26 Ekim 2010

Bi' Garibim Bu Aralar


Bi' garibim bu aralar sevgili blog.

Senin küçük adam var ya hani, pardon O duymasın küçük adam dediğimi, kızıyor. Büyük adammış O, genç adam diyoruz biz de, orta yolu bulduk. Öylle agresif öyle manyaktı ki tüm yaz sezonu boyunca ve son 2 haftaya kadar.

Sürekli böğüren, vuran-kıran, tırmalayan ısıran, herşeye muhalefet ama öyle tipik çocuk muhalefeti değil...Şımarık, arsız, lafdan sözden dinlemez...
Ben ki çocuğuma hiç el kaldırmayan anne olacağım derdim hep, asla idi benim için.

İtiraf ediyorum sevgili blog, yaptım.
2 haftadır daha iyi. Anlaşalım söz işe yaramaya başladı, "ıııı, bi' fikrim" şeklinde çıkışlarla kotarmaya çalışlyıoruz. Amerikayı yeniden keşfetmiş gibi yani.
Boyundan çokkk büyük laflar ediyor.

"Ben küçük bir çocukken" diye başayan hikayeler anlatıyor. Büyümüş salak da, ben küçük bir çocukken diye hikaye anlatıyor.
Kreşin belalısı oldu. Bugun arıyor Ayşe Anne, ama telefonun ucunda benim müstakbel gelin Zeynep vardı. İçini çeke çeke başladı konuşlmaya:
"Candaşın anneesiiiii, Candaş var ya benim tepeme çıktı, ayağıma bastı, bi de yapma Candaş dedim ama o yine de yaptı, saçıma bastı"
Evet şikayetler başladı. Zeynebimin durumuna çok üzüldüm ama o hali telefondakivar ya hani, gülmemek için zor tutuyorum kendimi.

"Benim de sözümü hiç dinlemiyor biliyor musun Zeynep dedim. Ne yapacağımı şaşırdım ben de.
"Düşünme cevası vermelisin O'na" dedi
Haklsıın dedim, ama daha önce denedim işe yaramıyor, daha da yaramaz oluyor dedim.
"O zaman hamurla oynamama cezası verebilirsin, çünkü Candaş hamuru çok seviyor"
Çok iyi fikir dedim, bunu deneyeceğim.
Tatmin oldu poposu ısıralısı kuzucugum.
Zor, hem de çok zormuş çocuk yetiştirmek.

