1 yaşıma daha girdim desem hafif kalır.
10 yaşıma daha girdim, oldum mu 43.
Küçük adamın ateşlerinin ardı arkası gelmiyor.4 gün, 5 gün, 7 gün....ne sınır var ne düzen.
PHAPA değil öyleyse. Diyor ki FMF'e bağlı. Steroid başla.
Başladık. 8. gün ve ateş yok şuana kadar.
Bugün kontroldeydik, diyor ki tüp bebek doğaya karşı gelmektir ve hastalıkların seyri doğal yoldan olan bebeklerden farklıdır.
Şimdi bir de buradan yakın...Kortizon günlük kullanılıyor, FMF ilacı kilosuna göre 2 tına çıkarıldı. Kıçındaki cırcırı durdurabilene aşk olsun.
Kortizon kullanırken çocuğumu büyütebilene, boyunu uzatabilene de aşk olsun.
*****************
Son 10 gündür anne kapsama alanı dışında. Aradığınız kişi şuanda kafayı sıyırdı, lütfen birkaç ay sonra tekrar arayın.
*************
Yıl sonu gösterisi vardı, harika ötesi süperdi. Mest etti küçük adamım bizi. Kovboy oldu, kafkas oynadı, solo dansı vardı. Yoğun alkışlar karşısında 2. soloya da çağırdı Hasan Öğmetmenim hatta. Çok güzeldi ama diğer taraftan küçük adamın bu kadar talep alması aynı yaş grubu arkadaşlarının omuzlarına kadar gelmesi nedeniyle bebek grubundan kaçmış bir firariye göre performansının çok iyi olması mıydı acaba?
Yok canım diyenlere servis dışı olduğumu hatırlatayım.
*******************
3 yaş göz komntrolü de vardı bugün.
Bu çok iyiydi, herşey yolunda, güzel. 25 haftalık çocuğa göre şaşırılacak kadar iyiymiş hatta (aman nazar değmesin).
Göz polikliniğine girip te etrafta göz resmi bulamayan küçük adam arşınladı heryeri defalarca ama göz resmi yoktur hiç.
Gel de cevapla şimdi neden göz resmi yok burada. Pası doktor abiye attık tabii.
O da yıllardır çalıştığı yerde göz resmi olmadığını farketmişl oldu bizimki sayesinde.
Göz anatomisi üzerinde gözün arka kısmı, göz damarları ve görme fizyolojisini anlattı bizimkini.
Benden daha iyi anladığına kalıbımı basarım. Hastaneden çıktığımızdan beri göz damarlarının ve arka kısmın resmini çiziyor, evdeki renkli kırlentler yerlere dizilip gözün arka kısmı yapılıyor.
Küçük adamımla hayatımda güzel şeyler daha fazla.
İyi ki beni anne seçmiş benim küçük büyük adamım.
16 Haziran 2010
Tüpten mi Çıktın?
28 Nisan 2010
Tuvaletten Ses Kontrol
Artık tuvaletli olduk...Minik dötü elimin altında, mıncıklıyorum. Elimizde, çantamızda pet şişelerle çıkıyoruz sokağa. Çocuk erkek olunca rahat oluyormuş, pipiyi çıkar bir köşede şişeye işet. Çocuksuzken birini yaparken görsem ayıplar hatta görgüsüzlükle filan suçlardım. Çocuktan sonra çok arkadaşımda gördüm çantasında pet şişeyle gezme işini. Valla gayet de güzelmiş.
Henüz yeniyiz gerçi, bu aşamayı geçtik diyemem şimdilik. Acelem de yok aslında, kendisi istedi başladık, istemezse ara verir. Herşey küçük adamın keyfine endeksli.
Ameliyat sonrası artık iyice toparlandı küçük adam. 2 haftadır kreşede gidiyor ama sanki ilk kez kreşe başlamışız gibi zor geçiyor günler. Sabahları kriz yaşıyor evde gitmicemmmm diye, akşamları da kreşten çıkmıyor gitmicemmmm diye. Böyle garip birşey herhalde 3 yaşında bir velet olmak.
