07 Ocak 2011

Erken Doğum ve Doğum Sonrası İzinler

Erken doğum yapanların kullanamadığı doğum öncesi izinlerin doğum sonrasına aktarılması konusunda, premature aileleri olarak El Bebek Gül Bebek Derneği aracılığıyla Çalışma Bakanlığı'na verdiğimiz dilekçelerimiz, Hürriyetin Annemi İstiyorum kampanyası ile sonuca ulaştı. Başlamadan biten doğum öncesi izinlerimiz artık doğum sonrasına aktarılacak.
Emeği geçen herkese teşekkürler.

05 Ocak 2011

Bilimsellik

Kitap günüydü kreşte bugün.
Çöp ve geri dönüşüm kitabını götürelim dedim.
Hayır dedi, bilimsel kitap istiyorum ben !!!
Vücudumuz kitabını alacam.
Tamam o zaman şu büyük olanu al.
Hayır, küçüğünü alacam, Nehir bunu seviyor :)))

04 Ocak 2011

Yazık

15 yıldır çalışıyorum devlet kurumlarında. Öğrenciliğim gece çalışıp gündüz şehirlerarası gidş-gelişle üniversite okumakla geçti. Güzel de geçti kıymetini bile bile.
Şimdiki işyerime geleli 2 yıl oldu neredeyse.
Candaş 2 yaşındaydı, hayatımın 30 yılında öğrenmediğim kadar tecrübeyi dğum sonrası 2 yılda kazandığım, hayata ve insanlara bakışımın çok değiştiğini düşündüğüm dönemde.
2 yıl önceydi, abi gibi sevdiğim ve değer verdiğim insanların övgüleriyle döndüm iş hayatına.
Minimum beklentim varken, sadece oğluma yakın yerde çalışmakken tek amacım beklentimin üstünde şeyler sunuldu. Ramak kalmıştı yaniii...
Yükseklisansa bile başladım, hatta bitirdim bile, Hastane Yönetimi, hem de sistemsiz sistemin içinde.
Son dönemde yaşadığım tatsız şeylerin üstüne, açıklama beklerken bazılarından anlamsız sözler duydum sadece.
Verdiğim değeri düşürdüm gözümde, çcukların bile inanmayacağı sözlere inanmış görünerek.
Asıl yıkımım bugundu, çcuk gibi nasıl kandırıldığımı öğrendim ya da emin oldum diyelim.
DAha acısı ve doğrusu ise resmen ve alenen kullanıldım; arkadaşlarıma karşı, aileme karşı, kendime karşı.
Ne yazık ki ben yeni anladım bunu, hala dürüstlük bekliyrdum çünkü, dürüstlüğe inanıyrdum hala. Neden olmasındı ki, ben kimseden birşey istememiştim ki. Kendi sözleriyle kendileri çeliştiğinde en azından dürüst olup bir açıklama yapmalarını bekledim.
Ne yazık ki hala dürüstlük bekliyrum
Ne yazık ki kullanıldım
Ne yazık ki bu sistemin içindeyim.

Dünyamsınız Benim

Sabah uyanmış, bize seslenmiş ama mutfakta olduğumuzdan duymamışız sesini. Çığlıkları yükseldiği anda duydum ve koşarak aldım yataktan.

Huysuzluk edecek diye diken üstündeyim. Beyefendinin özel isteği üzerine tuvalet ışığı açılmıyor, aranın ışığıyla yapıyor çişini. Gözleri yarı açık yarı kapalı modda, ağız esnemekten 2 karış açık....

derken bir cümle ...."siz benim dünyamsınız"......

02 Ocak 2011

Unutulmaz deme sakın...Unutulur ...unutulur...


