Özel bir gün bugün. Aslında son 2-3 aydır emaresi vardı, ama ben hep tesadufi bulmuştum ve abartmamak için üstünde durmamıştım.
Son 2 haftadır filan babası söylüyordu, "hııı" deyip geçiyordum. Şahitliğim vardı buna da, yine tesadufi diye düşünüp geçmiştim.
Ama bugün "yok artık" dedim. Ne tesadüfü, bal gibi de öyle". Hem de tesadüfi olması gereken hiçbir şart yerinde yoktu. Başka bir versiyonunda olay son 2 aydır tamamdı zaten de, bunun bu durumda olduğunu farketmemiştim.
Buraya ne olduğunu yazamayacağım, üzgünüm ki. Unutmamak için bu tarihi yazmam gerektiği için yazdım. Herkseten özür.
**********
İkea'daydık bugün, bizimkinin vazgeçilmez mekanlarından biri. Premature ikizleri olan bir arkadaşla tesadüf eseri karşılaştık, çocuklar oynadı, biz de lafladık. Foto için teşekkürler Y.A.

04 Eylül 2011
03.09.2011
"Ç" Harfi
İngilizce alfabeyle kafayı bozdu. Telaffuzu da o kadar güzel ki, beni düzeltiyor, öyle söylenmez o harf diye.
Harf kalıpları ile kurabiye yapıyoruz bugün. Q harfi en sevdiği. HArflerden şifresi bile var hatta, ama söylemem :)
Q harfi elindeyken, question'ın Q'su dedi. Sonra "anne kuesçında ç harfi var, ama İngilizce alfabede "ç" harfi yok ki, nasıl oldugunu anlayamıyorum?" dedi.
Ne dersiniz ki bu durumda cevap olarak. Anlatmaya çalıştım, ben anlamaz diye düşündüm anlatırken ama O kesin anlamıştır bunu.
Küçük Adamla Bayram
Bu bayram İstanbul'da kaldı. Hani tercihen cinsinden değil bizimki, aslında seçeneksizliktendi. İstanbulun tadını çıkaralım biz de dedik madem. İstanbulun yarısı şehir dışında olduguna gore, trafiksiz ve rahat olur buralar. Bir nevi bizim mahalle cinsinden.
Tabii öyle olmadı.
Neden mi?
Cumartesi temizlik yapmalıyım paniği ile hiçbirşey yapamadan geçti. Temizlik de dahil
Pazar temizlikle geçti
Pazartesi ütü ve 4 saat süren site içindeki tüm parklarda gezmece ile sürdü. Tabii 35 derece sıcakta üşümeye başlayan ben salak salak bugün güneş de var ama hava ne sogukmuş, çocugu da incecik giydirdim cinsinden suçluluk duydum. Gölgeden kaçıp güneşte oturdum illa ki.
Havanın soğuk değil, aksine çok sıcak oldugunu, ben hala titreyerek "kış geldi herhalde" diye uzun kolluları ararken kocamın şüphelenmesiyle anladık.
38,5 derece ateş.
Ding... dong...
Bayramlık uzun kollu kıyafetler çıktı ortaya.
Boğaz ağrısı ama su dahi iöemeyecek derecede 4 saatte bir ateş, zangır zangır titreme. Parasetamol dısında ilaç da olmayınca küçük adamın dolvenine talim ettim.
24 saatte ateş devam edince ve boğaz su yu dahi içemeyince antibiyotik başladım. Evde ne varsa tabii
Evden çıkan antibiyotik küçük adamın antibiyotiği :))
Bir kez daha anladım ki biz bu çocuklara resmen işkence ediyormusuz.
Doktorların tadı en güzel antibiyotik diye verdiği ilacı içmek için kaç bin defa midemin ağzıma geldiğini hatırlamıyorum. Neyse ki bugun 3. gün ve ilk kez ateşim çıkmadı.
24 saatin 18 saatini yatarak geçirmek, evde ilgi bekleyen bir çocuk varken ne kadar da zormuş.