Anne düşkünlüğünün en had safhası bu yaş mı yoksa daha kötüsü olacak mı bilmem ama şuanda anne delisi iyice. Yatma saatine kadar sürekli hoplamak, zıplamak ve tabii ki de hepimizi de ayakta tutuyor.
Dil tam bir pabuç, deyimler ve çok uç kelimeler kullanıyor artık.
geçen sabah asansörde durduk yere babasına bakıp,
"Babaaaa!!!! Sen çok güzel biy babaşınnnn" diyip yüzünü gözünü şebek moduna geçirmez mi...
Kıskanmadım değil tabii ama çok hoştu bu söz.
**************
22 Nisan'da küçük adamın ilk 23 Nisan gösterisi vardı. Biz heyecanla beklerken sabah "ben okuya gitmek iştemiyoyummmmmm" çığlıklarıyla götüremedik okula, işyerinde oyalanıp, arkadasımın 13 yaşındaki oğlunun tesadüfen işyerine gelmesi bizi kurtardı ve hoplaya zıplaya götürdü onu gösterisine, ikna etti.
Hepimize en az 10 kez tembihledi küçük bey:
"Şakın beni aykışyamayı unutmayın, tamammmm mı?"
İstersen alkışlama tabii.
Bunların payına şiir okumak düşmüştü, bizimkinin sarı damarı tutttu mikrofon tutulduğunda "aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa" çığlığıyla kulaklarımızın pasını temizledi. Tabii mikrofon tutulmadı tekrar bizimkine.
Gene de orada, arkadaşlarıyla hazır vaziyette 23 Nisan gösterisine çıkması hayal bile edemeyeceğim birşeydi, çok güzel ve harika ve .....herşey işte.
23 Nisanda Marriot Oteldeki etkinliğe katıldık. Premature bebekler için yapılan etkinlikteydik ve bizimki yaklaşık 1,5 saat boyunca yerinden kalkmadan talimatları yerine getirip pastasını yaptı, o gün düzeltilmiş doğum günü ve hastaneden çıkışının 3. yıldönümü olması nedeniyle o pastayla doğum günü kutlaması yaptık. Nefis bir pastaydı, kendi pastasını kendisinin yaptığını da gördük ya çok şükür Allah'ıma...
*****************
Başka başka ne yazsam...
İşyerindeyim, boşlukta bu kadar geldi aklıma
Herkese mutlu günler...
05 Şubat 2010
KARNE
Kreşte 3-4 değişik yaş grupları var.
18-36 ay...
3-4 yaş...
4-5 yaş...
5-6 yaş...
İki ayrı binada her bir gruptan 2'şer sınıf var.
3-4 yaş grubu hariç, o gruptan sadece 1 tane var.
Geçen eylül ayında Candaş'ın akranları 3-4 yaş grubuna alındı. Ben Candaş'ın geçmesini istemedim.
Çünkü,
1. Fiziksel olarak yaşıtlarından en az 17 cm kısa ve zayıf olması nedeniyle psikolojisinin bozulmaması
2. Dayak yiyen adam figüründeki küçük adamın hırpalanmaması
3. Bediş Annesine çok alışması.
4. Küçük adamın gelişimsel olarak yaşıtlarından ileri olması nedeniyle geri düşmeyeceği düşüncesi.
5.Kreşe çok zor alışan küçük adamın Bediş Anneden de ayrılık yaşamaması.
Ne zaman geçecekti kendi grubuna? Mayıs ayında yeni açılacak olan 3-4 yaşa geçecekti. Düzeltilmiş yaşıyla da yeni 3 olacağı için kayıp olmayacaktı ....
diye düşünmüştüm...
Ne zamana kadar?
Gruplarındaki 18 aylık Murathanla aşik atmaya başlayana kadar. Murathan gibi ma-maaa, demeler, çişini artık bezine yapmamalısın dediğimde "ama Muyathan da bejine yapıyoy" diyene kadar...