Bunu asla unutamam dediğim öyle çok şeyi unutuyorum kiii.
Sevinçlerim, üzüntülerim, nefretlerim, acıların, kahkahalarım...nasıl da unutuluyor şaşıyorum zaman zaman...
Mesela yaklaşık 4 ay kadar önceydi, Candaş kreşte Furkan'ın burnunu ısırmış, sebebi de varmış bizimkinin.
Furkanın üçgenleri sevmemesi...Yazacam bunu, asla unutmam diyorum, ama unutuyormuşum neredeyse...
Sonra dünyanın güneşin etrafında dönerken, aynı zamanda da kendi etrafında dönme hareketini elleriyle doğru yapamayan Tolga almış nasibini Candaş'ın dişlerinden...
Sonra ertesi gün bir daha Tolga bilmem hangi sebepten. Çocuğumun yanağı mosmor gezmiş günlerce.
Annesi not bırakmış, "Candaş'ın annesiyle konuşsanız" diye.
Günlerce kaçtım tabii, kimselere görünmemek için.
Her anne bilir ki konuşmak sorunun varlığını çocuğuna karşı kabul etmektir, bir de çocuğunun hareketlerini anneye yetiştiren/ispiyonlayan birinin varlığını da farkeder ki bu da oldukça kötü. Öğretmenlerine karşı güven eksikliği duyabilir.
Birkaç gün hiçbir şey olmamış gibi davrandım, bugun ters birşey oldu mu? gibisinden sorular sordum.
Hepsinde cevap standart:"Mükemmel bir gündü"
Sonra dedim Tolgayla bir problem var mı aranızda?
Evet dedi, yanağını ısırdım onun. Çünkü elleriyle dünya ve güneşin nasıl döndüğünü gösteremedi.
Olabilir, bunun için arkadaşlarına zarar verilmez ki?
Ama ben ona anlattım, gösterdim ama O hala yapamadı, ben de ısırdım.

Senmisin bu konuda konuşan, oğlum beni yanıltmadı ve konuştuğum gün gitti yine ısırdı Tolga'yı (annesinin haberi yok bundan)

Benim bundan çıkardığım ders:
Candaş asla öğretmenliğe teşvik edilmeyecek :))
Bu aralar fena değil, ısırmıyor en azından. Arkadaş tercihrini değiştirdi. Nehir, İpek, Beyza ile takılıyor şuaralar. Onlar Candaş insan vücudunun çalışmasını anlatırken Onu dinliyorlarmış :))
*****
Geçen sabah diyalogumuz şöyle:

evden çıkmak istemiyor, tabii işe geç kalıyoruz. Peki o zaman ben gidiyorum, sen kalabilirsin evde dedim.
Hayırrrr, beni bekle ben de gelecem dedi.
Babası arkadan bağıyıyor, beni de bekleyin diye.
Candaş'ın cevabı:
Senin benimle gelmene gerek yok baba, ben annemle gidiyorum, çünkü sen kendini koruyabilirsin:))
Hani ataerkil veya erkeğin korumacı rolu ağırlıklı bir evde olsa anlarım ama bu davranışı sadece erkek içgüdüsü diye yorumladım.
******
Bu sabah uyandı, rüya görmüş onu anlatıyor:
"Uzaya gittim ben, Satürne...Satürne bi buzdolabı getirmişler ama kapağını açık unutmuşlar, o yüzden Satürn soğuk gezegenmiş
Gezegenleri dolaşmış sonra, Neptünün dünyaya bakan kısmında az, Venüsün arka kısmında çok miktarda su bulmuş :))
Şuaralar uzaydan inemiyoruz pek fazla. Kuyrukludın kuyruğu nasıl oluşmuş sorusuna cevap veremeyince kalakaldım. Bilmiyorum oğlum, öğrenip anlatacam sana.

Öğrendik tabii sonra, anlattım, hııı dedi.
Peki, kuyruklu yıldız dünyaya çarpar mı diye de öğrendini?