Ne zaman paramız yok desem mesela cevap standart,
"Benim kum paramda bissürü para var, kullanabilirsin"
O para da ne praymış bitmek bilmedi gitti.
Bu sabah işle evin tam ortasında kakam geldi diye ağlamaya başladı. Az kaldı okula desem de acıyor, kaçıyor diye ağlıyor. Ara sokaklara girip, bir fırının önünde durdum. Koşa koşa gittik, ama titiz beyefeituvaleti kullanmamıza izin vermedi, müsait değilmiş, türkçesi tuvaleti bokgötürüyor, o hali,ni görürsen 7 sülalen benden ekmek almaz demekti. Çocuk alına sıçacak dediysem de laf anlatamadım. Poşet ver bari dedim, fırının kapısında poşete kaka yaptırdım yavrucağıma. İshal olmuş, iyi bile tutmuş o saate kadar.
Her sabah gimicemmmm krizi başlı başına cinnet sebebi.
Her sabah standart "okuya gitmek iştemiyoyummmmmm"
Ama iyiyiz bu aralar.
Sağlık sorunlarını da yazayım biraz sevgili blog.
Tüm yaz boyunca 2,5 ay süren astım krizleri yaşadık. Ösürük-hırıltı-burun akıntısı...Öksürük dediysem tık..tık diye düşünme. Geceleri sabaha kadar boğmaca krizleri şeklinde sürdü. TAm azaldı derken 2 gün sonra tekrar...tekrar şeklinde geçti.
Bu süreçte 3 doktor değiştirdik. 3. de tam dişime göre buldum. Doğum hikayesi benimle aynı olan, ikizlerinden birini kaybeden ve diğeri 2 yaşında olan bir anne öncelikle. Candaşı anlatınca yerinden kalkıp bana sarılan bir profesör... Parasıyla değil mi yapar diyorsan eğer sevgili blog değil diye cevap veririm ben de. Parada pulda işi olmayan bir insan. O kadar diyeyim yani...Çocuk göğüs hastalıkları uzmanı.
Aslında yoğun bakım doktorumuz Pınar Dayanıklı'nın önermesi, Çocuk romatologumuz Prof. Dr. Özgür KAsapçopurun arkadaşı olmasından da böyle bir kşilik çıkacağını tahmin etmeliydim. Bu sayede genç adamın tüm doktorlarını kafama göre ve tabii genç adamın tedavisine göre de toparlamaa başladık sanırım. Çocuk endokrin konusunda da kendi çalıştığım hastanenin dr favorim şuanda. O da Pınar Hanım.
Öksürükler sonunda kontrol altına alındı, umarım böyle kalır.
FMF atakları ortizon ile kontrol altında, şimdi daha iyi anlıyorum ki ne işkence yaşamışız 3,5 yıldır. Kortizon yarım doza bile düştü, ama sanırım bu dozda biraz kalmamız gerekecek.
Büyüme konusunda ise ilerleme yok ne yazık ki. Yeme sorununu epey çözdük, sözler ve güzel iletişimle yolunda gidiyor. Ancak ben asabi olursam yemeği unutmam gerekiyor. Yemesi iyi ancak büyüme yok.
4 yaşı bitecek ama hala 10,5 Kg ve yeni 90 cm ulaştı. Büyüme hormon tedavisi konusunda Pınar Hanıma bıraktım kararı, ona güveniyorum. Öyle mantıklı güzel açıklıyor ki herşeyi, daha ne isteyeyim.
Kemik erimesi için 2 aylık tedavi bitti, devamedeli,m dedi doktorumuz. 1 kutu daha bitsin, tekrar ölçüm yapalım dedi. Umarım güzel sonuçlar alırız.
Blogcugum onca aradan sonra bu kadar yeter sanırım. Sonra gene yazacam.

24 Ekim 2010

Güçlü Kadınlar


Çok beğendim.... bilip de söze dökemediklerimdendi. Burada yayınlamak istedim.
GÜÇLÜ KADINLAR
Güçlü kadınlar vardır, her işlerini kendileri halletmeye çalışan.. Anne babaları tarafından böyle ye...tiştirilen. Onlar kendi paralarını kendileri kazanmak isterler. Evdeki tüm tamirat, tadilat işlerinden anlarlar. Bir erkeğe mecbur kalmadan da hayatlarını devam ettirebilirler. Faturalarını kendileri yatırırlar. Hemen hemen tüm işlerini kendileri yaparlar. Hatta etraflarının yükünü de üstlenirler. Özgürlüğü severler, dik durmayı da, güçlüdürler çünkü...

Âşık olduklarında hissederek yaşarlar. Aşklarına kurallar koymadıkları gibi büyük beklentilere de girmezler. Sevdiklerine problem çıkarmazlar. Bütün gün çalışıp durduktan sonra, akşamları yorgun da olsalar sevgilileri buluşalım dediğinde, hemencecik hazırlanıp sevgililerinin onları evden almalarına gerek kalmadan, o her neredeyse onun olduğu yere giderler.

Çoğu zaman sevgililerinin ya da kocalarının haberi bile olmaz yaşadıkları sıkıntıdan, yansıtmazlar çünkü. Para var mı, işyerinde sıkıntı mı oldu, birine canı mı sıkıldı, hiç bunlarla yormazlar birlikte oldukları erkeği. Çünkü istemezler kimse onlara acısın. Sonra da bir bakarlar ki, bu kadar dik durmanın ve sorun çıkarmamanın karşılığında gerçekten de kimse onlara acımaz. Bu durum zamanla gelenekselleşir ve acınmama ile sorun çıkarmama hali yaşam tarzına dönüşür. Ezkaza dayanamayıp sorunlarını paylaşmaya kalksalar, bu sefer de sorunlu kadın, kaprisli kadın, tahammül edilmez kadın damgasını yerler. Bu yüzden de terk edildiklerinde bile hiç seslerini çıkarmaz bu güçlü kadınlar! Terk eden erkek de bilir onun ne kadar güçlü olduğunu ve onsuz da yaşayabileceğini, içinde yaşadığı fırtınalardan bihaber. Sonra bir dosttan, eşten, ya da tanıdıktan duyarlar ki onu terk eden erkek gitmiş, muhtaç yaşamak zorunda olan biriyle beraber olmaya başlamış. Erkekler çok severler böyle kadınları. Birinin ona muhtaç olduğunu görmek bir çok duygusunu okşar erkeğin. Onlara kendini erkek gibi hissettirir! Bu zayıf kadınlar erkeklere bağımlıdır.

