadar hastalık ve ilaçlarla büyüme konusunda da ilerleme sağlayamadık doğan olarak. Öyle ki son 6 ayda hiç uzamadı boyu. Hem ishal hem kortizon olunca sonuç bu oluyor tabii. Endokrin takibine devam ediyoruz, hormon başlayabiliriz artık dedi. Ama sanırım bu defa biz vazgeçtik, onca hastalık ve ilaçlar arasında bir de çocuga her gece iğne yapmak ve tabii ilacın yan etkileriyle boğuşmaya gerek var mı? Evet yaşıtlarından epeyce küçük bir cocuk ama herseyin de farkında. Birçok konuda yaşıtlarından çok üstte oldugunun da farkında. Herkes farklıdır, Onlar boy olarak büyük olabilir, sen de bildiklerinle büyüksün onlardan benzeri şeyleri ön plana çıkarıyorum aslında. Kendine güveneceği birşeyler olsun ve bunu bilsin istiyorum.
(Kreşte en sevdiği arkadaşı Nehir)
Bu sene hastanelerle boğuşmamız sanırım had safhaya çıktı, önceki yıllarımız daha rahattı.
Romatoloji, endokrinoloji, gastro, nefroloji, immunoloji ve göz poliklinikleri son 6 ay içinde ziyaret ettiklerimiz. Hee, kardiyolojiyi nasıl unuturum? En başta o oldu bu sene.
Kortizon nedeniyle göz kontrollerinin önemi arttı. Gittik kontrole Dr. Hüseyin Yetik'e. Doktorlar konusunda genellikle şanslıyız. En azından sürekli takip olacağımız doktorları belirleyene kadar çok çeşitlilerini görüyouz tabii ama idamedekiler oldukça iyi, hele bizim gibi çok doktor gezen birileri olunca doktor secimi hassaslasıyor.
Hüseyin Bey Candaş'ın ilk kez insan vucuduna ilgi çekmesini sağlayan doktordur.
3 yas kontorlunde hastanede hiç göz resmi olmadıgını farketmişti ve dr sormuştu. İşin ilginci doktor da farketmemişti daha önce. O da Candasın gözün anatomisi gösteren bir kitaptan gözü anlatmıştı. İşte o gün bu gündür Candasın tüm resimleri ve kitapları insan vucudu üzerine oldu. Doktor olma isteği de Hüseyin Beyle tanışınca oldu küçük adamda.

Göz muayenemiz güzel çıktı bu arada. Candas balık ve havucu buyuık bir istekle tüketiyor, "gözümüğn arka kısmındaki damarlar çok güzel olacak" diyor.
Keyfimiz yerinde genelde, geziyoruz, misafir ağırlıyoruz. Baki Dede bir ameliyat geçirdi, İzmir'de. Maaile İzmirdeydik. Kömür Ailesi ilke kez biraradaydı. Dedenin ameliyatı da iyi geçince Çeşmede deniz keyfi yaptık 2-3 gün. 2011 dönemi tatili de bu oldu böylece. Hem açılış hem kapanış oldu yani.

Küçük adam kuyruk modunda hala benimle. Adım attırmıyor bana. Nasıl bağlılık bu bilmem böyle. Geceleri bile sağdan sola dönerken yanında olmayayım " başlıyor "anneeeeee" sesleri. Bu arada beraber uyudugumuzu da yazmaya gerek kalmadı.
Ağzı inanılmaz laf yapıyor, "sevgi böceğim, en kıymetli annem, güneşim benim" ilk aklıma gelen hitap sözleri.
Belediye otobüsüne binip, aha da böyleeee oturasım var yani son zamanlarda
05 Ekim 2009
Anne Bak Sesimi Kocccaaaaman Yapayken Söyyedim
Bügünlerde ses tonunu değiştirmeyi öğrendin. Acıklı ses, şaşkın ses ve en barizi de vurgulu ses.
Birşeye vurgu yapmak istediğinde sesini kalınlaştırıp uzatarak ve ses tonunu yükselterek konuşuyorsun.
Sonra da diyorsun ki:
"Anne bak sesimi kocccaaaman yapayken söyyedim"
Çok güzel söyledin oğlum.
İyi ki doğurmuşum seni.
29 Eylül 2009
Şeni Yayancı Şeniiii
Canım oğlum,
Bu sabah seninle uyuyakaldık, ben işe sen de okuluna geciktin. Sen uyanmasan daha da gecikecektik muhtemelen.
Hızlı hızlı hazırlanırken saçıma krem sürüyordum ve sen geldin,
"Napıyoşun şen anneee?" dedin.
"Saçıma krem sürüyorum oğlum" dedim.
Kafanı öne eğdin, hafif yana doğru da çevirdin, işaret parmağın havada, bıyık altından gülümseyerek:
"Şeni yayancı şeniii, öyye kiyem oğmazzz...." dedin.
Günümün güzel geçeceğini anladım bugün, çok tatlıydın, büyüorsun ve ben bunu sabahla akşam arasında bile farkediyorum. Öyle değişiyorsun ki....Evde yalancı kelimesi de geçmez aslında, en fazla şakacı deriz ama okula gidince herşey de öğreniliyor işte böyle.
Sen benim başıma gelen en güzel şeysin küçük adamım.
06 Temmuz 2009
MİNİ MİNİ
Tık yok.
Gündüzleri öğretmenlerinden öğreniyorum neler yaptıklarını, söyledikleri şarkıları.
O cevap vermeyince tüyolar vererek soruyorum, şunu öğrendiniz mi? Bunu öğrendiniz mi? diye.
Yine tık yok.
geçenlerde "Ali Babanın Çiftliğini söyledik bugün" dedi sadece, o kadar.
Dün akşam üstünü değiştiriyorum, kendi kendine birşeyler söylemeye başladı.
Duyduklarıma inanamadım. İnandığım zaman da sulugöz anne moduna girdim yine.
Oğlum büyüyor galiba.
Belki de büyüdü de ben göremiyorum.
İşte o an:
29 Haziran 2009
ORTAKÖY KAÇAMAĞI