Yeni grubun başlama zamanının ise mayıs ayından eylüle alındıgını duyana kadar...
1 haftadır ne yapmalı üzerinde düşünürken, halihazırdaki gruba Candaş'ın başlamasının uygun olmadığı kanaatine varıldı.
1. Bale-folklor derslerinde yol katetmişlerdi.
2.Kitaplarda ilerlemişlerdi. Neydi bu kitaplar?
Rakamlar....renkler....geometrik şekiller...
Candaş bunları evde benim baktığım 2 yaş dönemine kadar zaten öğrenmişti. Drama dersine aldılar 2 gün önce, şaşkın-kızgın yüz ifadesi ve resimlerdeki yüz ifadelerini tanımlama gibi şeylere katıldı...
Benim saksıya yeni dank etti, biz Candaşla bunları zaten çokkk önceden öğrenmiştik...ama tekrar etmeyi unuttuk, o kreşe başladı, ben okula başladım derken birlikte geçirdiğimiz 1-2 saatlik zamanımızda sadece eğlenmemize bakmışız. Neyse ki küçük adam uyum sağlamış ta büyük gruba geçmesine oy birliği ile karar verildi.
Dedi ki Hacer Öğmetmenim:
"Candaş'a nasıl anlatsak acaba artık Bediş Anneyle olmayacağını?"
"Karne verin oğluma dedim, büyüdün artık ve büyük sınıfa geçiyorsun"
Hazırlamışlar...
Tahminimden çok daha güzeldi hem de. Bütün derslerden güleryüz almış, üstüne bir de yıldızı vardı, bu da yüksek onur belgesiydi sanırım :))
Çok duygulandım akşam onu alırken, ne olduğunu anlamadığına adım gibi emin olduğum karnesiyle pek bir gazlanmıştı....Büyük şınıfa geçiyoyum bem" dedi.
Kreşler yanyana iki müstakil bina.
kreş 1 ve kreş 2...
Küçük adam kreş 2 deydi şuana kadar. Geçeceği kreş ise kreş 1'de.
Dedim ki:
"Pazartesiden itibaren büyük sınıfa gideceksin, yani Kreş 1 'e."
Dedi ki :" 1 oymajjjj....Burası 2. okuy, ben 3. okuya gitmeliyim, çunku 3, 2 'den büyüktüy"....
Dumur... morarma...kızarma....
kreş çalışanları ve benim halet-i ruhiyemizdi.
Çocuk haklı, gel de cevap ver şimdi. öğüretmeni dedi ki Candaş çoktan hazırmış büyük sınıfa...
Ben de 1 ve 2 yi anlatmaya çalıştım ama nafile.
"3. okuya gidecem ben"den başka söz çıkmadı ağzından. Öğretmeniyle kulis yaptık, 1. kreşin iç kapısına pazartesi sabahı 3 rakamı asılacak....
Vatana, millete, ailemize, yavrucağımıza hayırlı olsun....
Tüm karnelerimiz güleryüzlü olsun, yüz güldürsün.
En önemlisi de hayat karnesi güzel olsun, mutlu olsun hayatı
03 Ocak 2010
BİRİKENLERDEN
Kucuk adama dair pek birsey yazamiyorum artik. Biraz foto koymaya calisayim bari.
2010!!! Bak bu sene küçük adam kırmızıları giydi. Saat 0.00'da kırmızı donunu bile giydi. Lütfen bu sene bize sağlık getir...Yeme sorununu bitir ve küçük adamı akranlarına ulaşacak şekilde büyüt....Çok mu?
Küçük adam yeni yıl partisinde sınıf arkadaşlarıyla birlikte...Isırmayı huy haline getiren ufaklıktan bu iki kız da nasibini aldı. Soldaki Ayça'yı yanağından, Elif'i ise kolundan ağır bir şekilde yaraladı
Biri çakma diğeri gerçek Noel Baba :)))
Çoko Can...
Hastane sonrası ziyarete gelen ekol Berke Abi...
Önceleri zorla verdiğimiz nebulleri, artık nefesi sıkıştığında kendisi istiyor...

