Kitap günüydü kreşte bugün.
Çöp ve geri dönüşüm kitabını götürelim dedim.
Hayır dedi, bilimsel kitap istiyorum ben !!!
Vücudumuz kitabını alacam.
Tamam o zaman şu büyük olanu al.
Hayır, küçüğünü alacam, Nehir bunu seviyor :)))
candaş anası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
candaş anası etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
05 Ocak 2011
Bilimsellik
yazıyı gönderen,
Beken-Ali
zaman:
Çarşamba, Ocak 05, 2011
0
kişi fikrini yazmış, sen ne düşünüyorsun?
etiketler
candaş anası
04 Ocak 2011
Yazık
15 yıldır çalışıyorum devlet kurumlarında. Öğrenciliğim gece çalışıp gündüz şehirlerarası gidş-gelişle üniversite okumakla geçti. Güzel de geçti kıymetini bile bile.
Şimdiki işyerime geleli 2 yıl oldu neredeyse.
Candaş 2 yaşındaydı, hayatımın 30 yılında öğrenmediğim kadar tecrübeyi dğum sonrası 2 yılda kazandığım, hayata ve insanlara bakışımın çok değiştiğini düşündüğüm dönemde.
2 yıl önceydi, abi gibi sevdiğim ve değer verdiğim insanların övgüleriyle döndüm iş hayatına.
Minimum beklentim varken, sadece oğluma yakın yerde çalışmakken tek amacım beklentimin üstünde şeyler sunuldu. Ramak kalmıştı yaniii...
Yükseklisansa bile başladım, hatta bitirdim bile, Hastane Yönetimi, hem de sistemsiz sistemin içinde.
Son dönemde yaşadığım tatsız şeylerin üstüne, açıklama beklerken bazılarından anlamsız sözler duydum sadece.
Verdiğim değeri düşürdüm gözümde, çcukların bile inanmayacağı sözlere inanmış görünerek.
Asıl yıkımım bugundu, çcuk gibi nasıl kandırıldığımı öğrendim ya da emin oldum diyelim.
DAha acısı ve doğrusu ise resmen ve alenen kullanıldım; arkadaşlarıma karşı, aileme karşı, kendime karşı.
Ne yazık ki ben yeni anladım bunu, hala dürüstlük bekliyrdum çünkü, dürüstlüğe inanıyrdum hala. Neden olmasındı ki, ben kimseden birşey istememiştim ki. Kendi sözleriyle kendileri çeliştiğinde en azından dürüst olup bir açıklama yapmalarını bekledim.
Ne yazık ki hala dürüstlük bekliyrum
Ne yazık ki kullanıldım
Ne yazık ki bu sistemin içindeyim.
Şimdiki işyerime geleli 2 yıl oldu neredeyse.
Candaş 2 yaşındaydı, hayatımın 30 yılında öğrenmediğim kadar tecrübeyi dğum sonrası 2 yılda kazandığım, hayata ve insanlara bakışımın çok değiştiğini düşündüğüm dönemde.
2 yıl önceydi, abi gibi sevdiğim ve değer verdiğim insanların övgüleriyle döndüm iş hayatına.
Minimum beklentim varken, sadece oğluma yakın yerde çalışmakken tek amacım beklentimin üstünde şeyler sunuldu. Ramak kalmıştı yaniii...
Yükseklisansa bile başladım, hatta bitirdim bile, Hastane Yönetimi, hem de sistemsiz sistemin içinde.
Son dönemde yaşadığım tatsız şeylerin üstüne, açıklama beklerken bazılarından anlamsız sözler duydum sadece.
Verdiğim değeri düşürdüm gözümde, çcukların bile inanmayacağı sözlere inanmış görünerek.
Asıl yıkımım bugundu, çcuk gibi nasıl kandırıldığımı öğrendim ya da emin oldum diyelim.
DAha acısı ve doğrusu ise resmen ve alenen kullanıldım; arkadaşlarıma karşı, aileme karşı, kendime karşı.
Ne yazık ki ben yeni anladım bunu, hala dürüstlük bekliyrdum çünkü, dürüstlüğe inanıyrdum hala. Neden olmasındı ki, ben kimseden birşey istememiştim ki. Kendi sözleriyle kendileri çeliştiğinde en azından dürüst olup bir açıklama yapmalarını bekledim.