Küçük adam geçen ay ishal olup hastanede yatmıştı ya hani.
Ben de sonrasında izne ayrılıp gezmiştim oğlumla.
Bir kaçamak ta burnumda tüten Ortaköy'e oldu. Küçük adam bayıldı Ortaköy'e.
Güvercinlerin peşinde koşturdu durdu.
Şimdi geç de olsa işte o fotolar
02 Mayıs 2009
BUGÜN
Uyandıktan sonra biraz oyun oynadık, sonra kahvaltı hazırlamaya girdim mutfağa ve hemen peşimden geldi, elimden tutup beni salona götürdü.Yeni aldığımız mutfak seti oyuncaklarını yaymış ortaya, çay fincanlarını ayırmış kenara "anne, çay..çay" dedi.
Çay yapmış bana. Çok güzel olmuş, harika sözleriyle içtim hayali çayımı.
Birden küçük adam kendi çay fincanını aldı ve benimkine "çinçin" diyerek vurdu. Şaşkınlıktan kalakalmışken "çay iç" sözüyle çayımı içmeye devam ettim. Sonra fincanımı yere koymuşken hemen uyarıldım, fincanın alt tabağını uzattı verdi, "anne oğya koy" diye ikaz edildim. Haklı tabii, fincan hiç yere konur mu?
"Papapesli umuğta" yaptım sonra. Kendinden beklenmedik bir kapasiteyle yedi.
"Pağk" dedi sonra, babasıyla parka gittiler, izledim Onlar'i balkondan. İnanılmaz keyifliydi. Çimenlere gidiyor, kumları kovasına doldurup sonra kafasından aşağı boşaltıyor.
Bana el salladılar sonra, ta yerden 18. kattaki beni görebilmesi hoşuma gitti.
Anne gel diyormuş, duramadım gittim. Arkamda en dağınık mutfaklardan birini bırakarak.
Birlikte devam ettik oyunumuza. Salıncakta sallandık, döndöne(dönen her türlü şeyin adı) bindik.
Eve dönerken, evimizin altındaki waffles'çıya yöneldi küçük adam, daha önce hiç gitmemiş olmamıza rağmen oranın bir cafe olduğunu biliyordu, 30 metre uzağından geçiyorduk bir de. Cafeyi göstererek "hammuğgeğ" dedi. Ham ham yapıp eliyle ağzına, midesini gösterdi. Küçük adam yemek ister de gidilmez mi?
Bir hamburger çek diye seslendik içeri. Yaşlı bir kedi vardı, sevgi isteyen. Küçük adam ilk kez kedi sevgi, çok garip gelmiş olmalı ki her ellediğinde güvercin sesine benzer sesler çıkardı mutlulukla. Hammuğgeğinin birazını kendisi, birazını da kedi yedi. Cafe sahibi teyze minik bir top verdi, çimenlerin üstünden sokağa hoplaya zıplaya top oynadık. Tam kalkıyorken bir grup genç geldi kızlı-erkekli. Beyaz önlüklüler de vardı içlerinde, yan tarafımızdaki hastanenin lojmanı site içinde olduğundan oranın çalışanlarıydı gelenler. Herkes koşarak küçük adamın etrafını sardı, sevgiden şımaran bizimkinin keyfine diyecek yoktu. Bir oyunlar oynadılar, bir şaklabanlıklar yaptı Onlar'a ben bile şuana kadar hiç görmemiştim bazılarını. 1 saate yakın oynadılar. Saat 12'de öğlen uykusuna yatan küçük adamı saat 2'de çıkardım eve. Hemen banyo ve sonrasında uyku.
*******************
O uyurken aşağıya indim tekrar. Bisikletlerimiz gözüme çarptı, toz toprak içinde ve lastiklerin havası inmişti. Bahar havasının verdiği cesaretle lastikleri şişirdim, ıslak mendille üstünkörü temizledim ve bisiklete bindim. İnanılmaz keyif aldım, harikaydı. Kendimi rüzgara bıraktım, bahar havasını soludum içime. Herşey iyi hoştu da yokuş aşağı bisikletle inme korkumun hala geçmemiş olmasına üzüldüm. 12-13 yaşımdayken, arkadaşımın bisikletine binip te yokuş aşağı giderken, frenlerin tutmayıp düşerek tecrübe etmemden kaynaklanıyor sanırım. O yüzden ben bisikleti taşıdım arada ama olsun. Arkasına bebekler içn oturma bölümü taktırmaya karar verdim, küçük adamla beraber bineriz hayali kurdum. Tabii kask ta almak lazım. Küçük adamı alıştırmak için kendime ve babaya da bir tane.
