16 Ocak 2011

Hastayız

Hastayız ana-oğul.
Perşembe akşamı ateşler içinde uyandı genç adam, 39,5 derece. Her zamanki gibi çenesi bir açıldı ki sormayın. Tam rakı sarhoşu muhabbeti.
Ateşi inatçı çıktı, 3 saatte bir çıkıyordu. Ertesi gün evde kaldık, hafif öksürüğü de başladı. Doktorunu aradım il dışındaydı. Antibiyotik başlayalım, ventolin-pulmicort nebul başladık. O gece de ateşlenirse bir arkadaşına yönlendirdi. Ateş devam edince düştük MArmara yoluna. Bizimki evden çıkmadan steteskopunu da aldı yanına, ben de doktor ablayı muayene edecem dedi. Steteskop kelimesini doğru söylemeye epey zorlandığımı hatırlarım, ama bu sıpa kolay telaffuz ediyor, steteskop, otoskop vs. Çocuk doktoru ve yessam olacakmış büyüyünce, ellerine sürekli boyalar sürüyor. Yessamların elleri boyalı olurmuş.
Doktor durumunun iyi olduğunu, ciğerlerinin de temiz olduğunu söyledi, nebulleri kesti. Ama oğlumu iyi tanıyan ben kesmedim, kesersem eğer pnomoniye gitme olasılığı yüksek bizimkinin. İyiki de kesmemişim, nebullere rağmen son sürat öksürük devam ediyor.
Son zamanlarda çok konuştum, 4 yaş bize iyi geldi diye. 4 aydır hastalanmaması mucize gibiydi, nazar değdirdim oğluşa. Daha önceki zamanlarda hastalandığında ağzına lokma girmiyor derken aslında ne büyük yalan söylemişim meğer. 4 gün oldu, günlük ağzına giren 2 bardak ballı portakal suyu sadece. Zorla verdim 1-2 kez ama kustu, kendi haline bıraktım. En sevdiği armutu bile yemiyor, öyle hasta yani.
Portakal suyunun da garip bir hikayesi var bizde. Kreşe kadar her sabah mutlaka bir bardak içerdi, kreşle birlikte bıraktık. Ne yaptıysam bir türlü alıştıramadım portakal suyuna. Aklıma cinlik geldi sonra.
Kemik erimesi için kullandığımız Cal-De-Vit aynen bir portakal suyu görünüm ve tadında. İlacı 1-2 dakika içinde içmezse beyazlaşıyor ve acı oluyor tadı. Akşamları veriyoruz hep bunu. 2 hafta önce bir sabah portakal suyunun içine bir kaşık bal koyarak götürdüm ilaç diye, çabuk içmezsen acı olur dedim. Kafaya diktiği gibi içti bir çırpıda. O günden beri her sabah veriyorum, hasatalığından beri akşamları da Cal-De-Vit yerine ondan veriyorum. Önceleri tableti suya beraber atıp eritirdik, şimdi asla göstermiyorum, yanında hazırlamıyorum tabii ilacını. Ben onu kandırdığımı sanırke aslında herşeyin farkındaymış. Geçen babasına anlatıyor, annemin bana verdiği ilaç aslında portkal suyu diye :)) İlaç deyince içiyor da portakal suyu diyince neden içmiyor bir anlasam. Yeme sorununun psikolojik kaynaklı olduğunun net göstergesi aslında bu.
4 gündür bu gece ateşlenmedi ve öksürmedi, sanırım iyileşiyor. Ama uyandığından beri sürekli öksürüyor ve yine hiçbirşey yemedi.
Onunla koştururken dün birden bire ben hastalandım, yoğun öksürük, baş bağrısı-baş dönmesi- yoğunluk karışımı dehşet birşey.
4 saatte bir titreyerek kalkıyorum ilaç içiyorum 1 saat sonra terden mahvuyorum vs vs döngüsü şeklinde. KAfayı kaldıramadan yatıyorum geceden beri. Bir de çocuklar biraz anlayışlı olsa. Ne ağlaması bitti ben yatarken, ne tepinmesi bitti. Hani çevremizde bir kınımız olsa da gelip alsa çocuğu, 1-2 saatliğine de dinlensem. Çok büyük bir lüksmü istediğim?
Yarın iş günü, ben bu halde napacam, genç adam hasta haliye nasıl gidecek kreşe şeklinde sorular dizisi var kaamda.
Geçen hafta Candaş için 2 gün izin aldım, kendim için de rapor alsam bu hafta....ama öyle bir sistemde çalışıyorum ki rapordan, izinden herşeyden ciddi paralar kesiliyor. Sağlıktan önemli mi değil tabii ama gelirini giderini ucu ucuna ayarlarken 1 gün izninden bile kat be kat para kesilmesinin mantığını anlamak ne kadar zor.
Bizim Bakanlığın adı doktor bakanlığı veya mantıksızlıklar bakanlığı olmalı aslında. Küçük ve hasta yoğunluğ az bir yerde çalışıyorsan eğer gelirin yüksek, personel az olduğu için dağıtılan para artıyor.
Büyük bir hastanedeysen eğer eşşek gibi çalışıyorsun ama aldığın para diğerlerinn yarısı kadar. Prof, doç, uzm, asistan bolluğundan sana kalan bir hiç oluyor. Üstüne üstlük hastalanacam diye korku içindeyiz, maaşlar tekrar yarıya iniveriyor 1 hafta kadar sürede.
Neyse genç adamım iyileşsin ben iyileşeyim de gerisini düşünmeyelim.