Hasta yatağında şirinlik...
Berke Abisinin doğum gününde...(Hasta olmasına rağmen coşmuştu Berke ile)
25 haftalık kader arkadaşı Tara'ya ziyaret gününden...
Bir başka premature Ömer Akın ile DVD tamir!!! ederken...


2 ay önce yüksek ateş nedeniyle domuz gribi şüphesi muayenesinde...
******
**Küçük adam diyorum hep ama O artık genç adam oldu galiba. Genç adam diyorum, kikir kikir gülüyor.
**Hastalıklar çok bunalttı bizi. Umarım artık hastalık görmeyiz, tüm çocuklar için diliyorum bunu.
**Artık yaptığı herşey bilinçli bizimkinin.
dedim ki "oğlum okulda yemek yiyorsun da neden evde yemiyorsun?"
"Çünkü seni üzmek istiyorum"...
Ağzımız açık kaldık resmen. Çok doğruydu söylediği, zaafımdı çünkü o benim ve bunu çok iyi kullanıyor.
**Bu aralar istediğini yaptırma derdinde, yapmadığım zaman,
"ağyayım ben de o zaman"
"ağlayabilirsin tabii, nasıl istersen" diye cevplıyorum, bu sayede epey aştık sorunu.
**Müziğe karşı epey ilgisi var. Çok seviyor müzik aletlerini. Duyduğu bir müzikteki seslerin hangi çalgıya ait olduğunu çıkarabiliyor. Ailesel yatkınlık veya benzeri bir faktör yok.
**ŞArkı sözlerini çok iyi kaydediyor. 1-2 kez dinlediği, slov şarkıları bile neredeyse tamamını söylüyor. Ki çoğunu biz bile duymamış oluyoruz. Bu her çocukta böyle mi yoksa Candaş müziğe karşı ilgili mi bilmiyorum şuan.
**Geçen dedim ki trompet nasıl bir çalgıdır?
"Üfyemeyi biy çalgıdıy, biymiyoyşan, kitabıma bakabiyiyşin"...
Dumur...
**Caillou hastasıyız bir de. Hee, bundan şikayetçi değilim. O epey birşey öğreniyor ondan, ben de nefes alabiliyorum o Caillou izlerken. Özellikle hastanede yatarken bizim kurtarıcımız oldu Caillou. Bu vesileyle kendisine de teşekkürler.
İşte böyle.
Şimdilik bu kadar.
Hoşçakalın
11 Aralık 2009
BU HAFTA ÖĞRENDİKLERİMİZ
*****************
Dedim ki babasına:
"Ersin, kapıyı kapat"
Küçük adamın cevabı (melodik olarak):
"Kapıyı kapat şeşşijce
Yahatşıj ettin yeteyince
Mecbuyşan konuşmaya
Şon şöjünü şöyyeeee"
Ağzım açık dinledim.
Ben bu şarkının sadece 2 satırını bilirken O tümünü söyledi...
********************
Akşamlar da dahil çok yoğun bir hafta...
1 akşam küçük adamla mesaiye kaldık, O sessizce Caillou izledi bilgisayarda.
Şuan da dersteyim. Blogum da benim öğrenciliğim sayesinde şenlendi.
1 haftadır kuramadığımız yılbaşı ağacımız şuan evimin 2 erkeği tarafından kuruluyor olmalı...Ya da ev talan ediliyor mu demeliydim?
********************
Dün MR çekildi...İlaçla uyutulmadan çekim yapmaktı amacım, tüm gün uyanıl tutulan küçük adama çekimden bir saat önce verilen yarım ölçek uyku ilacı ile saat 5'te uyudu, tüm o gürültülü çekime 20 dakika boyunca sadece 2 kez kez ayağını oynatarak cevap verdi...
Taa ki sabah 06.30'a kadar...Rapor çıkmasa da sonucun iyi olduğunu öğrenerek rahatladık..
**********************
Fotoğraf soranlara ise cevap:Fotoğraf makinemin yerini bile bilmiyorum....
27 Ağustos 2009
KARMAKARIŞIK