Mesela fatura filan yatıramazlar, anlamazlar çünkü. Nereden yatırılır onu da bilmezler. Ev ya da yemek alışverişi de yapmazlar, çünkü taşıyamazlar onca torbayı. Hep yorgun olurlar, bütün gün spor salonları, kuaför, o mağaza, bu mağaza gezerler. Akşama yemek yapmaya fırsat bulamazlar. Akşam eşleri eve geldiğinde, bugün nereye yemeğe gidelim, diye sorarlar. En kötü ihtimal dışarıdan yemek söylerler. Zayıf kadınlar doğurdukları çocuğa bakacak gücü de kendilerinde bulamazlar, pamuklar içinde yaşamaya alışmışlardır bir kere. Kendilerini hep altın tepsi içinde sunarlar. Huysuzluk da ederler, ama bu erkeğin hoşuna gider, çünkü kadın ona muhtaçtır, söylenmeyen güçlü kadının aksine, hiçbir şeyi beğenmedikleri gibi devamlı da mutsuzdurlar. Pek teşekkür etmezler, kıskançlık krizlerini de severler Kocasının ve sevgilisinin hayatlarını karartırlar. Erkekler bu kadınları asla terk edemezler. Çünkü o güçsüz, kırılgan bir kadındır. Ayrılırsa kurda kuzuya yem olur. Koruyup kollanmalıdır her an o!.

Zayıf kadınlar hiç çökmez, buruşmaz ve yıpranmazlar. Ancak işin ilginç yanı her zaman daha değerli olanlar da onlardır. Ve geride kalan güçlü kadınlar tüm bunların nasıl gerçekleşebildiğine sadece bakakalırlar.

Alıntı: AYLİN KOTİL SARIGÜL

10 Ağustos 2010

İki Elin Yakamdaydı

Canlarım,

Sizin için açtım bu blogu, önceleri yazdım herşeyi, konuştum sizinle.

Zaman geçtikçe boşladım, sebebi nedir bilmiyorum aslında.

Zamansızlık değil aslında, her ne kadar ona sığınsam da.

Candaş oğlum;

Artık epey büyüdün. Fiziksel olarak değil kastım, mental olarak söylüyorum.

Konuşman, hayal dünyan, somut kavramların, hele ki muhakeme gücün oldukça iyi.

Muhakeme hayatta en önemli şeylerden biri bence. Her insanın kendinde araması gereken bir özellik.

Dil gelişimin oldukça iyi. Tam bir bahane makinesisin. Yaptığın her olumsuz durum karşısında neden diye sorduğumda anında uydurduğun bir hikayen var, biz ağzımız açık dinliyoruz sadece.

Sayılar, rakamlar, harfler konusunda oldukça iyisin.

Arada takılsan da 88'e kadar sayıyorsun (kapı numaramız :))

Toplama yapmaya başladın, parmaklarınla ve oyuncaklarını gruplandırarak toplama-çıkarma yapıyorsun.

2+3 beş eder diye tespit ettikten sonra 1+4 de beş ediyor anne diye inanılmaz heyecanlanıyorsun. Tam bir öğrenme makinesi gibisin.

Okulda ingilizce dersiniz yok henüz ama sayıları ve renklerden bazılarını biliyorsun.

Hatta geçen yumurcak Tv de Büyük Rahat Koltuk programı çıktığında bir baktık jenerik müziğini baştan sona ingilizce olarak söyledin.