Bugün 5 dakikada bir "ya ben ne kadar kötüymüşüm 2 gün boyunca cümlesini kullandım neredeyse.
Neyse ki iyiyim şimdi
********
Pazartesi sordum bizimkine "ne yapmak istersin" diye
"Caddeye gitmek isterim" dedi. Sonra parkta arkadaşlarını görünce o da ben de unutmuştuk.
Akşamına benim ateşim çıkmışken ve onun da uyku vakti gelmişken başladı ağlamaya "caddeye gitme sözü vermiştin" diye.
Ağlaya ağlaya uyudu sonra. Bütün gece uykusunda bağrdı sürekli. Ertesi gün caddeye gitmek şart oldu. Ne anlıyorsa caddeden onu da anlamış değilim ya, neyse.
Ertesi gün iki ateş nöbetim arasında gittik ama bana yapılacak en büyük işkenceydi sanırım. Resmen yürüyemiyordum.
Bu arada o sıcakta uzun kollu sweatle gezen deli ben idim :)) Hani yeşil renkli.
Bir ara öyle titremeye başladım ki Candasın dolven şişesini kafaya dikip içecektim neredeyse. Neyse ki kaşık da cıktı çantadan :))
Bayramın 2. gününde yine 2 ateş arası Bostancı sahilde kumda oynamaya götürdük kuzucugu. Eğlendi gönlünce.
Dün gece ateşlerimin arası 8 saate cıkınca dünyalar benim oldu sanki.
Bugun de aldı cüzdanını eline, hadi kuşlara yem alalım dedi.
Bu da ne derken hatırladık, ben iyileşirsen Ortakoye gidelim diye konusmustuk, O dustu yola zaten. Gittik mecburen, Nazlı Bayası da geldi. Çocuk olmanın güzelliğini seyrettik biz de. Kıç kadar alanlarda koştura koştura ve neşeyle saatlerce oyun oynadılar ya...helal olsun onlara...
*********
Ona harf seklinde hamur kalıbı sözü vermiştim. Zamanın birinde gormustum bir yerde, rakamını almıştım da, aklıma geldi bayramda sevinsin cocukcegiz diye soylemiş olmuştum.
O hasta halimde gittim Carrefoura, dolaş dolaş yok.... Meğer oradan almamaışım ben rakam kalıbını. Oyunakcıya gir, yok...Bayılacam sanki, küçük adam marketin otoparkında arabada uyuyor, babası yanında. Uyanınca sevinsin garibim, soracak çünkü. Şimdi almazsam gece dışarı çıkartacak bzi, aratmaya.
Şu play doohun anne-baba sömürüsü için var olduguna bir kez daha tescil ettim dün.
Yamuk yumuk harf kalıpları, yanında kurabiye canavarı şeklinde uyduruk bir ucube, 4 küçük hamur kutusu. Süsle püsle al sana 35 TL.lik harf kalıbı.
Almam bunu diye direttimse de mecburen aldım.
Polisanın 5 TL lik kalıbını planlarken, 35 TL ye uyuduruk bir kalıp aldım.
Allahım bir çocuk harfleri görünce bu kadar mı mutlu olur? Çıldırdı, deliye döndü görünce. İşi gücü harfler, alfabeler zaten. Eve geldik, denemek için dedim ki otoparkta, "hadi parka gidelim"
"Bunlarla oynamak için sabırsızlanıyorum, hemen eve gidelim, "tahmin ediyorum ki Q harfinin kuyruğu 3 şekilde olabilir.......hemen onun şeklini görmem lazım :)))
Oyuncakçıda dolanırken bir de ayakkabı gördüm, sezon sonunun en indirimlisinden. Aldım hemen, bayıldı ona da.
"Bunlar Nazlı Ablam kadar hızlı koşabilirim sanırım" dedi.
Ayakkabı büyük geldi, değiştirmeye götürecem çıkarmaz ayağından, ayakta ayakkabılar, paşa bey kucakta gittik tekrar, küçüğüyle ayaktan ayağa teslimat yapıldı. Oradan doğru Ortakoye, Nazlı Ablası kadar hızlı koşmaya....