Ne yazık ki hala dürüstlük bekliyrum
Ne yazık ki kullanıldım
Ne yazık ki bu sistemin içindeyim.
etiketler
candaş anası
17 Şubat 2009
MAHSUNİYE
1 ay oldu işe geri döneli. Tam 2 yılımı evde oğluşumla geçirdim. Nasıl olacak derken işe dönüşüm çevremde anlatılan kabuslara dönmedi. Candaş beni hiç aramadı, babannesiyle gayet mutlu geçirdi ilk haftaları.
Sonrası ise, sanırım küçük adam yeni algıladı benim gidişlerimi. Karadenizlilik var ya, o bakımdandır belki.
Son 2 haftadır evde beni arıyormuş gündüzleri. Odaları geziyormuş, sesleniyormuş bana.
İçim yanıyor bunları duyunca.
Akşam saat 6 oldu mu kapıya gidiyormuş hemen, "anne,anne" seslenişiyle. Pazar günü babasıyla evdeydi küçük adam, 2-3 saat ayrı kaldık. Peşimden çok ağlamış, odalara bakmış. Hatta sigara içmek için çıktığım balkon kapısına dayanmış ve seslenmiş. Bu seslenişlerdeki anne sözü normal anne sözünden çok farklı. Öyle acıklı çıkıyor ki kelime. Vurguları bastıra bastıra söylüyor.
Son birkaç gündür saat 06.00'da uyanır oldu küçük adam. Bugüne kadar almamıştık yatağından tekrar uyusun diye. Uyuyordu da. Bu sabah uyumadı, babası aldı kucağına. yanıma geldiler, beni görünce çığlık attı. "anne oğdaaa"
"Çıkma saatim gelince, "hadi bana hoşçakal de" dedim. "Hoşçakal anne" dedi ama kapıya gittiğim anda çığlıklar yükseldi. "Gelecem oğlum, ağlama, sana çilo alacam gelirken "vs boş kaldı.
Asansöre bindim, hala ağlama sesini duyuyordum. Ben de ağlamaya başladım. canım yanıyordu, en az Candaş'ınki kadar.
Asansöre binen bir bayanın sözleri iyi geldi sonra:
"1. çocuğum 2,5 aylıkken işe döndüm. 2. çocuğumda ise 40. gününde işteydim. Hem de sabah erken bebeği evden çıkarıp bakıcıya götürüyordum........"
"Çok şükür" dedim sonra.
Mahsuniye duruşum geçmedi ama bugün. sanırım bir süre daha devam edecek.
belki Candaş evlenene kadar filan...
Sonrası ise, sanırım küçük adam yeni algıladı benim gidişlerimi. Karadenizlilik var ya, o bakımdandır belki.
Son 2 haftadır evde beni arıyormuş gündüzleri. Odaları geziyormuş, sesleniyormuş bana.
İçim yanıyor bunları duyunca.
Akşam saat 6 oldu mu kapıya gidiyormuş hemen, "anne,anne" seslenişiyle. Pazar günü babasıyla evdeydi küçük adam, 2-3 saat ayrı kaldık. Peşimden çok ağlamış, odalara bakmış. Hatta sigara içmek için çıktığım balkon kapısına dayanmış ve seslenmiş. Bu seslenişlerdeki anne sözü normal anne sözünden çok farklı. Öyle acıklı çıkıyor ki kelime. Vurguları bastıra bastıra söylüyor.
Son birkaç gündür saat 06.00'da uyanır oldu küçük adam. Bugüne kadar almamıştık yatağından tekrar uyusun diye. Uyuyordu da. Bu sabah uyumadı, babası aldı kucağına. yanıma geldiler, beni görünce çığlık attı. "anne oğdaaa"
"Çıkma saatim gelince, "hadi bana hoşçakal de" dedim. "Hoşçakal anne" dedi ama kapıya gittiğim anda çığlıklar yükseldi. "Gelecem oğlum, ağlama, sana çilo alacam gelirken "vs boş kaldı.