Gittiğimiz yerlerde otopark numarası, kaçıncı kat olduğu senden sorulur.

Geçenlerde seninle bir AVM gittik arabayla, baban sonradan minibüsle geldi. Sizi bıraktım orada ve dernek toplantısına gittim. Tabii babanla arabanın yerini konuşmayı unuttuk.

Bana da ulaşamadı baban sormak için.

Sen demişsin "Tuyuncu yenk, dedenin "de" si, 6 numaya".

Bingo....

Hafızan çok kuvvetli. Hiçbirşey unutmuyorsun.

Bugünlerde aşırı şekilde boyuna takmış durumdasın. Okulda arkadaşlarınla arandaki farkın iyice farkındasın. Arkadaşlarından kimisi seni küçük olduğun için dışlamaya başladı, sen küçüksün diyorlarmış sana.

Çok sinirleniyorsun, hatta sana küçük diyenleri başka zamanlarda sudan bahanelerle dövmeye başlamışsın okulda.

Kız tavlası, erkek tavlası ve satrancın taş dizmini öğrendin. Kız tavlasında usta oldun, artık saymadan biliyorsun yerlerini.

Erkek tavlasını da epey ilerlettin.

her saniye tavya oynamak istemen bizi mahvediyor sadece.

Kendinden büyük çocuklarla oynamaya bayılıyorsun, onlar da seninle oynamayı çok seviyor. havuzda ve lokalde seni görüklerinde hemen alıyorlar seni aralarına.

geçen lokalde kağıt oynayan bir abi grubunun yanına oturdun hemen, sana da kağıt verdiler. Biz yanına gitmedik, sen abilerin anlattıklarıyla gayet güzel, onların oyunlarını bozmadan oynadın. Seni aralarına almalarına bayılıyorsun.

Geçen parkta 1-2 çocuk (5-7 yaş arası) sıska diye dalga geçmişler seninle.

Daire oluşturup alkış yaparak sıska sıska diye şarkı söylemişler, sen de oyun sanıp aralarına katılmaya çalışmışsın, aslında seninle dalga geçiyorlarmış.

baban seni uzaklaştırmış oradan ama sen ağlamışsın.

"Ben de onlarla şarkı söyyemek istiyoydum ama" demişsin.

Çok üzüyor bu durumun bizi.

Umarım yaşıtlarına ulaşırsın görünüm olarak da.

Hastalıklar konusunda hala sıkıntılıyız.

FMF atakların çok artmıştı, öyle ki 3-4 günde bir ateşleniyordun. İlaçlara rağmen...

Kortizon kullanmaya başladık. 2 aydır ateşlenmiyorsun. Ancak yemek yemene rağmen büyümen durdu yine.

Endokrine gittik, başka bir dr bu defa.

Büyüme hormon tedavisine başlanması gerekli dedi, ancak kortizon kullanırken çok zor, cevap alamayız tedaviye. Kortizonu kesmek lazım.

İki ucu ..oklu değnek...Kortizonu kesemiyoruz çünkü FMF atağı geçiriyorsun, ancak kontrollu olarak düşü,rmeye başladık.

3/4 kulllanıyorsun suan, iyi gidiyor. Bu hafta tekrar kan tahlilleri yapılacak ve onun sonucuna göre belki 2/4 düşecek.

Kortizon kemik erimesi de yapıyormuş, onun için de kemik yoğunluğu ölçümü istendi, Cerrahpaşada yapılıyormuş çocuklar için, bir ara oraya da gideceğiz.

Yeni birşey daha öğrendim bu arada.

Senin doğduğundan beri teşhis edilemeyen FMF ataklarında hep CRP-Sedim yüksekti, tam 3 yıldır normal seviyesini görememiştik hiç. Hiç kimseye de anlatamamıştık. Sağolsunlar bu çocuğun CRP neden bu kadar yüksek diye kimse sorgulamadı, beni psikopatlıkla itham etti birçoğu da.

Meğer bunca zaman CRP-Sedim yüksekliği de kemikler üzerine zarar veren bir faktörmüş.

Herşeye lanet okuyup tek tek hesap sormak istiyorum herkese.

hamileliğimden beri ahkam kesen her dr lakaplılara hesap sormak istiyorum.