Uçak senin ilk söylediğin kelimelerden biri. Çok seviyorsun, geçen sene bindiğinde birşey anlamamıştın pek, küçüktün. Bu sene ise günler öncesinden biz uçağa bincez diye heyecanlanmaya başladın. Heryerini inceledin uçağın, eline de oyuncak uçağını aldın ve tüm yol boyunca uçakların aynılıklarını söyleyip heyecanlandın. Evler küçücük kaldı, buluıtlar yere inmiş annneeeee....hiç su7smadın uçakta, keyfin yerindeydi.

Kreşa koşa koşa gitmene sebep olan kişinin, Bediş Annenin oğlu Berke Abi'nin sünnet düğününe gittik seninle. Öyle çok huzursuzken sonra çok eğlendin. Pistten inmedin, oynayıp oynayıp yere oturdun, yerdede sallanıp kalkıp oynamaya devam ettim yine.




Çok sevdiğin Carrefourda yaz festivali vardı. Sürekli gittik, pek eğlendin orada da.

Geçen sene denizden çıkmayan sen bu sene hiç girmniyorsun. Havuzzlu bir siteye taşındık oysa ki...Tüm yaz havuzdan çıkmayız herhalde derken 5 kez gittik, 2 kez senin çığlıkların arasında 10 dak kalabildik ancak, 3 kez de ben girebildim havuza. Sen ise hiç girmedin. Şişme havuzunu indirerek bunda bari oynamanı sağladık şimdilerde. Yazın sonuna doğru 2-3 kez daha gidebilirz umarım.




Bu siteye taşınma sebebimiz senin için uygun oyun alanlarının olmasıydı. Yenilenen çocuk parkından çıkmak istemiyorsun. Sürekli parkta olsak itiraz etmezsin. Gerçi daha çok büyükler için spor alanını seviyorsun ama olsun...
"Ben çipor yapcaaammm" diyorsun. Bodur halinle çok komik görünüyorsun spor aletlerinde.



Hayatının ilk 1,5 yılında çok sık görüştüğümüz, benim arkadaşım Muko ve senden 2 ay küçük kızı Azra var hayatımızda. Bize geldiler geçenlerde, piknik alanındaydık, inanılmaz güzel oynadınız, inanamadım. En son görüştüğümüzde senin 2 katı cüssesiyle seni hırpalayan Azra gitmişti...Yerine seni diğer çocuklardan koruyan, yere düştüğünde seni ellerinden tutarak kaldıran Azra vardı....
Siz iyi biliyorsunuz galiba hayatınızın ilk aylarında çok sık görüştüğünüzü....

Sonra da işte bu balıkları yediniz birlikte...
Ömrün boyunca yanında sana uzanan bir dost elinin hep bulunmasini diliyorum oğlum...
03 Ağustos 2009
TERRIBLE 2

Terrible 2...
Böyle demişler 2 yaş için.
Küçük adam kreşe başladığı dönem dibine kadar yaşattı bize terrible 2'yu. Çok şükür ki kreşe alışınca bitti.
Şu aralar 2 yaşın çoğu özelliklerini gösteriyor.
En spesifiği "benim, ben yapacam, kendim" sözleri.
Dünyadaki herşey mutlaka O'nundur, aksi tartışılamaz bile.
Herşeyi sadece O yapabilir. "Ben yapacam, kendim yapacam" en sık geçen kelimeler.
Konuşma konusunda aştı artık kendini. Mantık yürütmeleri başladı, nesneleri tanımlıyor artık.