Oradan da saç tıraşına gittik. Ama tıraş oldugunu kimse anlamayacak yine :))
04 Ocak 2011
Dünyamsınız Benim
Sabah uyanmış, bize seslenmiş ama mutfakta olduğumuzdan duymamışız sesini. Çığlıkları yükseldiği anda duydum ve koşarak aldım yataktan.
Huysuzluk edecek diye diken üstündeyim. Beyefendinin özel isteği üzerine tuvalet ışığı açılmıyor, aranın ışığıyla yapıyor çişini. Gözleri yarı açık yarı kapalı modda, ağız esnemekten 2 karış açık....
derken bir cümle ...."siz benim dünyamsınız"......
08 Aralık 2010
Sen Olmasan Başaramazdım
İyiyiz iyiyiz merak etme....
Anladım tamam haklısın da, sitem etme bu kadar, canımı acıtıyorsun.
Tamam bir aralar çok yakındık, ayrı duramıyorduk hiç, iyi de sevişiyorduk da ne bileyim olmuyor işte hep sıkı fıkı.
Yapım bu, napim. Sıkılıyorum bir süre sonra.
Yapma ama sil o gözyaşlarını, sevmem ben öyle. Sıkıldım işte dedim ya, çok geçerli bir sebep bu.
Sanma ki düşünmüyoum seni, sanma ki sevmiyorum-özlemiyorum.
He bir de gözden ırak gönülden de ırak oluyor gerçekten. BAzen fazla içli dışlı olmak hastalıklı bir hal alıyor kanımca.
Aslında bunlar cool görünme çabam da olabilir bilmiyorum.
Yazmadım işte hiçbirşey, yok sebebi. Hıı? Anlamadım blogcugum, kim dedin?
Hee, iyi iyi O da iyi.
Büyüyor işte, keyfi yerinde. Koşturuyor deli dana modunda.
..........................
Bir zamanlar çok yarenlik ettik, hayatımın parçasıydın blog. Unutmuş değilim seni, anlatayım yine biraz.
Senin ki iyi, keyfi pek yerinde bu aralar. Cüce boyundan deve kadar laflar üretmeye devam ediyor. Bildiğin bay çene
Geçenlerde kızdım hatta, yeter be oğlum dedim, 30 saniye sus sadece.
"Susmicam işte, susmicam" dedi.
Susma oğlum dedim içimden, az mı bekledik konuşup anlatmanı. Çok şükür dedim.
Ama bu da kafa işte oğlum, almıyor her zaman heyecanlı konuşmaları.
Sağlığını sorma, aynı durumdayız. Geçen hafta akciğer tomografisi çekildi. Prematureliğe bağlı kapasite azlığı düşüncesiyle. Yogu bakım kabusu adıyla BPD... Dr teşhise yazınca gözlerim afalladı, o ne ya? şeklinde.
Premature ama, entube kalmış dedi. Kıvırdı sonra tomografiye yol gostersin diye yazıyorum gibisinden.
Olsun, ne isterse yazsın, şeyimde bile değil. Benim oğlum kahramanım benim.
Ona sorarsan şöyle der:
"Ben süper kahraman filan değilim, sadece süper şapşalım"
Ne yazık ki çizgi filmlerde böyle laflar da geçiyor zaman zaman. Ben duymadım da o söyledi, TV den duydum diye.
Gülüyorum işte, çok da hanım evladı olmasın bari diyorum.
Tomografi sonucu pek iyi çıkmadı aslında, ama dr 25 haf. göre iyi bir tomografi dedi.
Çok şükür...
Solunum yollarıyla barışığız zaten bu aralar. Havalar da şansımıza iyiydi tabii.
Rakamlarla akraba bu aralar.
Tomografiye giderken dedim ki:
"Oğlum hiç hareket etmeden durman gerekiyor, akciğerlerinin resmi çekilecek, 60'a kadar sayacaksın bitecek"
Kocaman gözlerini açtı ve dedi ki:
"Peki İngilizce mi sayacam Türkçe mi?"
??????????????????????????