Neye yarar diyorum sonra.

Hiçbirşeye...

Kendimi parçalamaktan başka işe yaramaz, bu da moral bozukluğu ile bundan sonra yapılacakları düşünmeme engel olur.

Bu hafta yapmam gerekenler:

-Özgür Bey aranacak ve kemik yoğunluğu için yol göstermesi istenecek

-10 gündür süren öksürüğün için dr gidilecek

-Endokrine gidilip büyüme ile ilgili testlerin yazdırılacak

-FMF ve kortizon ayarlaması için kan verilecek

-Tüm bunları yapacak güçlü bir anne aranacak....

********************************

Dün bir arkadaşımızla bir tartışma yaşadık.

"Siz kızınızın ölümünü sorgulamadınız" dedi.

"neden hesap sormadınız, dr hatası yokmuy du?"

Doğruydu, sorgulamadık.

Bir faydası olmayacaktı çünkü, giden gitmişti. Kendimizi parçalayıp hesap sorma yoluna gitseydik küçük adamla koşturacak gücümüz ve moralimiz kalmayacaktı.

Bir canımız daha vardı ve onun bize ihtiyacı vardı.

Akıl hastası bir anne olup çıkma riskim vardı, ki bu durumda ne kendime ne candaşıma faydam olurdu.

Sorgulamadık doğru.

Dedi ki o arkadaş "siz özel hastanedeydiniz, para sorununuz vardı. Para sorununuz olmasaydı sorgulardınız"

Yüreğimin ta içine hançerler saplandı.

saplanmakla kalmadı kıvrıla kıvrıla parçaladı tüm organlarımı.

Doğum yaptığım hastane yetersizdi yoğun bakım konusunda. Kızımın durumu oğluma nispeten daha iyiydi. Oğlum kötüleşti, ölüyor dendi. Ne pahasına olursa olsun en iyi hastaneye gidebilmeliydik.

telefonda nakil için konuştuğum dr olası fatura hakkında bilgi veriyordu, "en az 100.000 TL " diyordu.

Veremezdik bu parayı. İndirim yollarını aradım, buldum.

Bu defa fiyat düşünce hastanede boş olan yataklar doluverdi bir anda, yerimiz yok dendi.

Ağlıyordum, kahroluyordum, o dönemim kara kuru Candaş oğlanı ölüyordu, telefonda konuştuğum başhekime yalvarıyordum alın oğlumu" diye.

Aldılar.

herşey yoluna girdi.

Onun alınmasının daha sonra bana büyük pişmanlıkla yaratacağını bilemedim.

6 gün sonra alındı daha iyi durumda olan sarı papatyam.

Ama artık daha iyi değildi, hatta oldukça kötüydü.

Kötü hali hiç daha iyi olmadı, hep daha kötü ve en kötü oldu.

İşte tam 3,5 yıl sonra dün dank etti kafama.

O arkadaşımın "siz kızınızın ölümünü sorgulamadınız" sözü.

Doğru, sorgulamamışız.

Dün akşamdan beri kendimde değilim.

Tüm gece sarı papatyamın iki eli boğazımdaydı,

"Benim ölmeme neden izin verdin?" diyordu. Benim halime bakmadan sadece bunu söylüyor bana sürekli ve gözünü ayırmadan.

Ölmene izin mi verdim sarı papatyam bilmiyorum.

Düşünüyorum dünden beri ve evet o arkadaşım da haklı, dünden beri bana hesap soran sen de haklısın.

En başından doğru dürüst bir hastanede yatmadım, doğru doktor elinde takip edilmedim. Kendine komplikasyonlu gebelik vakası alarak deney yapan doktorun elinde kaldım ve doğurdum

Tutamadım sizi karnımda. Oysa kadının doğasında vardır 9 ay 10 gün tutar yavrusunu, ben tutamadım.

Kendime hiç dost edinmemişim 30 yıllık ömrümde.

Tuvalete bile kalkma iznim olmadan, hiçbirşeyin farkında olmadan, kulisi duymadan yattığım o vasat hastanede "hadi kalk başka hastaneye gidiyoruz" diyen bir dost bile kazanamamışım.

