12 Mart 2012
O gün Bugündür
10 Ağustos 2010
İki Elin Yakamdaydı
Canlarım,
Sizin için açtım bu blogu, önceleri yazdım herşeyi, konuştum sizinle.
Zaman geçtikçe boşladım, sebebi nedir bilmiyorum aslında.
Zamansızlık değil aslında, her ne kadar ona sığınsam da.
Candaş oğlum;
Artık epey büyüdün. Fiziksel olarak değil kastım, mental olarak söylüyorum.
Konuşman, hayal dünyan, somut kavramların, hele ki muhakeme gücün oldukça iyi.
Muhakeme hayatta en önemli şeylerden biri bence. Her insanın kendinde araması gereken bir özellik.
Dil gelişimin oldukça iyi. Tam bir bahane makinesisin. Yaptığın her olumsuz durum karşısında neden diye sorduğumda anında uydurduğun bir hikayen var, biz ağzımız açık dinliyoruz sadece.
Sayılar, rakamlar, harfler konusunda oldukça iyisin.
Arada takılsan da 88'e kadar sayıyorsun (kapı numaramız :))
Toplama yapmaya başladın, parmaklarınla ve oyuncaklarını gruplandırarak toplama-çıkarma yapıyorsun.
2+3 beş eder diye tespit ettikten sonra 1+4 de beş ediyor anne diye inanılmaz heyecanlanıyorsun. Tam bir öğrenme makinesi gibisin.
Okulda ingilizce dersiniz yok henüz ama sayıları ve renklerden bazılarını biliyorsun.
Hatta geçen yumurcak Tv de Büyük Rahat Koltuk programı çıktığında bir baktık jenerik müziğini baştan sona ingilizce olarak söyledin.
Gittiğimiz yerlerde otopark numarası, kaçıncı kat olduğu senden sorulur.
Geçenlerde seninle bir AVM gittik arabayla, baban sonradan minibüsle geldi. Sizi bıraktım orada ve dernek toplantısına gittim. Tabii babanla arabanın yerini konuşmayı unuttuk.
Bana da ulaşamadı baban sormak için.
Sen demişsin "Tuyuncu yenk, dedenin "de" si, 6 numaya".
Bingo....
Hafızan çok kuvvetli. Hiçbirşey unutmuyorsun.
Bugünlerde aşırı şekilde boyuna takmış durumdasın. Okulda arkadaşlarınla arandaki farkın iyice farkındasın. Arkadaşlarından kimisi seni küçük olduğun için dışlamaya başladı, sen küçüksün diyorlarmış sana.
Çok sinirleniyorsun, hatta sana küçük diyenleri başka zamanlarda sudan bahanelerle dövmeye başlamışsın okulda.
Kız tavlası, erkek tavlası ve satrancın taş dizmini öğrendin. Kız tavlasında usta oldun, artık saymadan biliyorsun yerlerini.
Erkek tavlasını da epey ilerlettin.
her saniye tavya oynamak istemen bizi mahvediyor sadece.
Kendinden büyük çocuklarla oynamaya bayılıyorsun, onlar da seninle oynamayı çok seviyor. havuzda ve lokalde seni görüklerinde hemen alıyorlar seni aralarına.
geçen lokalde kağıt oynayan bir abi grubunun yanına oturdun hemen, sana da kağıt verdiler. Biz yanına gitmedik, sen abilerin anlattıklarıyla gayet güzel, onların oyunlarını bozmadan oynadın. Seni aralarına almalarına bayılıyorsun.
Geçen parkta 1-2 çocuk (5-7 yaş arası) sıska diye dalga geçmişler seninle.
Daire oluşturup alkış yaparak sıska sıska diye şarkı söylemişler, sen de oyun sanıp aralarına katılmaya çalışmışsın, aslında seninle dalga geçiyorlarmış.
baban seni uzaklaştırmış oradan ama sen ağlamışsın.
"Ben de onlarla şarkı söyyemek istiyoydum ama" demişsin.
Çok üzüyor bu durumun bizi.
Umarım yaşıtlarına ulaşırsın görünüm olarak da.
Hastalıklar konusunda hala sıkıntılıyız.
FMF atakların çok artmıştı, öyle ki 3-4 günde bir ateşleniyordun. İlaçlara rağmen...
Kortizon kullanmaya başladık. 2 aydır ateşlenmiyorsun. Ancak yemek yemene rağmen büyümen durdu yine.
Endokrine gittik, başka bir dr bu defa.
Büyüme hormon tedavisine başlanması gerekli dedi, ancak kortizon kullanırken çok zor, cevap alamayız tedaviye. Kortizonu kesmek lazım.