Yorumsuz aldım, nefesim tutuldu, gözümün önünde iki sahne sadece:
Biri doğdugunda hemşirenin elindeki siyah salyangoz kabuğu
Ve otistik veya mental retardasyon olabilir dediklerindeki ayakta öylece boşlukta kalakalışım....
...........
Koca gözlü oğlum benim.
Biliyormusun blogcuğum cimnastiğe başla bacaksız. Manyak oldu iyice, öğretmeni beğeniyor, diğer ailelerin yanında söylemesi ticari kokudan da uzaklaştırdı beni. Sevindim...
de.... evde sürekli şimdi şöyle yapacaksın...şimdi de böyle...şimdi zıpla...yukarı çık...şağı in...şeklinde asker de etmese bizi daha mı güzel olurdu?
Yok be, yorugunluğuma değecek güzellikte.
Saklanıyoruz, yakalanayıoruz, koşturuyoruz..sürekli ve aralıksız
....
Büyüme hormonuyla hala barışamadık. Büyümüyor, 1,5 kg, 90 cm ve neredeyse 4 yaşında.
Dr tedavi başlamak istemiyor. Diyor ki:
"Vücud kendini dengelemeye endekslidir. Biz hormonla 1 yılda 12 cm uzatırsak ve hormonsuz 7 cm uzayacaksa, 1 yıl sonra vucud kendini dengelemek için 7 cm yerine 4 cm uzar ve ortalamada aynı boya ulaşabilir"
Sadece 1,5 yıl sonra aokuluna başlayacak.. Şaşırma öyle...Ben de garipsiyorum, zaman nasıl da geçiyor.
Okul döneminde biraz büyüsün istiyorum. Şuan kendinden büyük çocukları ısırma huyu devam ediyor, sebepsiz yere hem de. Ama ona sorarsan hep geçerli sebep var:
"Tolga dünyanın güneşin etrafında nasıl döndüğünü elleriyle anlatamıyormuş, İpek selpakı kullanmadan önce elinin içinde sıkıp partiküllerini patlatamıyormuş, Levent tombala oynamayı bilmiyormuş vs vs vs"
Birine kızdıında söylediği kötü söz "küçüksün sen, hem de çok küçüksün"
Bu da geçecek biliyoırum. GÜleceğim bu yazdıklarıma bir zaman sonra.
*************
Tiyatroya takılıyoruz bir de, her pazar gidiyoruz genelde. Çok seviyor, cimnastik ve tiyatro deyince çığlıklar yükseliyor evde:
"Yaşasınnnnn"
Aşığım ya ben, çok çok fena hem de. Ama biliyorum O da bana aşık :)))
Sesini tiz tonuyla
"Sen oymaşan ben hiçbişey yapamajdım anneeee" diyor şımaracağı zaman.
Blogcuğum uykum geldi, Ben gider ufaktan
Hadi tatlı rüyalar
25 Şubat 2010
Küçük Adamla Hayat
Küçük adamın hayatı her geçen gün değişiyor ve genişliyor.
Yeni büyük kreşine alıştı. Bale ve folklor dersleri almaya başladı. İlk folklor dersine de tanık oldum. Öğretmeninin 1 kez gösterdiği Kafkas oyununu, diğer 13 arkadaşı (ki onlar zaten bu dersi alıyorlardı) yerinden kalkmak istemezken bizimki hoplaya zıplaya oynadı. Öyle tatlıydı ki...O gün ateşi çıkmıştı kreşte, ben yanına gitmiştim, ateşi düştüğü anda folklor dersi de başlamıştı. Üzerinde hala giymeye devam ettiği 12-18 ay bebek tulumu, yarı çıplak vaziyette dans etti deli gibi.
Bu arada anlatmam gereken başka bir konu da var. Candaş'ın kış başladığından beri, hatta temmuz ayındaki ilk bronşiolitinden beri hemen hemen her hafta geçirdiğimiz üst solunum yolu enfeksiyonlar ve tabii ki ateş.