"Sandalyeye oturulur, masada yemek yenir, üşüyünce mont giyilir" vs. Hatta büyük binaların üstündeki kırmızı ışıkları görünce,
"Kığmızı ışık yanığor, çünkü uçak çarpmazzzz" diyor.
Rakamları iyice tanıyor, çok güzel sayıyor.
Bazı harfleri de tanıyor.
En büyük zevki kitap okumak. Yatağının içi bile kitap dolu.
Uykularından bezi kuru uyanıyor, ancak tuvalete hiç oturmuyor. Kreşte eğitime başlayacaklar bugün. Hayırlısı diyelim...
Her cümlesi çünkü ile başlıyor.
Kendi kendine konuşuyor konuşuyor, çünkü...çünkü...devamını getiremediğinde
"çünkü ama neden" diye bitirip bana bırakıyor sözü.
"O kim?" "Bu nedir?" son günlerde bolca dilinde. Dışarıda oturduğumuzda tüm masalardaki herkesi tek tek soruyor, o kim? Peki o kim? bu kim?
defalarca sürüyor böyle.
Şarkılar ve müzik aletleri en çok sevdikleri şuaralar. Tüm müzik aletlerini sıralıyor ortaya. Radyoda duyduğu şarkıları bile doğru söylemeye başladı bir de.
Anne gelsin, baba gitsin.... en sevdiği cümlelerden. Benim aşkıma karşılık veriyor artık sanırım :))
Nereye gidelim dediğimizde cevap hazır:
"kappura gidelim, bobling oynamaya"....(Carrefoour oluyor bu. Kidyland)
08 Temmuz 2009
DİYALOGLAR
Dut yesin diye bir tabak dut ortada. Sol eline bir tane aldı, bir türlü ağzına gitmiyor. Sağ eli ise sürekli dut alıyor ve benim ağzıma aralıksız tıkıyor. "Tamam artık istemiyorum" dediğim anda, ani bir hareketle babasının ağzına tıkıyor, "o zaman baba yesin".
*************
Trafikte gidiyoruz. Kırmızı ışıkta durduk.
"Aaaa, biz duyuyoyuz, çünkü kığmızı ışık yandı.
Biz gidecez, çünkü yişil yanacak.
Sarı ışıkta beyiyoyuzzzz".
**************
Şarkı öğrenmiş, "köpeğim hav hav hav hav der, köpeğim benden ne ister?"
Şarkıyı bize söyletiyor, kendisi kol bastı oynuyor. Ne isterde duruyor "eettttt" diye bağırıp kol-bacak bastı devam ediyor. Eşek ot yerden sonra inek ne ister sorusu geliyor,
"inek de ot ister" diyip kol bastıya devam.
**************
"Gündüzleri güneş gelir, geceleri aydede...çünkü kağanlık olmuşşşş"
**************
Evin içinde anneye ait toka-küpe-kolye ne buluırsa hemen alıp bana getiriyor.
"Bu anneninnn. Tokayı anneler takar, çünkü anne kadın. Babalar takmaz, çünkü baba eğkek.
Candaşlar da takmaz"
**************
Geçen gün kreşten çıktık, Bediş Annesi (kreşteki bakıcı annesi) de bizimle geliyor akşamları.
O'na anlatıyor "biz oka gitcez" diye.
Ben anlatıyorum Bediş Anneye, "Carrefour'a ok diyor" diye. Ambleminde ok işareti olduğu için.
Arabada sürekli "anne, cafosun kosuna gidelim" diyor.
"Oğlum anlamıyorum nereye gidelim" diyorum.
Sürekli tekrarlıyor, anlamnıyorum ne dediğini deliriyorum. Bediş Anne bir yandan ben bir yandan deliriyoruz anlayabilmek için.
Yarım saat sürüyor bu muhabbet.
Orada ne var diye soruyoruz, belki ipucu çıkar diye.
Yok, anlamıyoruz.
E-5 te durduruyorum arabayı, anlamalıyım nereye gitmek istediğini diye.
Bediş anne soruyor en son:
"Carrefoura mı gitmek istiyorsun oğlum?"
"Bir sevinç çığlığı geliyor küçük adamdan
"Eğettt, eğettt" diye.
Carrefourun okusuymuş söylediği meğer.
Gittik tabi sonra
****************
HJayatında hoşuna giden herşeyi mutlaka Bediş Annesi yapmıştır.
****************
Kreşten alıyorum akşamları, hadi gidelim diyorum,
