29 Ocak 2009

5 N, 1 K

Ufff diyorum içimden, haykırmak istiyorum ama.
Dün eve geldiğimde küçük adamın ateşi 38,7 idi. Yine, yeniden...
Gündüz de keyfi yokmuş, süt içmemiş ve uyumamış.
İlaç verdim, gece rahattı, sabah da iyiymiş. Birşeyler de yemiş.
Akşam eve geldim küçük adam yine sıcaktı. Ateşi 38,4.
Pek keyifsiz, "ıhhh, ıhhhh" modundaydı.
İlaç verdim, gündüz sütünü içmemişti, çok az birşeyler yedi. Ateşi 38 oldu, aradan 2 saat geçti derken ateş yine 38,5 oldu. Biraz bekleyip tekrar ilaç verdim. Ateş dışında da hastalık belirtisi yok.
Hastaneden eve geldiğinin 2. ayından beri ateşleniyor küçük adam. En fazla 38,5 oluyor. Sebep yok, ciddiye alan da yok. Şaştım kaldım. Üstünden 1,5 yıl geçmiş, demezler mi bir de bu ateşler çok önemli, incelenmesi lazım diye.
Zamanında ben de çok söylemiştim bu cümleyi.
Ufff, ufff diyorum yine.
Demir seviyesi 1 yıldır 15'in üstüne çıkmadı, hem de ferro sanola rağmen. Araştırılması gerekiyor. Ama kim, ne zaman ve nasıl?
5 N, 1 K
Annelik içgüdülerine güven derdi hep çevremdeki tecrübeli anneler.
Hiçbir zaman kullanamadım bunu. Başarabilen var mıdır bilmyorum ama ortada bir çocuk varsa anne dışında bir sürü başka kişiler de vardır. Hepsi herşeyi herkesden daha iyi bilir. Sorgular seni, yargılar seni. Son cümleleri de hep "ben karışmış gibi olmimmm" diye biter.
İyi ki karışmadın, sağol.
Onların söylediğinin dışında birşey yaptın, kazara onların söylediklerine geldin.... işte asıl ufff noktası orada başlar.
"Ben demiştim"....
Duymaktan en nefret ettiğim şeylerden biri, ben demiştim.
Madem çevremiz herşeyi hep bilen insanlarla dolu, neden bir adım ileri gidemiyoruz?
O ben demiştimler heryerini sarar, evini, evliliğini, çocuğuna yaklaşımını, davranışını, herşeyini...
Elin ayağın tittrer çoğu zaman, ya yanlış karar verirsem diye...
Süvariler vardır ya etrafında, "senin yüzünden" demek için hazırolda bekleyen.
Pek severler, senin yüzünden demeyi. Kendilerini daha başarılı hissederler ya. Tek başlarına yapabildikleri hiçbirşey de yoktur hayatlarında aslında. İçten içe seni başarılı bulup ellerini öpmek isterler ama, egoları izin vermez.
Kendilerini daha başarılı hissetmek için "tamam, sen bilirsin ama, sonra çıkıp da bilmem ne oldu deme bana diye devam eder sözleri.
Karışması gereken yerde, "sen çok iyi annesin, en güzeli sen bilirsin" derler. Karışmamaları gereken yerde de "bak, sonra şu şu oldu deme, tanımam heee" derler. "Ben karışmam" diye bitn çeşitleri de vardır.
Tamam, şu konuda da sen karar ver, ben içinden çıkamıyorum dersin, ama "sen annesisin" derler. Sorumluluk almayı da hiç sevmezler. Ucundan çekince ellerinde kalır korkusu da vardır. Neme lazım, vazifem filan olur korkusu...

Takmak istemezsin onlari ama hayatımızın parçasıdır onlar, söz hakkı olan, olmaya da devam edecek olan kişilerdir.
Gece yarısı, küçük adamın ateş nöbetindeyim.
********************
*****************
*************
**********
********
******
****
***
**
*

27 Ocak 2009

2. DOĞUMGÜNÜ KUTLAMASI


Candaş 2 yaşında...
Hadi partiye...dedik ve dün evde partimiz vardı.
Bence çok eğlenceli, hoştu...