İki ucu ..oklu değnek...Kortizonu kesemiyoruz çünkü FMF atağı geçiriyorsun, ancak kontrollu olarak düşü,rmeye başladık.
3/4 kulllanıyorsun suan, iyi gidiyor. Bu hafta tekrar kan tahlilleri yapılacak ve onun sonucuna göre belki 2/4 düşecek.
Kortizon kemik erimesi de yapıyormuş, onun için de kemik yoğunluğu ölçümü istendi, Cerrahpaşada yapılıyormuş çocuklar için, bir ara oraya da gideceğiz.
Yeni birşey daha öğrendim bu arada.
Senin doğduğundan beri teşhis edilemeyen FMF ataklarında hep CRP-Sedim yüksekti, tam 3 yıldır normal seviyesini görememiştik hiç. Hiç kimseye de anlatamamıştık. Sağolsunlar bu çocuğun CRP neden bu kadar yüksek diye kimse sorgulamadı, beni psikopatlıkla itham etti birçoğu da.
Meğer bunca zaman CRP-Sedim yüksekliği de kemikler üzerine zarar veren bir faktörmüş.
Herşeye lanet okuyup tek tek hesap sormak istiyorum herkese.
hamileliğimden beri ahkam kesen her dr lakaplılara hesap sormak istiyorum.
Neye yarar diyorum sonra.
Hiçbirşeye...
Kendimi parçalamaktan başka işe yaramaz, bu da moral bozukluğu ile bundan sonra yapılacakları düşünmeme engel olur.
Bu hafta yapmam gerekenler:
-Özgür Bey aranacak ve kemik yoğunluğu için yol göstermesi istenecek
-10 gündür süren öksürüğün için dr gidilecek
-Endokrine gidilip büyüme ile ilgili testlerin yazdırılacak
-FMF ve kortizon ayarlaması için kan verilecek
-Tüm bunları yapacak güçlü bir anne aranacak....
********************************
Dün bir arkadaşımızla bir tartışma yaşadık.
"Siz kızınızın ölümünü sorgulamadınız" dedi.
"neden hesap sormadınız, dr hatası yokmuy du?"
Doğruydu, sorgulamadık.
Bir faydası olmayacaktı çünkü, giden gitmişti. Kendimizi parçalayıp hesap sorma yoluna gitseydik küçük adamla koşturacak gücümüz ve moralimiz kalmayacaktı.
Bir canımız daha vardı ve onun bize ihtiyacı vardı.
Akıl hastası bir anne olup çıkma riskim vardı, ki bu durumda ne kendime ne candaşıma faydam olurdu.
Sorgulamadık doğru.
Dedi ki o arkadaş "siz özel hastanedeydiniz, para sorununuz vardı. Para sorununuz olmasaydı sorgulardınız"
Yüreğimin ta içine hançerler saplandı.
saplanmakla kalmadı kıvrıla kıvrıla parçaladı tüm organlarımı.
Doğum yaptığım hastane yetersizdi yoğun bakım konusunda. Kızımın durumu oğluma nispeten daha iyiydi. Oğlum kötüleşti, ölüyor dendi. Ne pahasına olursa olsun en iyi hastaneye gidebilmeliydik.
telefonda nakil için konuştuğum dr olası fatura hakkında bilgi veriyordu, "en az 100.000 TL " diyordu.
Veremezdik bu parayı. İndirim yollarını aradım, buldum.
Bu defa fiyat düşünce hastanede boş olan yataklar doluverdi bir anda, yerimiz yok dendi.
Ağlıyordum, kahroluyordum, o dönemim kara kuru Candaş oğlanı ölüyordu, telefonda konuştuğum başhekime yalvarıyordum alın oğlumu" diye.
Aldılar.
herşey yoluna girdi.
Onun alınmasının daha sonra bana büyük pişmanlıkla yaratacağını bilemedim.
6 gün sonra alındı daha iyi durumda olan sarı papatyam.
Ama artık daha iyi değildi, hatta oldukça kötüydü.
Kötü hali hiç daha iyi olmadı, hep daha kötü ve en kötü oldu.
İşte tam 3,5 yıl sonra dün dank etti kafama.
O arkadaşımın "siz kızınızın ölümünü sorgulamadınız" sözü.
Doğru, sorgulamamışız.
Dün akşamdan beri kendimde değilim.
Tüm gece sarı papatyamın iki eli boğazımdaydı,
"Benim ölmeme neden izin verdin?" diyordu. Benim halime bakmadan sadece bunu söylüyor bana sürekli ve gözünü ayırmadan.