Her cuma hastalanıyordu küçük adam. Kesintisiz... Son 2 aydır da boyundaki lenf bezleri varlığını hiç unutturmadan şişti durdu. Sürekli ilaç, sürekli doktor....En son FMF takibimizi yapan Dr. Özgür Kasapçopur'a gittik. Lenf bezlerinin şişmesiyle ilgili olarak düşündüğü şeyler vardı. Candaş'ı muayene ettiğinde bunların enfeksiyon olduğunu düşündüğünü söyledi. Ama bu kadar sık hasta olmasının iyi olmadığını, bunun için de koruyucu amaçlı olarak depo penisilin yapılmasını istediğini söyledi. 9,5 kg lık bir kemik torbasına iğne yaptırma fikri, hem de en acısından depo penisilin fikri hiç hoş gelmedi kulağımıza. Ama hastalıklarının azalacağı umudu ile dün yaptırdım ilk iğnesini. Allahtan korktuğum gibi olmadı, ağladı tabii ama bu penisilin öyle illet bir iğnedir ki, bazen iğneyi batır çıkar 4. 5. sefere bile sarkabilir yapabilmek. Çok tecrübeli birinin yapması gerekir. İçine bir de anestezik bir ilaçtan biraz ekledik mi acıyı mininuma indirirsiniz. Kendim yapmayı bile düşündüm bu iğneyi...Neyse ki şansımız yolunda gitti de iğneyi yapacak abi, çalıştığım hastanenin genel personel tutumundan farklı şekilde oldukça anlayışlıydı ve tek seferde yaptı "bacak aşısını".
Umarım bundan sonra hastalıklar azalır, zira 3 haftada bir penisilin acısını çektiğine değer...
Küçük adam artık tam bir birey oldu. Kendini ifade eden, oldukça kompleks cümlşeler kurup cin giğbi herşeyi anlıyor. BAna saçımı başımı yoldurtan yeme sorunu ise çok şükür oldukça halloldu. Ama buna rağmen kilo alamıyor, boyu uzamıyor. HAtta 4 ay önce 10 kg görmüşken şimdilerde 9,5 kg yine. Boyu da uzamıyor. Mayıs ayını bekliyoruz şimdi, büyüme hormon tedavisinin başlayıp-başlamayacağı belli olacak.
Bu arada benim en büyük sıkıntım olan tezim bitti, pazartesi günü okula teslim ettim, jüriyi bekliyorum şimdi. Tabii bir de sunum hazırlamam lazım. Umarım jüriden de geçerim de bu sıkıntı da çekilir oğlumla aramızdan. Hem O'nun hem de benim psikolojim epey bozuldu. He okul bitince ne olacak? Hiçbişey tabii ki...Yükseklisans mezunu seri fotokopici olurum belki, Burhan Abi gibi duvarlara doldururum belki de. Yok yok kolye yaptırıp boynuma asarım en iyisi :))
Tezim için geçen cumartesi okula gitmem gerekiyordu. Küçük adam da evde ateşler içindeydi. Malum TAksim uzak, ne yapsak dersek hava da güzel diye kalktık maaile gittik "beş yakamyı okuya"... Küçük adamın pek keyfi olmasa da Taksimin kalabalığı epey şaşırttı O'nu. Dönüşte de arabalı vapura bindik. Gemileri çok seviyor. Çalışanlardan biri aldı bizimkini kaptan köşküne götürdü. Babasıyla gittiler, dümeni bile çevirmiş benim oğlum.

Yazını başlığı ilkler ama başka konulara girdim. Küçük adam son 2 haftadır inanılmaz agresif ve saldırgan olmuştu. Onu istiyorum diyip verdiğinde hayır istemiyorum, aldığında istiyordum, sonra yerlere atmalar herşeyi sonra kendini yerlere atmalar.... sadece çok kısa bir anlatım bu aslında. Delirmiş gibi öfke krizleri yaşadı. hem de neredeyse hergün. Hastalıklarına bağladık genellikle ya da kreş değişimiyle ilgili davranış değişikliğine. Ana sorun şu ki, bu davranışları sadece bana karşı yapıyor. Derdi benimle yani. Allah nazardan sakınsın da 2 gündür iyi. Bugun ben hastalandım, boğazım mayın tarlası gibi lenf bezi şişlikleriyle dolu, ciğerlerim takır takır....hele bir başağrısı ve halsizlik....Bu akşam maaile işten gelince dedim ki "oğlum ben çok hastayım, seninle oyun oynayacak gücüm yok. Biraz uyumama izin verirsen uyandığımda seninle çok güzel oyunlar oynarız".