Doğumumda içeri bile sokmayan devlet hastanelerinden sonra parasını konuşmadan en iyi hastaneye gitmeyi düşünemediğim için hatalıyım.

Sizi para yüzünden başka hastaneye götüremiyorken, hamileliğim boyunca sizin yaşamanız için parayı hiç düşünmememi söyleyen ve siz daha 3. gününüzde ve ben ağlıyorken bizden yazlık yapmak için arsa parası istemeye gelen akrabalarımı evden kovmadığım için hatalıyım.

Ben doğum sonrası 4. günümde ilaçlar nedeniyle kasılmış ve yürüyemiyorken beni hastane sandalye oturtup chec-upa giren akrabalarımı kovmadığım için hatalıyım.

Sarı papatyamı kaybettikten sonra "sana ihtiyacım var, lütfen yanıma gel" dediğim halde ahırdaki ineklerinin daha çok ihtiyacı olan akrabamı hayatımdan silmediğim için hatalıyım.

Bacaklarım kasılıp yürüyemezken süt pompası almak için AVm ye girdiğimde, sözde bize yardıma gelip AVM de mağaza gezmeye dalıp kaybolan akrabalarımızı kovmadığım için hatalıyım.

Çocuklarımız ölüm döşeğindeyken "düşünmeyin parayı, onca insan 3-5 toplasak epey birşey ortaya çıkar" diye düşünüp hareket edecek bir akraba topluluğuna sahip olmadığımız için hatalıyım.

Hastane değiştirirken var olan yerleri, "biz bu parayı ödeyemeyiz" dediğimde biranda doluveren hastaneye hesap sormadığım için hatalıyım.

100.000 TL yi duyduğumda umrumda bile değil, hırsızlık yaparım, başka şey yaparım demeyip fiyat pazarlığına girdiğim için hatalıyım.

Şimdi deseler miktarı bile dinlemem, hemen alın çocuklarımı derim sadece.

Gözümü kırpmadan o parayı kazanacak her şeyi de yaparım.

Affet beni bebeğim, affedin beni bebeklerim.

Ben de sizinle birlikte büyüyorum, 30 yıl bir yana şu 3 yıl bir yana. 3 yılda öğrendiklerimi hiçbir yerde öğrenemezdim.

Pişmanın çok.

O arkadaşımın dediği gibi "parasını tam ödeseydiniz bunları yaşamazdınız, hesap sorardınız, sorgulardınız".

Hadi güzel bebeğim çek ellerini boğazımdan, hatalıyım biliyorum. Çok haklısın. Sen çeksen de ellerini ben affedecekmiyim sanıyorsun kendimi..

Asla...

Sen içimde büyüyemeyen çiçeğimsin benim.

Sarı papatyam.

Çok istedim seni de desem, çok seviyorum seni desem, hayalimdin desem...

Ne fayda...

Affedin beni çocuklarım.

Ben sizden daha güçsüz, daha zayıf, daha akılsız küçük bir kız çocuğuyum.

Zorla büyütülmeye çalışılan.

17 Temmuz 2010

Mutlu Bebekler ve Çocuklar


Dr Harvey Karp gelişimsel pediyatrinin son 25 yıldır dünyada en çok izlenen, okunan çocuk uzmanı. Özel tekniklerle anne babalara bebeklerini ve çocuklarını daha iyi anlamalarını öğretiyor. Örn 1-5 yaş arası çocukları evcilleşmemiş mağara adamlarına benzetiyor. Bu yaş gurubuna trafik işaretleriyle yaklaşlabileceğini belirtiyor. Sınırlarını belirlerken zararsız durumlarda YEŞİL, sıkıntılı ve sinir bozucu durumlarda SARI, sınırlarını kesin belirlememiz gerektiğinde de KIRMIZI ışık yakmamız gerektiğini söylüyor.





1 milyondan fazla kitap ve DVDleri satılmış olan bu hekimin söyleşisine bekliyoruz.

15 Temmuz 2010

Pardon Bu Sonuç Oğluma Ait Değil Sanırım?