......
Bu konuyu daha işlemedik ortmenim ;(((
*********************************************
İnsan vücudu asıl ilgi alanı.
Evde bir insan maketi, bilimum sayıda insan vucudu ansiklopedisi ve kitaplarıyla doldu kısa sürede. İnanılmaz bir algısı var. Sinir sisteminin işleyişine kadar biliyor artık.
Biraz önce koşarak geldi,
"Anne...midemden gurul gurul sesler geliyor. Şimdi beynime gitti o sesler, ve beynim de dedi ki miden boş Candaş, acıkmışsın, yemek yemen lazım. Böylece ben de sana acıktım anne diyorum.
...,
Bir eliyle diğerini çimdikliyor, bak anne burayı sıktım, sinirler sıktığımı hissetti ve beynime önderdi, beynim de elini çemelisin, canın acıyor dedi, ben de sıkmayı bıraktım :)

....
Son zamanlarda daha çok arkadaşlarımızla buluşmaya başlayıp,dün sabah Defneler geldi. Hem de hayalini kurduğum şekilde:
Küçük adama kahvaltı yaptırıyorum, ama evim berbat halde, yılbaşı günne de olsa, akşamdan kalmayız üstelik.
Defnenin annesi Canan arayan,
"Nerdesin?
Evdeyiz, kahvaltıda
İyi, aşağıdayız biz de geliyoruz."
İstanbul gibi bir yerde çatkapıyı yaşamak en büyük hayalimdi. Gerçi ha önce de yaşamıştım bu durumu ama sadece yanılsamaymış o. Benim samimiyetle yaklaştığım ama karşı tarafın samimiyeti bilmemesinden farklı şekilde algıladığı yanılsamaymış sadece. Geç te olsa salak konumunda değerlendirilmekten kurtulduğuma seviniyorum.
Çatkapı demiştim en son. Neyse ki evimi süpürmeye yetti aradaki zaman. gelen arkadaşım için bu öenmli değildi biliyorum, o benim dostluğum ve samimiyetim için bu şekilde geliyordu. Gurur duydum bundan da.

Kuzucuklar oynadı, biz sohbet ettik vs.
Sonrasında taaa Kanada'lardan yıllardır mailleştiğimiz-konuştuğumuz ve heran desteğini hissettiğim bir cesur yürek ve annesini bekliyorduk. Birbirimizi çok iyi tanıyıp, sadece yüzlerimizi görmediklerimizdendi. Onları kabul ettik evimize, 24 haftalık kuzucuğuyla eski günleri, yaşananları hatırladık, şükrederek halimize....derken güzel ve hareketli bir Cumartesi geçirdik.
Bugün ise.......yine çok değerli biriyle randevumuz vardı:
Yoğun bakımda yavrularıma bakan hemşirelerimizden Tülin Hemşire....
Öğlenki jimnastik dersimizin ardından buluşmak için sözleştik, benim Cadde delisi oğlan Caddede gezdi yine, hem de hemşire ablasının ilgisiyle sarhoş oldu, keyiflendi.
3 yıl görüşmeyip 4 saat sohbet edebilmek harika geldi. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım, bir de küçük adam pusetinde uyuyunca değmeyin keyfime...6 yıl aktif hemşirelik yapmış biri olarak bir hastamla görüşmem o kişinin çok özel olmasıyla ilgilidir. O da oğlum ve benimle görüşmek istediği için çok mutlu oldum...Tabii görüştüğümüz diğerleri de vardı, Candaşın 1 yaş doğum gününde hepsi gelmişti mesela.



Yorucu ve güzel-özel bir haftasonu geçirdik kısacası...

13 Aralık 2010

lapak lapak kar yağarken



Lapak lapak kar yağıyormuş, öyle diyor. Kardan kale yapacakmış, heryer besbeyaz olduğunda.
Buz gibi soğukta içim alev alev yanıyor, bir sözün, bir dokunuşunla.
Yılbaşı ağacı süslüyorsun deli gibi. Günde 10 kez takıp-çıkarıyor sonra tekrar takıyorsun süsleri.
Mutfakta yemek yapıyorum, koşarak geldin yanıma. O sarı saçların senden önce zıplıyor ya koşarken, sonra karmakarışık dağılıyor düşündüren organ dediğin beynini taşıyan kürenin her tarafına.
"Yılbaşı ağacını süslüyoydum, biyden biye seni çok sevdiğim geldi aklıma, onu söyyemek için geldim anne" dedin.