Asansöre bindim, hala ağlama sesini duyuyordum. Ben de ağlamaya başladım. canım yanıyordu, en az Candaş'ınki kadar.
Asansöre binen bir bayanın sözleri iyi geldi sonra:
"1. çocuğum 2,5 aylıkken işe döndüm. 2. çocuğumda ise 40. gününde işteydim. Hem de sabah erken bebeği evden çıkarıp bakıcıya götürüyordum........"
"Çok şükür" dedim sonra.
Mahsuniye duruşum geçmedi ama bugün. sanırım bir süre daha devam edecek.
belki Candaş evlenene kadar filan...
etiketler
candaş anası
06 Şubat 2009
MARTILARLA YOLCULUK
Sabahları 06.20'de uyanıyorum.
Küçük adamın sütü ve kahvaltılıklarını hazırlıyorum. Sonra vapura binip doğru işyerime yolculuk başlıyor.
Şu vapur yolculuğu acayip keyifli birşey. Sabahın köründe de olsa, hava soğuk da olsa seviyorum bu güzel şehri deniz üstünde geçmeyi. Deniz kokusu, şehrin uyanışı, vapurdaki çay-simitin kokusu...en güzeli de vapurla yarışan martıların çığlıkları... Vapurdan martılara atılan simit-ekmek seanslarına bayılıyorum. Evde kalan börek-çörek-ekmekleri alıyorum çantama sabahları, martılara atıyorum yol boyunca. Büyük bir seromoni eşliğinde kapıyorlar yemeklerini. Hepsi bir parça yiyecek kapabilme derdinde. Hangisine doğru atsam diyorum seçemiyorum.
Rastgele...
Ama her zaman bir tanesi kendini öne çıkarıyor, diğerlerinden daha yakın ve gövdesi gökyüzüne dik olarak duruyor, yüzüne bakarak bir çığlık atıyor, bebek ağlaması gibi, kafasını uzatıyor ve bana ver diyor...
Martıların görüntüsü öyle güzel ki, ben de hep elime alıp sevme arzusu uyandırıyorlar. Bir de bebek ağlaması gibi yüzüme bakıp da ses çıkarmaları yiyecek vermede onlara öncelik tanımamı sağlıyor.
Ben onları seçmiyorum, onlar kendini seçtiriyor.
Çöpe giden yiyecekleri düşünüyorum sonra. Keşke herkes evde artan yemekleri hayvanlara verse, doğa da dengesini korusa...
Martılar birbirleriyle öyle yarışıyorlar ki bir parça ekmek için. Martılara bakarken Janothan'ı düşünüyorum, hangisi acaba diye?
İnsanlara en cesurca yaklaşarak ekmek isteyen O olmalı.
Küçük adamın sütü ve kahvaltılıklarını hazırlıyorum. Sonra vapura binip doğru işyerime yolculuk başlıyor.
Şu vapur yolculuğu acayip keyifli birşey. Sabahın köründe de olsa, hava soğuk da olsa seviyorum bu güzel şehri deniz üstünde geçmeyi. Deniz kokusu, şehrin uyanışı, vapurdaki çay-simitin kokusu...en güzeli de vapurla yarışan martıların çığlıkları... Vapurdan martılara atılan simit-ekmek seanslarına bayılıyorum. Evde kalan börek-çörek-ekmekleri alıyorum çantama sabahları, martılara atıyorum yol boyunca. Büyük bir seromoni eşliğinde kapıyorlar yemeklerini. Hepsi bir parça yiyecek kapabilme derdinde. Hangisine doğru atsam diyorum seçemiyorum.
Rastgele...
Ama her zaman bir tanesi kendini öne çıkarıyor, diğerlerinden daha yakın ve gövdesi gökyüzüne dik olarak duruyor, yüzüne bakarak bir çığlık atıyor, bebek ağlaması gibi, kafasını uzatıyor ve bana ver diyor...
Martıların görüntüsü öyle güzel ki, ben de hep elime alıp sevme arzusu uyandırıyorlar. Bir de bebek ağlaması gibi yüzüme bakıp da ses çıkarmaları yiyecek vermede onlara öncelik tanımamı sağlıyor.
Ben onları seçmiyorum, onlar kendini seçtiriyor.