10 Ocak 2011

Bir yol çıkmış


Premature ailelerinden birkaçı hadi dedik, gidelim.
Sormayız pek birbirimize nereye diye...
Berabersek heryer olur diyen cinsteniz. Grupfoniden aldık Unluer Gurme ye ait kuponları, kahvaltıya gidiyoruz beraber.
Kahvaltı çok güzel, mekan çok güzel ama her tarafı kapalı yerde sigara içirtiyorlar, hem de çocuk çocuk kıçkıça oturdugumuz eyrde. Yurdum insanı da sigara serbestisi bulmuş ya püfür püfür içiyor. Olmaz etmez, heryer kapalı diyoruz olmuyor. garsonlar öylesine pişkin ki biz dışarı çıkıyoruz sigara içmeye, ama siz de için burada diyorlar. Bu cesareti onlara veren kim acaba; Yasal yaptırım işe yaramadığına göre yürütmeyi ellerinde tutanlardan tam destekleri var anlaşılan.
Şikayet edelim diyoruz ama sanırım bizim şikayet edeceğimiz mercinin üstünde hatırı sayılır şahsiyet sanırım işletmecileri.
Tebrikler memleketime
Herşey bir yana tıklım tıklım çocuk dolu bir yerde gayet rahat içip dumanını da üstümüze tütrürenlere tebrikler.
Bu dünyada iki taraf da insan adıyla anılıyor ya ona üzülüyorum.

07 Ocak 2011

Erken Doğum ve Doğum Sonrası İzinler

Erken doğum yapanların kullanamadığı doğum öncesi izinlerin doğum sonrasına aktarılması konusunda, premature aileleri olarak El Bebek Gül Bebek Derneği aracılığıyla Çalışma Bakanlığı'na verdiğimiz dilekçelerimiz, Hürriyetin Annemi İstiyorum kampanyası ile sonuca ulaştı. Başlamadan biten doğum öncesi izinlerimiz artık doğum sonrasına aktarılacak.
Emeği geçen herkese teşekkürler.

05 Ocak 2011

Bilimsellik

Kitap günüydü kreşte bugün.
Çöp ve geri dönüşüm kitabını götürelim dedim.
Hayır dedi, bilimsel kitap istiyorum ben !!!
Vücudumuz kitabını alacam.
Tamam o zaman şu büyük olanu al.
Hayır, küçüğünü alacam, Nehir bunu seviyor :)))

04 Ocak 2011

Yazık

15 yıldır çalışıyorum devlet kurumlarında. Öğrenciliğim gece çalışıp gündüz şehirlerarası gidş-gelişle üniversite okumakla geçti. Güzel de geçti kıymetini bile bile.
Şimdiki işyerime geleli 2 yıl oldu neredeyse.
Candaş 2 yaşındaydı, hayatımın 30 yılında öğrenmediğim kadar tecrübeyi dğum sonrası 2 yılda kazandığım, hayata ve insanlara bakışımın çok değiştiğini düşündüğüm dönemde.
2 yıl önceydi, abi gibi sevdiğim ve değer verdiğim insanların övgüleriyle döndüm iş hayatına.
Minimum beklentim varken, sadece oğluma yakın yerde çalışmakken tek amacım beklentimin üstünde şeyler sunuldu. Ramak kalmıştı yaniii...
Yükseklisansa bile başladım, hatta bitirdim bile, Hastane Yönetimi, hem de sistemsiz sistemin içinde.
Son dönemde yaşadığım tatsız şeylerin üstüne, açıklama beklerken bazılarından anlamsız sözler duydum sadece.
Verdiğim değeri düşürdüm gözümde, çcukların bile inanmayacağı sözlere inanmış görünerek.
Asıl yıkımım bugundu, çcuk gibi nasıl kandırıldığımı öğrendim ya da emin oldum diyelim.
DAha acısı ve doğrusu ise resmen ve alenen kullanıldım; arkadaşlarıma karşı, aileme karşı, kendime karşı.
Ne yazık ki ben yeni anladım bunu, hala dürüstlük bekliyrdum çünkü, dürüstlüğe inanıyrdum hala. Neden olmasındı ki, ben kimseden birşey istememiştim ki. Kendi sözleriyle kendileri çeliştiğinde en azından dürüst olup bir açıklama yapmalarını bekledim.
Ne yazık ki hala dürüstlük bekliyrum
Ne yazık ki kullanıldım
Ne yazık ki bu sistemin içindeyim.