Sarılmak, sımsıkı sana, öpmek o dünyalara bedel gülcamili öpmek okşamak yetmedi içimdeki sevgimi sana yansıtmaya. Nasıl bir şeysin sen ya? Bu dünyadan değilsin sen, cennetten geldin bana sen, tüm güzellikleriyle dolu, ışıl ışıl, rengarenk...
Durup durup yüzümü okşuyorsun, " sevdim seni anne".


Defnenin doğum gününü kutladık, 3 yaşına girdi.
Sizi izlemek öyle güzel ki...birbirinizle gayet iyi oynarken birdenbire kavga etmeniz, ağlamalarınız gülmelerinizin gerçekliği büyülüyor beni. Kendinizi kasmadan tüm duygularınızla davranmak....Büyüdükçe unutmak zorunda olduğunuz bir davranış olması üzüyor beni.

Defnelerin yılbaşı ağacını süslemeye davet edildin. cevabın şöyleydi:
"Tabii ki de gelirim, ben ağaç süslemekte çok iyiyimdir".
Nerenden çıkıyor bu laflar anlayamıyorum, sanki daha önce yaşamışsın gibi. herşeyi biliyor da bize öğretiyormuşsun gibi.
Seni hayretle izlemek çok güzel, doyumsuz bir tat.
Bazen neden doyamıyorum sevmelere diye düşünüyorum ama doymamalıyım zaten. Heran yeniden yeniden sevmek seni, yeniden şaşırmak her sözüne çok güzel.

Tombala, kızma biraber,tavla ve satranç hastasısın.
Günde 20 kez tombala oynuyoruz, hepsini de sen çekmelisin. Kendi kağıdından çok bizimkileri kontrol ediyorsun, belki göremeyiz biz yakamyayı diye. Hoş, tombala oynaman işime yarıyor çünkü yemek yediriyorum. Kartında mutlaka 11 olmak zorunda, 11 çıktığında "senin en sevdiğin yakaaammm" diye böğürme zorunluluğumuz var, ardından da sen söyleyeceksin mutlaka. 33 çıkınca 33 diye bastıra bastıra bağırarak gözüme sokuyorsun rakamı, ta ki ben "benim yaşım" diyene kadar. Kapı numaramız, asansörde bastığımız kat numarası vs şeklinde uzuyor hayret çığlıkların.
Bugün okula götürdün tombalayı, sabahtan beri binbirinci tura dönmüş öğretmenlerinle oyun faslın.
Jimnastik kursuna başladın, aman allahım nasıl severek gidiyorsun derslere.