Aynen böyle demek istedim tahlil sonuçlarını aldığım bankoya.
"Yanlışlık oldu galiba, bu sonuçlar Candaş'ın olamaz?"
"Neden?"
"Lökositler normal, CRP normal, Sedim bile normal, olamaz ki?"
Bu küçük adam 3,5 yaşında ve ben 3,5 yıldır böyle bir sonuç görmedim.
Ama gerçekmiş sonuçlar.
Kullanmak istemediğim, kendimi paraladığım, olmasın ya doktor dediğim günlük 5 mg. lık kortizonun sonucu işte böyle oldu.
2007, 26 Haziranında ilk FMF atağını geçirdiğinden bu yana ilk kez 35 gün boyunca atak geçirmedi.
Çoğu anne çocuğu ayda bir ateşleniyor diye dövünürken biz 1 aydır ateşlenmedi diye şampanya patlatacağız. Herkesi arıyorum, "biliyor musun Candaş bir aydır ateşlenmedi" diye.
Kortizon korkumuz toplumsal bir korku halini aldı galiba.
"Bu kadar düşük dozun zararı olmaz. Geçirdiği FMF atakları daha fazla zarar verebilir" diyen doktorumuz prof. Dr. Özgür KASAPÇOPUR sayesinde bu 1 ay şaşkınlığımız.
Son 3 aydır ataklar 3-4 güne kadar düşmüştü zira ve beynimde alev topları kovalamaca oynuyorlardı.
Umarım çok uzun zamanlar geçer böyle.
Belki 1 yıl sonra "1 yıldır ateşi çıkmadı" hiç diye anlatacağım günler de yakındır.
Buraya yazıyorum diye değil, herkese zaten anlatıyorum diye yazıyorum, bizim en büyük şanslarımızdan biridir Özgür Bey. Çevremde ateşi çıkan her çocuk annesine "Özgür Bey'e gittiniz mi?"
Bu vesileyle doktorumuza tekrar teşekkür.
Yıllar sonra da güzel sonuçlarımızı alırız inşallah.

16 Haziran 2010

Tüpten mi Çıktın?


1 yaşıma daha girdim desem hafif kalır.
10 yaşıma daha girdim, oldum mu 43.
Küçük adamın ateşlerinin ardı arkası gelmiyor.4 gün, 5 gün, 7 gün....ne sınır var ne düzen.
PHAPA değil öyleyse. Diyor ki FMF'e bağlı. Steroid başla.
Başladık. 8. gün ve ateş yok şuana kadar.
Bugün kontroldeydik, diyor ki tüp bebek doğaya karşı gelmektir ve hastalıkların seyri doğal yoldan olan bebeklerden farklıdır.
Şimdi bir de buradan yakın...Kortizon günlük kullanılıyor, FMF ilacı kilosuna göre 2 tına çıkarıldı. Kıçındaki cırcırı durdurabilene aşk olsun.
Kortizon kullanırken çocuğumu büyütebilene, boyunu uzatabilene de aşk olsun.
*****************
Son 10 gündür anne kapsama alanı dışında. Aradığınız kişi şuanda kafayı sıyırdı, lütfen birkaç ay sonra tekrar arayın.
*************
Yıl sonu gösterisi vardı, harika ötesi süperdi. Mest etti küçük adamım bizi. Kovboy oldu, kafkas oynadı, solo dansı vardı. Yoğun alkışlar karşısında 2. soloya da çağırdı Hasan Öğmetmenim hatta. Çok güzeldi ama diğer taraftan küçük adamın bu kadar talep alması aynı yaş grubu arkadaşlarının omuzlarına kadar gelmesi nedeniyle bebek grubundan kaçmış bir firariye göre performansının çok iyi olması mıydı acaba?
Yok canım diyenlere servis dışı olduğumu hatırlatayım.
*******************
3 yaş göz komntrolü de vardı bugün.
Bu çok iyiydi, herşey yolunda, güzel. 25 haftalık çocuğa göre şaşırılacak kadar iyiymiş hatta (aman nazar değmesin).
Göz polikliniğine girip te etrafta göz resmi bulamayan küçük adam arşınladı heryeri defalarca ama göz resmi yoktur hiç.
Gel de cevapla şimdi neden göz resmi yok burada. Pası doktor abiye attık tabii.
O da yıllardır çalıştığı yerde göz resmi olmadığını farketmişl oldu bizimki sayesinde.
Göz anatomisi üzerinde gözün arka kısmı, göz damarları ve görme fizyolojisini anlattı bizimkini.
Benden daha iyi anladığına kalıbımı basarım. Hastaneden çıktığımızdan beri göz damarlarının ve arka kısmın resmini çiziyor, evdeki renkli kırlentler yerlere dizilip gözün arka kısmı yapılıyor.
Küçük adamımla hayatımda güzel şeyler daha fazla.
İyi ki beni anne seçmiş benim küçük büyük adamım.