2 yıla dağılan şapka sergimiz vardı duvarımızda. Ben tanıtayım sizlere:
En başta gri renkli olan Candaş'ın ilk şapkası. Aslında o şapka değil, bayan çorabının kesilen uç kısmı...
Doğumdan sonra hemşireler istemiş, çorap getirin demişler. Ne yapacaklar acaba diye şaşkınlık içinde çorap alıp getirmiş bizimkiler.
Meğer bebeklerime şapka olacakmış onlar. Hani başına çorap örmek cinsinden...
Keşke söyleselerdi, ben Onlar'a 5 dakikada örerdim minicik şapkalar. Çizgi film kahramanı şapkaları...
O kesik çorap uçları kocaman gelmişti yavrucuklarıma, kafalarında durmazdı.
2. sıradaki şapkayı Amerikan Hastanesi'ne geçtiğimizde ben ördüm. Candaş 3 haftalık filandı.
Sonra kırmızısı geldi, Candaş'la özdeşleşen şapkamız.
4. sırada olan, 2. kırmızı şapka ise Candaş'ın 1 yaş şapkası.
En sondaki kırmızı ise 2 yaş şapkası.
Öyle içimden geldi işte, yazdım.
Son şapkaya bakıp da Candaş'ın kafasını kocaman sanmayın, 46 cm sadece. Yani 9-12 ay bebek formatında.
Varın siz düşünün diğer şapkaların geçtiği kafanın büyüklüğünü...

Sevgili dostlarım (tanıdığım yıl sırasına göre),
Nuray ve kızı Asya, Güllü ( hamleliğimde bana hastanede bakan ve doğuma da yanımda gelen ve asistanlık yapan hemşire arkadaşım), Filiz-Gökhan ve prensesleri Melek Buse, Birgül-Mustafa ve kara zuzu Ömer Akın ve teyzemizin oğlu Yasin...
Sayelerinde harika birgün geçirdik.
İyi ki varsınız...
Çok teşekkürler.



Veee işte küçük büyük adam...
Poz ver deyince çirkin ol komutunun tablosu çıkıyor ortaya, işte böyle
Odak olduğunun farkında, kelebekler gibi coştu doğum gününde. Bloga fon yaptığım doğum günü şarkısı eşliğinde dans ettik oğluşumla.
"Anne, dannnn" diyor. Elini uzatıyor, benim elimi tutmak için. Yanak yanağa dans ediyoruz.

Bizi kıskanan baba, Melek Buse'yi dansa kaldırıyor.
Onlar da pek mutlu dans ediyorlar.

"Kulakları çekince ne oluyor Candaş?"
İşte bu tablo oluyor. Pabuç dillim...
Ömer Akın'ın doğum gününde hediye gelen bileklik Candaş'ın çok hoşuna gitmişti, Ömer'in taktırmak istemediği bilekliğin peşinde koşmuştu Candaş.
Biz de aldık küçük adama, Birgül taktı doğum gününde.
"Kim aldı bunu Candaş?"
"Biğgu"

Bu 21 Ocak tarihinden...Tam 2 yaşında Candaş. Hafta içi olduğu için evde minik bir pastayla kutladık. Mumları belki 10 defa yakıp üfledik...Üflemekten çok mumları tutmaya çalıştı küçük adam.