Ölmene izin mi verdim sarı papatyam bilmiyorum.
Düşünüyorum dünden beri ve evet o arkadaşım da haklı, dünden beri bana hesap soran sen de haklısın.
En başından doğru dürüst bir hastanede yatmadım, doğru doktor elinde takip edilmedim. Kendine komplikasyonlu gebelik vakası alarak deney yapan doktorun elinde kaldım ve doğurdum
Tutamadım sizi karnımda. Oysa kadının doğasında vardır 9 ay 10 gün tutar yavrusunu, ben tutamadım.
Kendime hiç dost edinmemişim 30 yıllık ömrümde.
Tuvalete bile kalkma iznim olmadan, hiçbirşeyin farkında olmadan, kulisi duymadan yattığım o vasat hastanede "hadi kalk başka hastaneye gidiyoruz" diyen bir dost bile kazanamamışım.
Doğumumda içeri bile sokmayan devlet hastanelerinden sonra parasını konuşmadan en iyi hastaneye gitmeyi düşünemediğim için hatalıyım.
Sizi para yüzünden başka hastaneye götüremiyorken, hamileliğim boyunca sizin yaşamanız için parayı hiç düşünmememi söyleyen ve siz daha 3. gününüzde ve ben ağlıyorken bizden yazlık yapmak için arsa parası istemeye gelen akrabalarımı evden kovmadığım için hatalıyım.
Ben doğum sonrası 4. günümde ilaçlar nedeniyle kasılmış ve yürüyemiyorken beni hastane sandalye oturtup chec-upa giren akrabalarımı kovmadığım için hatalıyım.
Sarı papatyamı kaybettikten sonra "sana ihtiyacım var, lütfen yanıma gel" dediğim halde ahırdaki ineklerinin daha çok ihtiyacı olan akrabamı hayatımdan silmediğim için hatalıyım.
Bacaklarım kasılıp yürüyemezken süt pompası almak için AVm ye girdiğimde, sözde bize yardıma gelip AVM de mağaza gezmeye dalıp kaybolan akrabalarımızı kovmadığım için hatalıyım.
Çocuklarımız ölüm döşeğindeyken "düşünmeyin parayı, onca insan 3-5 toplasak epey birşey ortaya çıkar" diye düşünüp hareket edecek bir akraba topluluğuna sahip olmadığımız için hatalıyım.
Hastane değiştirirken var olan yerleri, "biz bu parayı ödeyemeyiz" dediğimde biranda doluveren hastaneye hesap sormadığım için hatalıyım.
100.000 TL yi duyduğumda umrumda bile değil, hırsızlık yaparım, başka şey yaparım demeyip fiyat pazarlığına girdiğim için hatalıyım.
Şimdi deseler miktarı bile dinlemem, hemen alın çocuklarımı derim sadece.
Gözümü kırpmadan o parayı kazanacak her şeyi de yaparım.
Affet beni bebeğim, affedin beni bebeklerim.
Ben de sizinle birlikte büyüyorum, 30 yıl bir yana şu 3 yıl bir yana. 3 yılda öğrendiklerimi hiçbir yerde öğrenemezdim.
Pişmanın çok.
O arkadaşımın dediği gibi "parasını tam ödeseydiniz bunları yaşamazdınız, hesap sorardınız, sorgulardınız".
Hadi güzel bebeğim çek ellerini boğazımdan, hatalıyım biliyorum. Çok haklısın. Sen çeksen de ellerini ben affedecekmiyim sanıyorsun kendimi..
Asla...
Sen içimde büyüyemeyen çiçeğimsin benim.
Sarı papatyam.
Çok istedim seni de desem, çok seviyorum seni desem, hayalimdin desem...
Ne fayda...
Affedin beni çocuklarım.
Ben sizden daha güçsüz, daha zayıf, daha akılsız küçük bir kız çocuğuyum.
Zorla büyütülmeye çalışılan.
13 Mart 2010
Unuttuk Sanma
Unutmak mümkün değil. Seninle geçen günler heranıyla zihnimizde ve sensizlik acısı heran bizimle. Sen de olsaydın nasıl olurdu herşey? neler oynardık? Neler giyerdin?
Girdiğimiz mağazalarda hala kız kıyafetlerine de bakışımız gizliden gizliye ondandır.
Hayallerimiz ve seninle yaşadıklarımız öyle taze ki...Hep bizimleydin sanki de sonra gittin yanımızdan gibi.
3 yıl oldu meleğim, 12 martta 3 yıl oldu tam.