31 Mayıs 2010

Erken Doğurana Doğum İzni Yok


Çalışan anneler için doğum izinleri var tabii.
Doğum öncesi 8, doğum sonrası 8 hafta.
32. hafatya gelip te sağlıklı olan anne adayı 5 hafta daha çalışıp o haftaları doğum sonrasına aktarabiliyor.
Doğum sonrası 13 hafta izni oluyor böylece.
Tabii erken doğurmadıysa....
Ben ikiz gebe oldgumdan 10 hafta doğum öncesi iznim vardı. Ama 25. haftada doğurunca yandı bitti kül oldu...
Öyle ya kim dedi ki bana erkenden doğur diye...
Doğum sonrasına kaldı 8 hafta...
Kızımı kaybettikten 1-2 gün sonra iznim bitti, Candas hala yogun bakımdaydı ve işe döndüm. 1 ay çalıştım. Sonra postpartum depresyonlar ve 1 aylık yılıık iznim ve akabinde 1 yıldan fazla ücretsiz izin kullanım.
Sağlık problemi olan bir çocugu bırakıp işe nasıl dönülebilirdi ki?
Fizyoterapiler, otizm şüphesiyle gidilen bireysel eğitim, nörolog-göz-neonotolog takipleri arasında işe dönmek gibi bir lüks olamazdı zaten.
Tüm bunlara para yetiştirmeye çalışırken ücretsiz izne ayrılmak da cabası.
1500 gram bebekle eve çıkıyoruz ama yasalar zamanında doğan sağlıklı çocuklar için verdiği izinleri bize hiç vermiyor. HAtta elimizdekileri de alıyorlar.
Şimdi bunu yasal değişiklikle değişltirmeye çalışıyoruz. El Bebek Gül Bebek Derneği nin öncülüğünde ilgili yerlere yaşadıklarımız anlatan ve doğum sonrası izin isteyen mesajlar gönderiyoruz.
Ben de bu konuda mağdurum diyenler veya birgün mağdur olmayacağının asla garantisini veremeyenler için mesajın yazılacağı yerleri ve detayları yazıyorum.
AK PArti web sitesinden AKIM'i seciyorsunuz. Basabkanlik, Saglik Bakanligi ve Calisma ve Sosyal YArdim Bakanligina iletilmek uzere mesajınızı yazıyorsunuz. Gonder tusuna basmadan once yazınızı kopyalayıp bana da gonderebilirsiniz. Cunku ola ki cevap alamazsak bu mesajları toplayip dernek tekrar basvuruda bulunacak.
AKIM'in linki :

http://www.akim.akparti.org.tr/akp.akim/faces/internetBasvuruGiris.jsp


Premature anneleri dogum sonrası izin sorunlarını anlatıp, bebeklerimizin hastanede yatış süreleri dikkate alınarak ve tabii yaşadıkları sağlık sorunlarına göre annelerin doğum izinlerinin bebek yoğun bakımdan taburcu olduktan sonra başlaması gerekliliğini anlatabilirler.


Unutmayın ki kimse bir bebek sahibi olmak istediğinde erken doğum yapmayı hayal etmez!!!! Ve kimse de bunun kendi başına gelip-gelmeyeceğini bilemez.



Duyarlılığınız için teşekkürler



AKIM e mesaj gonderenler mesajlarının kopyasını, kimlik bilgileri ile birlikte bloga yorum olarak kaydederlerse burada yayınlamayağım ve kulllanmayacağım konusunda emin olabilirler.