25 Şubat 2010

Küçük Adamla Hayat


Küçük adamın hayatı her geçen gün değişiyor ve genişliyor.
Yeni büyük kreşine alıştı. Bale ve folklor dersleri almaya başladı. İlk folklor dersine de tanık oldum. Öğretmeninin 1 kez gösterdiği Kafkas oyununu, diğer 13 arkadaşı (ki onlar zaten bu dersi alıyorlardı) yerinden kalkmak istemezken bizimki hoplaya zıplaya oynadı. Öyle tatlıydı ki...O gün ateşi çıkmıştı kreşte, ben yanına gitmiştim, ateşi düştüğü anda folklor dersi de başlamıştı. Üzerinde hala giymeye devam ettiği 12-18 ay bebek tulumu, yarı çıplak vaziyette dans etti deli gibi.

Bu arada anlatmam gereken başka bir konu da var. Candaş'ın kış başladığından beri, hatta temmuz ayındaki ilk bronşiolitinden beri hemen hemen her hafta geçirdiğimiz üst solunum yolu enfeksiyonlar ve tabii ki ateş.
Her cuma hastalanıyordu küçük adam. Kesintisiz... Son 2 aydır da boyundaki lenf bezleri varlığını hiç unutturmadan şişti durdu. Sürekli ilaç, sürekli doktor....En son FMF takibimizi yapan Dr. Özgür Kasapçopur'a gittik. Lenf bezlerinin şişmesiyle ilgili olarak düşündüğü şeyler vardı. Candaş'ı muayene ettiğinde bunların enfeksiyon olduğunu düşündüğünü söyledi. Ama bu kadar sık hasta olmasının iyi olmadığını, bunun için de koruyucu amaçlı olarak depo penisilin yapılmasını istediğini söyledi. 9,5 kg lık bir kemik torbasına iğne yaptırma fikri, hem de en acısından depo penisilin fikri hiç hoş gelmedi kulağımıza. Ama hastalıklarının azalacağı umudu ile dün yaptırdım ilk iğnesini. Allahtan korktuğum gibi olmadı, ağladı tabii ama bu penisilin öyle illet bir iğnedir ki, bazen iğneyi batır çıkar 4. 5. sefere bile sarkabilir yapabilmek. Çok tecrübeli birinin yapması gerekir. İçine bir de anestezik bir ilaçtan biraz ekledik mi acıyı mininuma indirirsiniz. Kendim yapmayı bile düşündüm bu iğneyi...Neyse ki şansımız yolunda gitti de iğneyi yapacak abi, çalıştığım hastanenin genel personel tutumundan farklı şekilde oldukça anlayışlıydı ve tek seferde yaptı "bacak aşısını".
Umarım bundan sonra hastalıklar azalır, zira 3 haftada bir penisilin acısını çektiğine değer...
Küçük adam artık tam bir birey oldu. Kendini ifade eden, oldukça kompleks cümlşeler kurup cin giğbi herşeyi anlıyor. BAna saçımı başımı yoldurtan yeme sorunu ise çok şükür oldukça halloldu. Ama buna rağmen kilo alamıyor, boyu uzamıyor. HAtta 4 ay önce 10 kg görmüşken şimdilerde 9,5 kg yine. Boyu da uzamıyor. Mayıs ayını bekliyoruz şimdi, büyüme hormon tedavisinin başlayıp-başlamayacağı belli olacak.
Bu arada benim en büyük sıkıntım olan tezim bitti, pazartesi günü okula teslim ettim, jüriyi bekliyorum şimdi. Tabii bir de sunum hazırlamam lazım. Umarım jüriden de geçerim de bu sıkıntı da çekilir oğlumla aramızdan. Hem O'nun hem de benim psikolojim epey bozuldu. He okul bitince ne olacak? Hiçbişey tabii ki...Yükseklisans mezunu seri fotokopici olurum belki, Burhan Abi gibi duvarlara doldururum belki de. Yok yok kolye yaptırıp boynuma asarım en iyisi :))
Tezim için geçen cumartesi okula gitmem gerekiyordu. Küçük adam da evde ateşler içindeydi. Malum TAksim uzak, ne yapsak dersek hava da güzel diye kalktık maaile gittik "beş yakamyı okuya"... Küçük adamın pek keyfi olmasa da Taksimin kalabalığı epey şaşırttı O'nu. Dönüşte de arabalı vapura bindik. Gemileri çok seviyor. Çalışanlardan biri aldı bizimkini kaptan köşküne götürdü. Babasıyla gittiler, dümeni bile çevirmiş benim oğlum.
20 Şubat 2010 Kaptan Candaş (3)