Çöpe giden yiyecekleri düşünüyorum sonra. Keşke herkes evde artan yemekleri hayvanlara verse, doğa da dengesini korusa...
Martılar birbirleriyle öyle yarışıyorlar ki bir parça ekmek için. Martılara bakarken Janothan'ı düşünüyorum, hangisi acaba diye?
İnsanlara en cesurca yaklaşarak ekmek isteyen O olmalı.
etiketler
candaş anası
29 Ocak 2009
5 N, 1 K
Ufff diyorum içimden, haykırmak istiyorum ama.
Dün eve geldiğimde küçük adamın ateşi 38,7 idi. Yine, yeniden...
Gündüz de keyfi yokmuş, süt içmemiş ve uyumamış.
İlaç verdim, gece rahattı, sabah da iyiymiş. Birşeyler de yemiş.
Akşam eve geldim küçük adam yine sıcaktı. Ateşi 38,4.
Pek keyifsiz, "ıhhh, ıhhhh" modundaydı.
İlaç verdim, gündüz sütünü içmemişti, çok az birşeyler yedi. Ateşi 38 oldu, aradan 2 saat geçti derken ateş yine 38,5 oldu. Biraz bekleyip tekrar ilaç verdim. Ateş dışında da hastalık belirtisi yok.
Hastaneden eve geldiğinin 2. ayından beri ateşleniyor küçük adam. En fazla 38,5 oluyor. Sebep yok, ciddiye alan da yok. Şaştım kaldım. Üstünden 1,5 yıl geçmiş, demezler mi bir de bu ateşler çok önemli, incelenmesi lazım diye.
Zamanında ben de çok söylemiştim bu cümleyi.
Ufff, ufff diyorum yine.
Demir seviyesi 1 yıldır 15'in üstüne çıkmadı, hem de ferro sanola rağmen. Araştırılması gerekiyor. Ama kim, ne zaman ve nasıl?
5 N, 1 K
Annelik içgüdülerine güven derdi hep çevremdeki tecrübeli anneler.
Hiçbir zaman kullanamadım bunu. Başarabilen var mıdır bilmyorum ama ortada bir çocuk varsa anne dışında bir sürü başka kişiler de vardır. Hepsi herşeyi herkesden daha iyi bilir. Sorgular seni, yargılar seni. Son cümleleri de hep "ben karışmış gibi olmimmm" diye biter.
İyi ki karışmadın, sağol.
Onların söylediğinin dışında birşey yaptın, kazara onların söylediklerine geldin.... işte asıl ufff noktası orada başlar.
"Ben demiştim"....
Duymaktan en nefret ettiğim şeylerden biri, ben demiştim.
Madem çevremiz herşeyi hep bilen insanlarla dolu, neden bir adım ileri gidemiyoruz?
O ben demiştimler heryerini sarar, evini, evliliğini, çocuğuna yaklaşımını, davranışını, herşeyini...
Elin ayağın tittrer çoğu zaman, ya yanlış karar verirsem diye...
Süvariler vardır ya etrafında, "senin yüzünden" demek için hazırolda bekleyen.
Pek severler, senin yüzünden demeyi. Kendilerini daha başarılı hissederler ya. Tek başlarına yapabildikleri hiçbirşey de yoktur hayatlarında aslında. İçten içe seni başarılı bulup ellerini öpmek isterler ama, egoları izin vermez.
Kendilerini daha başarılı hissetmek için "tamam, sen bilirsin ama, sonra çıkıp da bilmem ne oldu deme bana diye devam eder sözleri.
Karışması gereken yerde, "sen çok iyi annesin, en güzeli sen bilirsin" derler. Karışmamaları gereken yerde de "bak, sonra şu şu oldu deme, tanımam heee" derler. "Ben karışmam" diye bitn çeşitleri de vardır.
Tamam, şu konuda da sen karar ver, ben içinden çıkamıyorum dersin, ama "sen annesisin" derler. Sorumluluk almayı da hiç sevmezler. Ucundan çekince ellerinde kalır korkusu da vardır. Neme lazım, vazifem filan olur korkusu...
Takmak istemezsin onlari ama hayatımızın parçasıdır onlar, söz hakkı olan, olmaya da devam edecek olan kişilerdir.