Dünyamsınız Benim

Sabah uyanmış, bize seslenmiş ama mutfakta olduğumuzdan duymamışız sesini. Çığlıkları yükseldiği anda duydum ve koşarak aldım yataktan.

Huysuzluk edecek diye diken üstündeyim. Beyefendinin özel isteği üzerine tuvalet ışığı açılmıyor, aranın ışığıyla yapıyor çişini. Gözleri yarı açık yarı kapalı modda, ağız esnemekten 2 karış açık....

derken bir cümle ...."siz benim dünyamsınız"......

02 Ocak 2011

Unutulmaz deme sakın...Unutulur ...unutulur...


Bunu asla unutamam dediğim öyle çok şeyi unutuyorum kiii.
Sevinçlerim, üzüntülerim, nefretlerim, acıların, kahkahalarım...nasıl da unutuluyor şaşıyorum zaman zaman...
Mesela yaklaşık 4 ay kadar önceydi, Candaş kreşte Furkan'ın burnunu ısırmış, sebebi de varmış bizimkinin.
Furkanın üçgenleri sevmemesi...Yazacam bunu, asla unutmam diyorum, ama unutuyormuşum neredeyse...
Sonra dünyanın güneşin etrafında dönerken, aynı zamanda da kendi etrafında dönme hareketini elleriyle doğru yapamayan Tolga almış nasibini Candaş'ın dişlerinden...
Sonra ertesi gün bir daha Tolga bilmem hangi sebepten. Çocuğumun yanağı mosmor gezmiş günlerce.
Annesi not bırakmış, "Candaş'ın annesiyle konuşsanız" diye.
Günlerce kaçtım tabii, kimselere görünmemek için.
Her anne bilir ki konuşmak sorunun varlığını çocuğuna karşı kabul etmektir, bir de çocuğunun hareketlerini anneye yetiştiren/ispiyonlayan birinin varlığını da farkeder ki bu da oldukça kötü. Öğretmenlerine karşı güven eksikliği duyabilir.
Birkaç gün hiçbir şey olmamış gibi davrandım, bugun ters birşey oldu mu? gibisinden sorular sordum.
Hepsinde cevap standart:"Mükemmel bir gündü"
Sonra dedim Tolgayla bir problem var mı aranızda?
Evet dedi, yanağını ısırdım onun. Çünkü elleriyle dünya ve güneşin nasıl döndüğünü gösteremedi.
Olabilir, bunun için arkadaşlarına zarar verilmez ki?
Ama ben ona anlattım, gösterdim ama O hala yapamadı, ben de ısırdım.

Senmisin bu konuda konuşan, oğlum beni yanıltmadı ve konuştuğum gün gitti yine ısırdı Tolga'yı (annesinin haberi yok bundan)

Benim bundan çıkardığım ders:
Candaş asla öğretmenliğe teşvik edilmeyecek :))
Bu aralar fena değil, ısırmıyor en azından. Arkadaş tercihrini değiştirdi. Nehir, İpek, Beyza ile takılıyor şuaralar. Onlar Candaş insan vücudunun çalışmasını anlatırken Onu dinliyorlarmış :))
*****
Geçen sabah diyalogumuz şöyle:

evden çıkmak istemiyor, tabii işe geç kalıyoruz. Peki o zaman ben gidiyorum, sen kalabilirsin evde dedim.
Hayırrrr, beni bekle ben de gelecem dedi.
Babası arkadan bağıyıyor, beni de bekleyin diye.
Candaş'ın cevabı:
Senin benimle gelmene gerek yok baba, ben annemle gidiyorum, çünkü sen kendini koruyabilirsin:))
Hani ataerkil veya erkeğin korumacı rolu ağırlıklı bir evde olsa anlarım ama bu davranışı sadece erkek içgüdüsü diye yorumladım.
******
Bu sabah uyandı, rüya görmüş onu anlatıyor:
"Uzaya gittim ben, Satürne...Satürne bi buzdolabı getirmişler ama kapağını açık unutmuşlar, o yüzden Satürn soğuk gezegenmiş
Gezegenleri dolaşmış sonra, Neptünün dünyaya bakan kısmında az, Venüsün arka kısmında çok miktarda su bulmuş :))
Şuaralar uzaydan inemiyoruz pek fazla. Kuyrukludın kuyruğu nasıl oluşmuş sorusuna cevap veremeyince kalakaldım. Bilmiyorum oğlum, öğrenip anlatacam sana.

Öğrendik tabii sonra, anlattım, hııı dedi.
Peki, kuyruklu yıldız dünyaya çarpar mı diye de öğrendini?

......
Bu konuyu daha işlemedik ortmenim ;(((
*********************************************
İnsan vücudu asıl ilgi alanı.
Evde bir insan maketi, bilimum sayıda insan vucudu ansiklopedisi ve kitaplarıyla doldu kısa sürede. İnanılmaz bir algısı var. Sinir sisteminin işleyişine kadar biliyor artık.
Biraz önce koşarak geldi,
"Anne...midemden gurul gurul sesler geliyor. Şimdi beynime gitti o sesler, ve beynim de dedi ki miden boş Candaş, acıkmışsın, yemek yemen lazım. Böylece ben de sana acıktım anne diyorum.
...,
Bir eliyle diğerini çimdikliyor, bak anne burayı sıktım, sinirler sıktığımı hissetti ve beynime önderdi, beynim de elini çemelisin, canın acıyor dedi, ben de sıkmayı bıraktım :)

....
Son zamanlarda daha çok arkadaşlarımızla buluşmaya başlayıp,dün sabah Defneler geldi. Hem de hayalini kurduğum şekilde:
Küçük adama kahvaltı yaptırıyorum, ama evim berbat halde, yılbaşı günne de olsa, akşamdan kalmayız üstelik.
Defnenin annesi Canan arayan,
"Nerdesin?
Evdeyiz, kahvaltıda
İyi, aşağıdayız biz de geliyoruz."
İstanbul gibi bir yerde çatkapıyı yaşamak en büyük hayalimdi. Gerçi ha önce de yaşamıştım bu durumu ama sadece yanılsamaymış o. Benim samimiyetle yaklaştığım ama karşı tarafın samimiyeti bilmemesinden farklı şekilde algıladığı yanılsamaymış sadece. Geç te olsa salak konumunda değerlendirilmekten kurtulduğuma seviniyorum.
Çatkapı demiştim en son. Neyse ki evimi süpürmeye yetti aradaki zaman. gelen arkadaşım için bu öenmli değildi biliyorum, o benim dostluğum ve samimiyetim için bu şekilde geliyordu. Gurur duydum bundan da.

Kuzucuklar oynadı, biz sohbet ettik vs.
Sonrasında taaa Kanada'lardan yıllardır mailleştiğimiz-konuştuğumuz ve heran desteğini hissettiğim bir cesur yürek ve annesini bekliyorduk. Birbirimizi çok iyi tanıyıp, sadece yüzlerimizi görmediklerimizdendi. Onları kabul ettik evimize, 24 haftalık kuzucuğuyla eski günleri, yaşananları hatırladık, şükrederek halimize....derken güzel ve hareketli bir Cumartesi geçirdik.
Bugün ise.......yine çok değerli biriyle randevumuz vardı:
Yoğun bakımda yavrularıma bakan hemşirelerimizden Tülin Hemşire....
Öğlenki jimnastik dersimizin ardından buluşmak için sözleştik, benim Cadde delisi oğlan Caddede gezdi yine, hem de hemşire ablasının ilgisiyle sarhoş oldu, keyiflendi.
3 yıl görüşmeyip 4 saat sohbet edebilmek harika geldi. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım, bir de küçük adam pusetinde uyuyunca değmeyin keyfime...6 yıl aktif hemşirelik yapmış biri olarak bir hastamla görüşmem o kişinin çok özel olmasıyla ilgilidir. O da oğlum ve benimle görüşmek istediği için çok mutlu oldum...Tabii görüştüğümüz diğerleri de vardı, Candaşın 1 yaş doğum gününde hepsi gelmişti mesela.



Yorucu ve güzel-özel bir haftasonu geçirdik kısacası...