"ı-ıhhh" diyor.
"Bediş Anne gelecek".
****************
Bir arkadaşım diyor ki,
"Bediş Anne binmesin sizin arabaya"
Arkadaşım aforoz ediliyor çığlıklarla, kovuyor O'nu yanımızdan.
Kreşe alışması çok güzel birşey tabii. Cumartesi günü uyanmış, gitmiş kapıya, okula gidecekmişiz.
*****************
Kırmızı ayakkabı hastalığımız var bu aralar. İlle de kırmızı ayakkabı giyilecek her zaman.
Geçen ikna ettim başka ayakkabılarını giydsirmek için. Çıktık evden, asansörden indik. Hatırladı kırmızı ayakkabılarını giymediğini, çığlık çığlığa kırmızı ayakkabı diye.
18. kata geri dönüp kırmızı ayakkabıları giydik yine yeniden.
*****************
Gittiğimiz heryerde masa düzenimiz belli, kimse onun dışında bir yere oturamaz.
Kare masada duvar tarafı Candaş'ın, yanında ben, karşıda baba. Geçenlerde okulumun yemeği vardı, bir arkadaşımı oturduğu yerden kaldırdı:
"Orası annein yeri"
*****************
Aklıma gelenler bunlar. Çok daha ilginçleri vardı ama düşününce akla gelmez işte.
03 Temmuz 2009
KREŞ
Küçük adamın blogu burası ama bağımlı bir blog.
Anasına bağımlı tabii.
En son hastane maceramızdan sonra film kopmuş bende. Biraz toparlamak lazım.
Hastane sonrası 1 hafta izin aldım ve küçük adam iyice toparladı, hem de birlikte vakit geçirdik biraz.
Sonra tekrar kreşe başladı.
Nasıldı diye soranlara kabus işte budur diyorum.
Şöyle ki, sabahları yatağında daha uyurken otomatiğe bağlanmış şekilde, kafa iki yana aralıksız sallanarak "hayıyyy, hayıyyy, hayıyyyy" diye bir başlıyordu. Bir dakika bile ara vermeden 2,5 saat sürdüğü bile oldu. Evden çıkmamak için kapılara tutunmak, sonrasnda kafasını kapılara-duvarlara vurmak, beni tırmalamak-dövmek (yüzümde bilimum darp izleri bile oluşmuştu), agresif hareketler vs vs.
Evden güçlükle çıktıktan sonra yol boyu ağlama, kreş kapısında "anne, hayır" diyerek gözlerimin içine en derininden, en acıklısından bakışlar...
"annne, hayıyyy, anne hayıyyy, anne hayıyyy" diyerek çıldıran çocuğu ise kucağından kopartıp kanırtırcasına kreşe bırakmak ve o psikolojiyle işe gitmek.
Sonrasında gün boyu ağzına lokma girmeden, hatta yemek mamasına bile oturmadan, kreş kapısının tam karşısına otururp kafasını öne-arkaya salllayarak "anne gelecek, anne gelecek, anne gelecek" şeklinde geçen dolu dolu bir gün.
Bayılırcasına gidilen öğlen uykusu ve uyandığında kaldığı yerden devam.
Akşam gittiğinde sesi, ne söylediği bile anlaşılmayacak kadar kısılmış bir çocuk....
İşte böyleydi ilk günler. Hatta haftalar. Ömrümden ömür gitti dedirtecek bir dönemdi. Ne yapmalılar arasında geçirdim. Kreşten alıp bakıcı tutulabilirdi, ama bir süre sonra tekrar kreşe geldiğinde bu süreç sıfırdan ve de daha ağır şekilde yaşanabilirdi.
"Sabret geçecek" sözlerine yalandan inanmak istemekle geçen ilk hafta kabustu.
2. hafta daha ılımlıydı.
Yok bu çocuk alışamayacak derken azalmaya başlayan ağlamalar ve bakıcı annesinin adını söylemeler evde....
Hergün daha iyiye gitti ve şuan tam kadro kreşin 1. ayı bitti.
Çok şükür. küçük adam daha keyifli, ben daha keyifliyim. Kreşin parkının hizmete girmesi ise ayrı bir mutlu etti küçük adamı.
Bundan sonra da hastalıksız ve daha keyifli olur umarım.
13 Mayıs 2009
BUGÜN ÇOK ÖNEMLİ BİRGÜN