Küçük adamın 3. yaş gününü kutlarken söyledğimiz "zaman ne çabuk geçiyor" sözüne inatmış gibi koskoca 3 yıl oldu sensiz geçen. Zaman ne kadar göreceli değil mi?
Sarı papatyam benim.
Koklayamaya kıyılamayacak kadar güzel, dokunmaya elimiz varmayacak kadar kırılgandın.
Kırlara döndün sonra.
Papatyalar için...
Öyle çok istedik ki, 4 kişilik ailemize sahip olmayı.
Olmadı meleğim, bu dünyada olmadı. Ama biz hep dört kişilik aileyiz, sen bizimlesin hep.
Geçenlerde dedi ki küçük adam durduk yerde:
"Anne, Beken gelsin yütfen, ben onunla oynamak istiyoyum....."
Ne denir ki bu durumda?
Bilemiyoruz, bir ömür de bilemeceğiz sanırım.
Küçük adam ameliyat olacak sarı papatyam, salı günü.
Biliyorum ki sen yine onun koruyucu meleği olarak yanında olacaksın, onu ayakta tutacaksın ve herşey çok güzel geçecek.
Sen küçük adamımızın sarı papatya tacısın meleğim, onu hep el üstünde tutan.
Seni çok seviyoruz ve düşünmediğimiz biran bile yok meleğim seni.
12 Mart 2009
SENSİZLİK

Beken'im;
Sensizliğin 2 yılı sarı papatyam.
Hani küçük adamın varlığının 2. yılında demiştim ya, nasıl geçti 2 yıl hiç anlamadım diye.
Az önce doğmuştu oysa ki...
Senin için yazacaklarım ise o yazımdan çok farklı olacak. Geçmek bilmeyen, acılarla kıvrandıran, göğsüme saplanmış bir hançer gibi acıtan, çıkarmaya çalıştıkça da kanırtan bir yara gibi yokluğun.
Geçmişle hesapla geçen 2 yıl.
*****************
Sarı papatyam;
Burası seninle konuşabildiğim tek yer benim için. Yazmak istiyorum buraya, seninle konuşur gibi yazmak.
Biliyorum okuyorsun bunları, konuşuyorsun benimle.
Sayacımın ziyaretçi sayısını değiştirmeden okuyorsun bunları, ruhumla görüyorum ziyaretini. Sayfanın kırmızı çiçekleri arasındasın, ilk günlerdeki gibi.
Geçen yıl sana yazdığım yazı gönlümün acısıyla doluydu. Herkes gönülden hissetti acımızı.
Her okuduğumda hıçkırıklara boğuldum, biraz önce yine öyle oldu.
Acı dolu yazmak istemiyorum aslında, ama acın hala öyle taze, öyle yakıcı ki inkar edermiş gibi görünmek de istemiyorum.
Siz doğduğunuz zamanlarda bir dostum demişti ki:
"Üzülmen gerektiğinde üzül, ağla,
Gülmen gerektiğinde de sevin, coş, keyiflen.
Duygularını yaşarken o anı yaşa, önünü-arkasını düşünme."
Çok haklıydı sözlerinde.
Küçük adamın her güzel anında nasıl coşuyorsam, senin yokluğunun acısında da yüreğimle ağlama isteğimi yaşamak istiyorum.
Tam 180 gün benim vücudumda yaşadın, 50 gün ise hastanelerde, yaşam makinesi denen o cihazda.
Eder 230 gün.
Öyle bütündüm ki seninle...
Daha 12. günündeyken işaret parmağımı sıkı sıkı tutmanı, son günlderinde öptüğüm minicik sağ elinin tadını hala hissediyorum dudaklarımda.
Sizin doğduğunuz tarihlerde 7 yaşında bir kız çocuğu annesinin elinden tutmuş yürürken sokakta, kanalizasyon kuyusuna düşüp yaşamını yitirmişti.
Nasıl yanmıştı yüreğim, ağlamıştım. Hala da ağlarım aklıma geldikçe.
Senin acından sonra hep O'nu düşünüyorum, O yavrunun annesinin acısı nasıl büyüktür diye.
Çocuklarla ilgili her üzücü olay ağlatıyor beni, heryerde ve her zaman.
Anne olmakmış bu, başkalarının acılarını da hissedebilmekmiş annelik.
Ben sizinle tanıdım anneliği, acısıyla-mutluluğuyla. Her iki duyguyu birarada yaşamayı.
***********
Dün akşam bir alışveriş merkezine gittik, küçük adam için çok güzel oyun alanı vardı. Bir sürü de çocuk.