20 Şubat 2010 Kaptan Candaş (9)
Yazını başlığı ilkler ama başka konulara girdim. Küçük adam son 2 haftadır inanılmaz agresif ve saldırgan olmuştu. Onu istiyorum diyip verdiğinde hayır istemiyorum, aldığında istiyordum, sonra yerlere atmalar herşeyi sonra kendini yerlere atmalar.... sadece çok kısa bir anlatım bu aslında. Delirmiş gibi öfke krizleri yaşadı. hem de neredeyse hergün. Hastalıklarına bağladık genellikle ya da kreş değişimiyle ilgili davranış değişikliğine. Ana sorun şu ki, bu davranışları sadece bana karşı yapıyor. Derdi benimle yani. Allah nazardan sakınsın da 2 gündür iyi. Bugun ben hastalandım, boğazım mayın tarlası gibi lenf bezi şişlikleriyle dolu, ciğerlerim takır takır....hele bir başağrısı ve halsizlik....Bu akşam maaile işten gelince dedim ki "oğlum ben çok hastayım, seninle oyun oynayacak gücüm yok. Biraz uyumama izin verirsen uyandığımda seninle çok güzel oyunlar oynarız".
Tamam dedi küçük adam.
Babasını hiç üzmemiş, sonra geldi yanıma "hadi uyan aytık anne" dedi. Uyandım dedim, dedi ki bana
"Biyaz iyileştin mi anne?"
Hani seni verene kurban olurum dedirtiyor ...Beni anladı oğlum, ne güzel.
Sonra çok güzel oyun oynadık beraber, "homuy" oynadık tabii ki. "pitza" yapıyormuş beyefendi.
Hayal gücüne hayranım, nereden neler üretiyor benim aklıma asla gelmeyecekler şeyler.
Şimdi yazının başlığına dönüyorum, oğlum bugün tiyatroya gitti ilk defa. İçim buruldu önce, çünkü ilk seferinde beraber gitmek isterdim. Ama kreşe kısmetmiş. Büyük bir merakla bekledim geri dönüşlerini. Bizimki çok keyifliymiş, çok eğlenmiş. Elini akldırarak sorulara cevap bile vermiş. Bundan sonra oğlumu bu tür aktivitelere götürmek zamanı gelmiş demek ki...
Başka bir ilk ise sevgililer günü kartı...Okulda bizim için hazırlamışlar... Sevgilim benim...
İşyerime gelmeye bayılıyor. Azgınlık yapmadan oradan oraya koşturuyor. Hayranları da çok olunca, her odada bir aktivite alternatifi var.
Son zamanlarda yaptığım gezmelerden de bahsedeyim. 31 Ocakta Ömer Akın'ın doğum gününü kutladık, 14 Şubatta da Melek Busenin doğum gününü. İkisi de harikaydı, neşeli bıcır bıcır koşturduklarını görmek hayal gibiydi daha düne kadar. Melek Busenin doğum gününde sürekli uyudu gerçi. Oynayamadı arkadaşlarıyla.


Sdc10421
Tara geldi bize bir hafta sonu. Birlikte oyunlar oynadılar. Bir parmak boyası yaptılar...ki evlere şenlik :)) Şöyle 1 yıl filan parmak boyası görmek istemiyorum modundayım yani.
7 Şubat 2010 (6)
7 Şubat 2010 (2)

Park sezonu da başladı artık sanırım. Güneşi her gördüğünde "anne bak güneş geydi. Demektiy ki.... payk zamanı"
Hala kaydıraktan kayamıyor. Nedenini anlayamıyorum ama korkuyor işte. Üstüne gitmemek tek çözüm sanırım. İstemezse kaymasın artık...
13 Şubat 2010 (14)
Parkta abile karate yapıyorlardı, o da gitti aralarına katılmak istedi."Vuy bana hadi vuy bana" diyip atıyor kendini yerlere. Akşam evde babasıyla da oynadı. "Vuy bana hadi ba-baaa"
13 Şubat 2010 (9)

Candaş'ı mesteden yaş grubu 8-11 yaş arası grup...Bayılıyor bunlarla oynamaya, dün bir akrabamızdaydık. 9 yaşındaki kızlarıyla tam 4 saat soluksuz oyun oynadı. Aslında oyun yarattı hep, Bahar Ablasına da uygulattı. Bahar yorgunluktan bitmişken küçük adamın enerjisi sonsuzdu. Eve dönmek bile istemedi. "Bahay Abyam da geysin"...

Artık sorulan sorulara net ve mantıklı cevaplar veriyor:

Özgür Bey, soruyor adın ne "Ayi Candaş", soyadın "Kömüy", Kaç yaşındasın "3",

Hangi takımı tutuyorsun "Cim Bom Bommmm" (el de havada sallanıyor tabii). Anasının oğlu tabii.

"Ben sana benziyoyum di mi anne?" diyor. İkimiz de sayıyız çünkü".

3 yorum:

sinem dedi ki...

Enerji sonsuzluğunu ben de anlayamıyorum ,benim pilim bitiyor akşamları onun daha maşallahı oluyor. öfke nöbetlerini aşmanıza sevindim .güzel zamanlar geçirmenize de bayıldım. Candaşın yüzünün gülmesi de ayrı bir mutluluk bizim için . Çok öpüyoruz ,,,

Happy Mixy dedi ki...

ne zormuş gülay yaa 3 senedir okuyorum seni hamileyken okusaymışım yerimden kıpırdamadan yatar beklermişim 9 ay :)Allah sana güç kuvvet versin.Çok zor bir görevdesin.eli öpülesi bi anasın :)

Beken-Ali Candaş dedi ki...

tesekkur ederim Sinemcim...Enerjilerine yetişmek çok zor gerçekten.
Pınarcım sağol. Yaşarken başka seçeneğin olmadığı için anlamıyor insan...Eli öpülesi kavramı da , ah canım bilmem ki, ben bir sürü hata buluyorum sürekli kendime...Umarım dediğin gibidir..