Bugün çok önemli birgün.
Küçük adam kronolojik 28 aylık, düzeltilmiş ise neredeyse 25.
Dün akşam bir hareket vardı evimizde. Önce fotolar gelsin, tahmin yürütün ne olduğuna dair.

Fotoğraflardaki eşyalar:
2 adet çarşaf, bir pike, yastık, yastık kılıfı.
Bol miktarda body, 2 takım pijama, 3 tişört, 3şort, 3 çorap, patik.
Eee, neden dizildi acaba bunlar?
***********

Bu sabah erkenden kalktık, kırmızı eşofmanlarını giydirdim küçük adama. İşe çıkış saatimde beraber çıktık evden, ve hastane yoluna gittik.

Burası da gittiğimiz yer. Artık neresi olduğunu söylememe gerek yok sanırım.



Gittiğimizde kahvaltı saatiydi. Küçük adam koştura koştura oturdu masaya. Kamerayı görünce pozlar verdi, şımardı. Ben şaşkınlıktan kalakaldım öylece. Bizimki içe kapalı, çocukları sevmiyor diye düşünürken pek mutlu oldu.

Kendinden küçük çocuklarca bile dövülen bir çocuktu. Son bir ayda ise dışarıda küçük adamın daha rahat hareket etmesi artık zamanı gelmiş dedirtmişti bize. Bugün bu düşüncemizin doğru olduğunu gördüm. Hemen oyuncaklara saldır. Minik kaydırağın merdivenlerini kendisi çıkmış -ki bu ilk oluyor-.

Her yere saldırdı küçük adam, herşeye dokundu.

Sabah götürdüm küçük adamı, öğretmenlerine hikayesini anlattım kabaca. Kaba anlatımla yaklaşık yarım saat sürdü. Dikkat edilecek şeyler, huyu-suyu, önceliklerim vs vs. Uzadı gitti.
O bu arada gayet mutlu oyunlara daldı. Ben gidiyorum dedim, "babayyy" dedi sadece ve kıçını dönüp üstteki fotodaki arkadaşının elindeki oyuncak ütüyü alma kavgası çıkardı. Pek bir mutlu oldum. Mücadele ediyordu istediği birşey için. Benim küçük adamım büyümüş ve artık okullu olmuş meğer.
İşyerimin bahçesinde bir kreş olmasına rağmen gün içinde gitmedim, telefonlaştık öğretmenleriyle. Kahvaltı yapmamıştı, tek lokma dahi yememişti. Öğlen sıfır yemekle uyumuş. Ama keyfi pek yerindeymiş. Öğlen gittim, uyuyordu. Seyrettim. Yorgunluktan bayılmış, yattığı gibi uyuyakalmış 1 saat boyunca. Şaşırdım, kıçındaki fırıldağın çıkacağı zaman bu zamanmış demek ki.
Öğleden sonra aradığımda az uyuduğunu öğrendim, uyanınca da hiçbirşey yememiş. Ara ara "anneee" diye aramış beni, oyalamışlar. "5 tane çilek yedi" sözüyle şaşkına döndüm, 2'yi aşamamıştık hiç.
Akşam işyerimde işim uzayınca biraz geç gittim almaya, herkes gitmişti. Beni görünce sevinç çığlıklarıyla boynuma atıldı. Sarıldı, sarıldı...Ben öğretmeniyle konuşurken kılını kıpırdatmadan yüzümü seyrettiğini farkettim. İçim eridi resmen.
Tekrar sarıldık, koklaştık.
Öğretmeni 11 çilek yedi dedi. Hani 5 ti dedim? 6 tane daha yedi dedi. Hayal gibi birşey. Tüm gün aç kalınca çileğe vurmuş kendini.
İşte böyle.
Sabah O'nu bırakıp işe dönerken ağladım, mutlu oldum, sevindim.
"Ben gidiyorum oğlum dediğimde "babayyy" dedi sadece.
O kadar büyüdün mü sen yavrum? Arkana bile bakmadan babay dedin sadece.
Çok güzel...
Bir gün kocaman adam olacaksın ve "babayy" diyerek gideceksin, arkana bile bakmadan belki de.
O zamanlar da çok mu çabuk geliyor acaba?
2 yılın geçişi saniyeden bile kısa geldi bana.
**************
Umarım kreşin sonraki günleri de güzel geçer, sıkıntısız alışırız kreşe.
Umarım yeme sorunu da çözülür. İlk günler açlık durumları yaygın olacak sanırım.
Ben sabrederim, sonu güzel olsun da.