Gece yarısı, küçük adamın ateş nöbetindeyim.
********************
*****************
*************
**********
********
******
****
***
**
*
Dün eve geldiğimde küçük adamın ateşi 38,7 idi. Yine, yeniden...
Gündüz de keyfi yokmuş, süt içmemiş ve uyumamış.
İlaç verdim, gece rahattı, sabah da iyiymiş. Birşeyler de yemiş.
Akşam eve geldim küçük adam yine sıcaktı. Ateşi 38,4.
Pek keyifsiz, "ıhhh, ıhhhh" modundaydı.
İlaç verdim, gündüz sütünü içmemişti, çok az birşeyler yedi. Ateşi 38 oldu, aradan 2 saat geçti derken ateş yine 38,5 oldu. Biraz bekleyip tekrar ilaç verdim. Ateş dışında da hastalık belirtisi yok.
Hastaneden eve geldiğinin 2. ayından beri ateşleniyor küçük adam. En fazla 38,5 oluyor. Sebep yok, ciddiye alan da yok. Şaştım kaldım. Üstünden 1,5 yıl geçmiş, demezler mi bir de bu ateşler çok önemli, incelenmesi lazım diye.
Zamanında ben de çok söylemiştim bu cümleyi.
Ufff, ufff diyorum yine.
Demir seviyesi 1 yıldır 15'in üstüne çıkmadı, hem de ferro sanola rağmen. Araştırılması gerekiyor. Ama kim, ne zaman ve nasıl?
5 N, 1 K
Annelik içgüdülerine güven derdi hep çevremdeki tecrübeli anneler.
Hiçbir zaman kullanamadım bunu. Başarabilen var mıdır bilmyorum ama ortada bir çocuk varsa anne dışında bir sürü başka kişiler de vardır. Hepsi herşeyi herkesden daha iyi bilir. Sorgular seni, yargılar seni. Son cümleleri de hep "ben karışmış gibi olmimmm" diye biter.
İyi ki karışmadın, sağol.
Onların söylediğinin dışında birşey yaptın, kazara onların söylediklerine geldin.... işte asıl ufff noktası orada başlar.
"Ben demiştim"....
Duymaktan en nefret ettiğim şeylerden biri, ben demiştim.
Madem çevremiz herşeyi hep bilen insanlarla dolu, neden bir adım ileri gidemiyoruz?
O ben demiştimler heryerini sarar, evini, evliliğini, çocuğuna yaklaşımını, davranışını, herşeyini...
Elin ayağın tittrer çoğu zaman, ya yanlış karar verirsem diye...
Süvariler vardır ya etrafında, "senin yüzünden" demek için hazırolda bekleyen.
Pek severler, senin yüzünden demeyi. Kendilerini daha başarılı hissederler ya. Tek başlarına yapabildikleri hiçbirşey de yoktur hayatlarında aslında. İçten içe seni başarılı bulup ellerini öpmek isterler ama, egoları izin vermez.
Kendilerini daha başarılı hissetmek için "tamam, sen bilirsin ama, sonra çıkıp da bilmem ne oldu deme bana diye devam eder sözleri.
Karışması gereken yerde, "sen çok iyi annesin, en güzeli sen bilirsin" derler. Karışmamaları gereken yerde de "bak, sonra şu şu oldu deme, tanımam heee" derler. "Ben karışmam" diye bitn çeşitleri de vardır.
Tamam, şu konuda da sen karar ver, ben içinden çıkamıyorum dersin, ama "sen annesisin" derler. Sorumluluk almayı da hiç sevmezler. Ucundan çekince ellerinde kalır korkusu da vardır. Neme lazım, vazifem filan olur korkusu...
Takmak istemezsin onlari ama hayatımızın parçasıdır onlar, söz hakkı olan, olmaya da devam edecek olan kişilerdir.
Gece yarısı, küçük adamın ateş nöbetindeyim.
********************
*****************
*************
**********
********
******
****
***
**
*
yazıyı gönderen,
Beken-Ali
zaman:
Perşembe, Ocak 29, 2009
5
kişi fikrini yazmış, sen ne düşünüyorsun?
etiketler
candaş anası
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