Hepsi kızdı çocukların.
Bir tanesi vardı ki anlatamam.
Küçük adamla yaşıt, sapsarı incecik saçları tepeden toplanmış, ucundaki bukleleri dökülmüş.
İnce-zayıf kikirik bir kız çocuğu.
Baktım...baktım...baktım.
Sarılmak, öpmek istedim O'nu.
Sen gibi.
Yaşasaydın sanırım öyle bir tipin olacaktı.
Ne garip di mi?
Nasıl bir tipin olacaktı onu bile bilmiyorum.
***********************
Sarı papatyam.
Yaşananlar, geçenler öyle birşey ki,seni aramızdan ayrılmana sebep olan olaylar zinciri bir çizgi gibi kafamda.
Çizginin bir noktsasında küçücük, minicik bir kırılma var, sadece seçici bir gözün görebileceği.
Hani elini uzatsan düzeltebileceksin gibi.
Elimi uzatmaya çalışıyorum o kırılmaya, uzatamıyorum. Olmuyor, uzamıyor. Hayat denen kurguyu da yeni tanıyorum şimdi.
Önceden büyük hatalar bile bu kadar onarılmaz olmamıştı. Neden bu küçücük şeyi onaramıyorum?
Sana kan gerektiği söylendiğinde yakın diye gittiğim o özel hastanenin kan bankasına lanet ediyorum. Yakın diye getirdim o mikroplu kanı sana.
Ne tuhaf di mi?
Minicik birşey seni aramızdan ayırdı.
**********************
İşteyim papatyam bugün. yeni işyerimde. Garip garip beni inceleyen insaların karşısında şiş gözlerle oturuyorum.
İnsanın içindekini kimse bilmiyor, anlamıyor. Anlasa da bir faydası yok.
yalnız yaşıyoruz acımızı bu dünyada, herkes kendi payına yaşıyor.
**********************
Seni kaybettiğim günlerde etrafta eğlenen, kahkahalar atan insanları görünce çok şaşırıyordum.
Ben yavrumu kaybettim, dünyadaki en büyük acı diye nitelenen evlat acısını yaşıyorum.
Bu insanlar nasıl gülüp-eğlenebiliyorlar, hissetmiyorlar mı acımı diyordum.
Hani herşey bir şey öğretir ya insana.
Ben de hayatı öğrendim papatyam.
Küçükken bir şey istediğimde ağlayınca gerçelşeme olasılığı yüksekti. Çok ağlarsan, acını paylaşırsan sana yardım edebilecek insanlar olurdu.
Seninle ben bunun hep olamayacağını anladım.
Ağla, kahrol, çığlıklar at... nafile.
Sen gittin, ben ise şimdi büyüdüm.
Büyümek ölümün geri gelmemek olduğunu öğrenmekmiş.
Keşke büyümeseydim, keşke sen de yanımda olsaydın ve küçük adam-sen-ben-baban parklarda zıp zıp zıplasaydık.
Ellerimizi tüm pisliklere soksaydık, sonra da ağzımıza.
Elimizde tutmaktan erimiş çikolatayı saçlarımızın dibine kadar bulaştırsaydık.
Beraber düşseydik yolda, dizlerimiz yara olsaydı, sıyrık sıyrık, üfleseydik acısı hafiflesin diye.
Akşam evde yazsaydım yazımı ilham perim,yani sen yönlendirirdin parmaklarımı klavyenin üstünde.
Ama şimdi işyerindeyim ve ruhum darmadağın.
Şuan saat 10.30...
2 yıl önce doktorunun bizi kahreden telefonu açtığı saat.
************
Sarı papatyam...
Ne kadar zaman geçse de senin yokluğun bizim için hep aynı acıyla hissedilecek.
Senin bizimle kalmanı çok istedik. Gelecekte dönüp geçmişe bakınca çocuklarım için yapabilecekken yapmadığım birşeyin karşıma çıkmasından korkuyorum hep.
Biz bu dünyada elimizden geleni yaparız, ama herşeyi değiştiremeyiz.
Gönlüm rahat mı senin konusunda derlerse bilmiyorum bebeğim.
Gücüm bu kadarına yetti, umarım yapılabilecek herşey benim yaptıklarımdır.
Seni çok seviyoruz minik bebeğim.
Yazının başlığında sensizlik demişim ya, Aslında sensiz değiliz.
Biz hep 4 kişilik bir aileyiz, sen papatyalardan örülmüş bir taçsın evimizde.
Çok güzel ve narin.
****************
Yerin cennet olsun.