********************
Candaş uykudan uyanınca sitenin piknik alanına gittik, kek-börek ve çaylarımızı yanımıza aldık. Basket sahasının yanından geçerek gittiğimz için küçük adamı piknik alanına getirmeyi başaramadık. Bizimki tam bir top hastası. Özellikle de basket topu. Bir süre basket oynadıktan sonra yan masadan gelen ızgara kanatlardan sadece birini yedirebilmek için uzun süre uğraştım. Onu yerse eğer basket oynamaya gideceğimize söz verdim. Yedi. Hem de beni şaşkına çeviren bir hız ve istekle (sadece yarın kanat, bizim için çok yemek demek). Bu arada şakır şakır yağmur başlamıştı ama verdiğim sözü tutmak için basket oynamaya gittik. Oynadık ta. Bizimki kafasını yukarı kaldırıp yüzüne yağmur damlalarının düşmesini çok seviyor, "mağmuğ" diyor ona. İyice ıslandık ama telaşsız, keyifle ıslandık.
Piknik alanına geri döndüğümüzde bir ağaç altında oturduk yine. Küçük adam kaçtı, bol yağmurlu bir yere. Bir su birikintisinin içine oturdu, kafasını da yukarı kaldırdı, yağmurun tadını çıkardı. İzledik biz de. Yan masadakiler fotolarını çekti, Candaş da şımarıklığın had safhasında pozlar verdi sırıtarak.
Eve döndüğümüzde küçük adam banyoya girmiş hemen ve "yağdımmm" diye bağırıyor. O'nu yıkadığım kovayı almış eline, banyoya sokmaya çalışıyor, boyu yetmemiş bücürün yardım diye bağırıyor.
Yıkandı yine kovasının içinde.
**************************
Odasına gitmek istedi, gittik. Kitaplığın başına gitti, tüm kitapları indirdik. Uzandık kanepeye tek tek gözden geçirdik.
Sorular sordum O'na, o nerede? Bu ne vs şeklinde.
Bildiği herşey için "çakkk" yaptık. Baba da katıldı bize.
Tüm kitaplar bittiğinde kendi kendine başladı konuşmaya:
"Peki bu ne? Attan(aslan)....çak anne, çak baba, çak Candaş" (alkış yaptı burada).
Kendin sor kendin cevapla kendin çak hesabı oldu yani.
Çatladık gülmekten, kendini tebrik ediyor, kendine sorular soruyordu.
Yemeğe oturduk sonra. Yemek istemedi. kamerayı bulmuş, getirdi. Son zamanlardaki meraklarından biri. Cisimlere kameranın ekranından bakmak ve akabinde doğrudan bakmak, ikisinin de aynı olduğunu görünce sevinip çığlık atmak. Foto çekmeyi de öğrendi bu arada. Garip fotolarla doldu kameramız.
Masada oturduk, yemeklerin resmini çektik, şaşırdı, sevindi, alkışlar yaptı.
Sonra "hadi şunu ye, sonra yine foto çekelim"dedim.
İşe yaradı, rüşvetle yemek yedik. İlk kez oldu bugün bunlar. Hoş bir yöntem olmasa da işe yaraması güzel. Verilen sözlerin tutulması ise şart tabii.
********************
Odasında bir yastık var, kocaman birşey. Boyundan büyük, kiloları ise yakın.
Son günlerde onu evin içinde sürekli taşıma merakı doğdu.
En son kapı girişine, aykakabıların yanına geldi, biz hala yemek mamasında otururken.
Yastığı yere atıyor, kafasını koyup gözlerini kapatıyor. Minik parmağı ise ağzında:
"Şişşşttt, Candaş uğumuş, şiştttt"
Deliriyoruz sevinçten. Beni çağırıyor sonra.
"Anne buğya yat".
Anne yatıyor, Candaş lank diye yastığı çekiyor. Annenin şaşırması ve "aaa, yastık nereye gitmiş" demesi ise zorunluluk. Aaaa derken el ağıza götürülüp şaşırma eyleminin pekiştirilmesi de gerekiyor.
Bugünkü koşturmacalar çok yormuş küçük adamı, sızdı kaldı sonra.
Niye mi anlattım tüm gün boyu yapılanları?
Çünkü artık iş-okul-ev arasında mekik dokumaktan adamımla çok vakit geçiremez oldum. Havalar ise hala kış modundayken gezmeler de çok keyifli değil. Bugünkü tatil tabir yerindeyse cuk oturdu bizim aileye. Harika oldu, okul da yoktu bu akşam. Herşey bizim içindi yani. Tam bir ziyafetti yaşadığımız.
Küçük adamın son zamanlarda nasıl hırçın olduğunu ve değiştiğini ise hiç anlatmamayım. Dışarıdan bakan biri Candaş'ın çok yaramaz olduğunu söylerken bana hiç öyle gelmiyor. Bir çekmeceyi açmaya çalışması için deliler gibi dualar ettiğim günler hala aklımda duruyor.
Ben tüm bunların adına "mucize" diyorum. Biz figuranlar ise sadece bu mucizeye seyirci kalanlar tarafındayız.
03 Nisan 2009
HİÇ ZAMANIM YOK AMA ATLAMAK DA İSTEMİYORUM
Sadece fotolar var.
Küçük adamı özleyenlere...