Bu cumartesi kar yağıyordu ve çok soğuktu hava gitmeyelim dedim. "Gidelimmmm" diye çıldırdın, gittin.
"Yaşasınnn, cimnastik okuluna gidiyoruzzz", kapıcıya bile anlttın cimnastik okuluna gittiğini. Öğretmenlerin de çok memnun halinden, çok istekliymişsin ve söylenenleri ilk seferde uyguluyormuşsun. İyi gider umarım hep böyle.
Benim de stresim biraz azaldı sanki bu aralar, 6 ay kadar süren deli dana hallerin kontrol altına alındı, hep suyuna gidiyoruz tabii. Bu senin isteklerinin kabul olduğu anlamında değil tabii, sana sunuş şeklimi değiştirdim sadece, illa kşi olması gereken birşeyin zorunluluğunu sana söylememek ve hissettirmemek gerekiyor. Bunu başarmaya başladım. Mesela diyorum ki sana "hadi diş fırçalamaya gidiyoruz" ... Deliriyorsun...Son 5 dakikan var zaten diyorum.
"benim bir fikrim varrr" diye atlıyoprsun hemen, "önce 5 dakika oynayayayım, sonra da dişlerimi fırçalamaya gidelim, ne deysinnn?"
Allahım bitiyorum bu hallerine, benimle aynı şeyi söylüyorsun ama ille de sen belirlemelisin, sen önermelisin. Hep önde ve lider olmalısın. Hoşuma gidiyor tabii bu halin.
Oldukça sosyal birisin, her ortama giriyor, uyum sağlıyorsun.
Benim vücudumdaki PLEVa denen döküntülerde 2. ayına girdi. Kızamık ve suçiçepği karışımı, tüm vucudumu saran döküntüler...Görenlerin "ayy, ne oldu sana" dedirten cinstendi. Biraz biraz azalmaya başladı, şimdiki derdim de izlerinin kalıp-kalmayacağı konusu tabii. Şimdilik izler var bembeyaz lekeler, umarım yaz gelip güneş ışığıyla kavrulmadan önce geçer izleri de. Yoksa iyice yapışabilir. "Anne ilacını az mı içiyorsun" diye soruyorsun. Fazla ilaç içmemek gerektiğini anlatıyorum.
Kitap okuyoruz ikimizde deli gibi. Ama senin favorin benim kitapların. "Jeff' i okur musun anne?" Seve seve okuyorum tabii.
Sen doluyum yavru kuşum, meleğim benim.
Hee, meleğim demişken geçen "meleğim benim" dedim sana.
"Ben Meyek fiyan değiyim, Candaşım ben" dedin :))

08 Aralık 2010

Sen Olmasan Başaramazdım


İyiyiz iyiyiz merak etme....
Anladım tamam haklısın da, sitem etme bu kadar, canımı acıtıyorsun.
Tamam bir aralar çok yakındık, ayrı duramıyorduk hiç, iyi de sevişiyorduk da ne bileyim olmuyor işte hep sıkı fıkı.
Yapım bu, napim. Sıkılıyorum bir süre sonra.
Yapma ama sil o gözyaşlarını, sevmem ben öyle. Sıkıldım işte dedim ya, çok geçerli bir sebep bu.
Sanma ki düşünmüyoum seni, sanma ki sevmiyorum-özlemiyorum.
He bir de gözden ırak gönülden de ırak oluyor gerçekten. BAzen fazla içli dışlı olmak hastalıklı bir hal alıyor kanımca.
Aslında bunlar cool görünme çabam da olabilir bilmiyorum.
Yazmadım işte hiçbirşey, yok sebebi. Hıı? Anlamadım blogcugum, kim dedin?
Hee, iyi iyi O da iyi.
Büyüyor işte, keyfi yerinde. Koşturuyor deli dana modunda.

..........................

Bir zamanlar çok yarenlik ettik, hayatımın parçasıydın blog. Unutmuş değilim seni, anlatayım yine biraz.
Senin ki iyi, keyfi pek yerinde bu aralar. Cüce boyundan deve kadar laflar üretmeye devam ediyor. Bildiğin bay çene
Geçenlerde kızdım hatta, yeter be oğlum dedim, 30 saniye sus sadece.
"Susmicam işte, susmicam" dedi.
Susma oğlum dedim içimden, az mı bekledik konuşup anlatmanı. Çok şükür dedim.
Ama bu da kafa işte oğlum, almıyor her zaman heyecanlı konuşmaları.
Sağlığını sorma, aynı durumdayız. Geçen hafta akciğer tomografisi çekildi. Prematureliğe bağlı kapasite azlığı düşüncesiyle. Yogu bakım kabusu adıyla BPD... Dr teşhise yazınca gözlerim afalladı, o ne ya? şeklinde.