Tamam dedi küçük adam.
Babasını hiç üzmemiş, sonra geldi yanıma "hadi uyan aytık anne" dedi. Uyandım dedim, dedi ki bana
"Biyaz iyileştin mi anne?"
Hani seni verene kurban olurum dedirtiyor ...Beni anladı oğlum, ne güzel.
Sonra çok güzel oyun oynadık beraber, "homuy" oynadık tabii ki. "pitza" yapıyormuş beyefendi.
Hayal gücüne hayranım, nereden neler üretiyor benim aklıma asla gelmeyecekler şeyler.
Şimdi yazının başlığına dönüyorum, oğlum bugün tiyatroya gitti ilk defa. İçim buruldu önce, çünkü ilk seferinde beraber gitmek isterdim. Ama kreşe kısmetmiş. Büyük bir merakla bekledim geri dönüşlerini. Bizimki çok keyifliymiş, çok eğlenmiş. Elini akldırarak sorulara cevap bile vermiş. Bundan sonra oğlumu bu tür aktivitelere götürmek zamanı gelmiş demek ki...
Başka bir ilk ise sevgililer günü kartı...Okulda bizim için hazırlamışlar... Sevgilim benim...
İşyerime gelmeye bayılıyor. Azgınlık yapmadan oradan oraya koşturuyor. Hayranları da çok olunca, her odada bir aktivite alternatifi var.
Son zamanlarda yaptığım gezmelerden de bahsedeyim. 31 Ocakta Ömer Akın'ın doğum gününü kutladık, 14 Şubatta da Melek Busenin doğum gününü. İkisi de harikaydı, neşeli bıcır bıcır koşturduklarını görmek hayal gibiydi daha düne kadar. Melek Busenin doğum gününde sürekli uyudu gerçi. Oynayamadı arkadaşlarıyla.

Tara geldi bize bir hafta sonu. Birlikte oyunlar oynadılar. Bir parmak boyası yaptılar...ki evlere şenlik :)) Şöyle 1 yıl filan parmak boyası görmek istemiyorum modundayım yani.

Park sezonu da başladı artık sanırım. Güneşi her gördüğünde "anne bak güneş geydi. Demektiy ki.... payk zamanı"
Hala kaydıraktan kayamıyor. Nedenini anlayamıyorum ama korkuyor işte. Üstüne gitmemek tek çözüm sanırım. İstemezse kaymasın artık...
Parkta abile karate yapıyorlardı, o da gitti aralarına katılmak istedi."Vuy bana hadi vuy bana" diyip atıyor kendini yerlere. Akşam evde babasıyla da oynadı. "Vuy bana hadi ba-baaa"
Candaş'ı mesteden yaş grubu 8-11 yaş arası grup...Bayılıyor bunlarla oynamaya, dün bir akrabamızdaydık. 9 yaşındaki kızlarıyla tam 4 saat soluksuz oyun oynadı. Aslında oyun yarattı hep, Bahar Ablasına da uygulattı. Bahar yorgunluktan bitmişken küçük adamın enerjisi sonsuzdu. Eve dönmek bile istemedi. "Bahay Abyam da geysin"...
Artık sorulan sorulara net ve mantıklı cevaplar veriyor:
Özgür Bey, soruyor adın ne "Ayi Candaş", soyadın "Kömüy", Kaç yaşındasın "3",
Hangi takımı tutuyorsun "Cim Bom Bommmm" (el de havada sallanıyor tabii). Anasının oğlu tabii.
"Ben sana benziyoyum di mi anne?" diyor. İkimiz de sayıyız çünkü".