Yeni oyun alanımız gardrop. Bu da basılmamızın fotosu :))

Nihayet sevdiği birşey bulabildim. Geçen sene ağzına sürmemişti çileği, bu sene bir seferde tam 2 tane yiyor.


Babayla oto sanayiye gitti, tüm gün kaldı orada. Epey tamirat öğrenmiş.
Emzikli usta :))

Kendini arabanın içine kilitlemiş birara.
Bu aralar rakamlar, renkler ve bazı kavramlara taktık.
Top saklıyoruz evin içinde. Turuncu top neyin arkasında acaba?
Ayının arkasında olabilir mi?
-Koşa koşa gidip bakılır; "Hayıyyyyy"
Koltugun arkasında olabilir mi?
--hayıyyyyy
Peki yatağın arkasında olabilir mi?
-Eğeeeetttt, eğeeetttt
***************
Mavi top neyin içinde acaba?
...........
Hayıyyy....eeeetttt
---------------------------
Hadi sayalım kaç tane ..... var?
--Iki, uççç, şekiş, dokuşş, oonnnn.....
-------------------------
Gel oğlum asansörü çağıralım hadi..
Atantoğğğ del, del (elle gel hareketi eşliğinde)
01 Mart 2009
17 Şubat 2009
ALIŞVERİŞTEYİZ
Candaş evin içinde odalar arası nakliye yapıyor bununla. Yorulunca da oturuyor içine, gezdirsin anası-babası O'nu diye.
Geçen markete giderken arabasını da götürelim dedim. Küçük adam alışveriş arabası hastası.
Kattı arabasını önüne popoyu sallaya sallaya dolaştı markette. Oyuncak reyonuna gittik, arabasına oyuncak doldurdu. O'nun seçimleri olduğu için işlevine bakmadan aldık oyuncakları.
İşte küçük adamın büyük işinden görüntüler:


Yorgunluk giderme
![3e98ccc690286a5f8601874068f66dbc[1]](http://img.negatif.com/photos/lowres/0/0/1/001601/0c92065a2359af22915539137f8227a3.jpg)

Motosikleti arabasına nasıl sığdıracağı konusunda fizibilite yaparken :)
04 Aralık 2008
FOTOĞRAFLARLA KÜÇÜK ADAM
Küçük adamla vapura binip benim işyerime gittik
Cellocandaş :))