Premature ama, entube kalmış dedi. Kıvırdı sonra tomografiye yol gostersin diye yazıyorum gibisinden.
Olsun, ne isterse yazsın, şeyimde bile değil. Benim oğlum kahramanım benim.
Ona sorarsan şöyle der:
"Ben süper kahraman filan değilim, sadece süper şapşalım"
Ne yazık ki çizgi filmlerde böyle laflar da geçiyor zaman zaman. Ben duymadım da o söyledi, TV den duydum diye.

Gülüyorum işte, çok da hanım evladı olmasın bari diyorum.
Tomografi sonucu pek iyi çıkmadı aslında, ama dr 25 haf. göre iyi bir tomografi dedi.
Çok şükür...
Solunum yollarıyla barışığız zaten bu aralar. Havalar da şansımıza iyiydi tabii.
Rakamlarla akraba bu aralar.
Tomografiye giderken dedim ki:
"Oğlum hiç hareket etmeden durman gerekiyor, akciğerlerinin resmi çekilecek, 60'a kadar sayacaksın bitecek"
Kocaman gözlerini açtı ve dedi ki:
"Peki İngilizce mi sayacam Türkçe mi?"
??????????????????????????
Yorumsuz aldım, nefesim tutuldu, gözümün önünde iki sahne sadece:

Biri doğdugunda hemşirenin elindeki siyah salyangoz kabuğu
Ve otistik veya mental retardasyon olabilir dediklerindeki ayakta öylece boşlukta kalakalışım....
...........
Koca gözlü oğlum benim.
Biliyormusun blogcuğum cimnastiğe başla bacaksız. Manyak oldu iyice, öğretmeni beğeniyor, diğer ailelerin yanında söylemesi ticari kokudan da uzaklaştırdı beni. Sevindim...
de.... evde sürekli şimdi şöyle yapacaksın...şimdi de böyle...şimdi zıpla...yukarı çık...şağı in...şeklinde asker de etmese bizi daha mı güzel olurdu?
Yok be, yorugunluğuma değecek güzellikte.
Saklanıyoruz, yakalanayıoruz, koşturuyoruz..sürekli ve aralıksız
....
Büyüme hormonuyla hala barışamadık. Büyümüyor, 1,5 kg, 90 cm ve neredeyse 4 yaşında.
Dr tedavi başlamak istemiyor. Diyor ki:
"Vücud kendini dengelemeye endekslidir. Biz hormonla 1 yılda 12 cm uzatırsak ve hormonsuz 7 cm uzayacaksa, 1 yıl sonra vucud kendini dengelemek için 7 cm yerine 4 cm uzar ve ortalamada aynı boya ulaşabilir"
Sadece 1,5 yıl sonra aokuluna başlayacak.. Şaşırma öyle...Ben de garipsiyorum, zaman nasıl da geçiyor.
Okul döneminde biraz büyüsün istiyorum. Şuan kendinden büyük çocukları ısırma huyu devam ediyor, sebepsiz yere hem de. Ama ona sorarsan hep geçerli sebep var:
"Tolga dünyanın güneşin etrafında nasıl döndüğünü elleriyle anlatamıyormuş, İpek selpakı kullanmadan önce elinin içinde sıkıp partiküllerini patlatamıyormuş, Levent tombala oynamayı bilmiyormuş vs vs vs"
Birine kızdıında söylediği kötü söz "küçüksün sen, hem de çok küçüksün"
Bu da geçecek biliyoırum. GÜleceğim bu yazdıklarıma bir zaman sonra.

*************
Tiyatroya takılıyoruz bir de, her pazar gidiyoruz genelde. Çok seviyor, cimnastik ve tiyatro deyince çığlıklar yükseliyor evde:
"Yaşasınnnnn"
Aşığım ya ben, çok çok fena hem de. Ama biliyorum O da bana aşık :)))
Sesini tiz tonuyla
"Sen oymaşan ben hiçbişey yapamajdım anneeee" diyor şımaracağı zaman.
Blogcuğum uykum geldi, Ben gider ufaktan
Hadi tatlı rüyalar