21 Ocak 2009

DOĞMUŞSUN MEĞER

Hazırlıksız yakalandım.
Tıpkı doğduğun gün gibi yine hazırlıksız yakalandım. Biliyordum aslında ama inanamadım.
Bu kadar mı çabuk?
Algılayamadım.
Meğer 2 yıl olmuş...Koskoca 2 yıl aslında ne kadar da kısacıkmış.
Simsiyah bir deniz kabuğuydun, hemşirenin elinin içinde miniciktin. Hep gözümün önünde...
Minyon hemşirenin avucunda kaybolmuştun, kıpırtısız, sessiz, kırılgan.
Baktım sana, gördüm seni...Zihnime kazıdım o halini.
O deniz kabuğu "aşkımmmm" diye sarılıyor boynuma şimdi.
"Anne, öp...acıdı" diyor.
Başını omzuma koyup öylece duruyor.
"Anne çok korktum" diyor boğacak kadar sarılarak.
Ev işleri yaparken bacaklarıma sarılıp öpüyor o deniz kabuğum beni.
"Baba git, anne gel" diyor.
*****************************************
Resim yeteneğim olsa o halini çizmeyi çok isterdim. Sırf bunun için az çok çizim bile öğrenebilirim.
Çizmek istiyorum o halini. Beynimde çizili ya gerçi, buraya da koymak isterdim. Sen de göresin ileride.
Minik deniz kabuğum benim. Baktım sana doğduğunda, ağlamadın, kıpırdamadın, ellere teslim ettin kendini.
Sana baktığımda güç aldın da ondan mı kaldın benimle?
Kardeşine bakamadım seni gördükten sonra, O küstü de mi gitti acaba yanımızdan?
**************
Daha çok var yazacağım, ama bugün hazırlıksızım.
Doğuma gidiyorum bugün, apansızın.
Kanamam var, kara haberci kanamam.
İlk defa çay da içiyorum aylardır, 2 kupa dolusu hem de.
Kaynar çay...Ama yakmıyor ağzımı hiç...
Meşgulüm bugün.
Hastanelerde yer arıyor herkes, bebek şekercisi değil.
Beni yolcu edenler hüzün getirmiş yanlarında, çiçek değil.
Umut vermek istiyorlar ama kimsede kalmamış.
Meşgulüm bugün...
2 küçük çizgi film kahramanımla tanışmaya gidiyorum.
Yazı filan yazamam buraya.
Sonra yazarım.
Az sonra yazacam, söz...
2 yıl kadar az sonra.
******************
2 yıl öncesinin sarı papatyası Kömür 2 Bebeği...
Bugünün en güzel meleği...
Hoşgeldin...
Yaşam denen ince çizgiyi öğretttin bana.
Sevmeyi öğrettin.
Direnmeyi öğrettin.
Sabrı, mücadeleyi...
İnancı öğrettin en çok.
"Büyük şeyler yapmak için minicik olmak da yeter"i örettin bana.
Sarı papatyam
İyi ki tanıdım seni.
İyi ki bana yavru oldun.
Yanımda yoksun diye benden ayrı mısın sandın?
Kara Kömürden ayrı mı sandın?
Gece gökyüzündeki her pırıltıyla seninle konuşuyor.
"Bekeee" diyor.
Çok da güzel söylüyor.
Öğrettik sanma.
Tam 6 ay önce 1 kez söylemiş baban.
O günden beri hep söylüyor.
Anne, babadan sonraki kelimesi oldu "Bekee"
Hoşgelmiştin yaaa...
******************
2 yıl öncesinin kara kuru Kömür Bebeği...
Bugünün küçük büyük adamı...
Hoşgeldin.
İyi ki geldin.
İyi ki beni seçtin anneliğe.
Teşekkür ederim.

20 Ocak 2009

"ANNE ÇOOKK KORKTUM"


Oyuncak bir örümceğimiz var, belki 1,5 sene oldu alalı. Şarkılar söyleyerek dans ediyor deli gibi.
Aldığımız ilk günden itibaren küçük adam korkuyor ondan.
Kitaplığın üzerine kaldırıldı, ara ara denendi ama korkusu devam ediyordu Candaş'ın.
Aylar oldu el srmemiştik.
Dün babası çalıştırdı, Candaş yine korktu, koşa koşa ağlayarak sarıldı bana. Babası güzel fırça yedi :))
Aradan iki dakika geçmeden, sırtımız babaya dönükken yine tarantulanın sesi geldi. Candaş delirmişcesine çığlık çığlığa koşup bacaklarıma öyle sarıldı ki kucağıma bile alamadım. Bırakmadı bacaklarımı.
Zorla kucağıma aldım, sarıldım. Boynuma dolandı ve,
"Anneee çookk korktum".
Üzüntümün arasında acaba duyduğum doğru mu diye salaklaşırken babayla gözgöze geldik, O da duymuş. Hayal değildi yani.
3 kelimelik cümleleri 2-3 tane sadece ve yarım yamalakken bu kadar net ve vurguları bu kadar düzgün bir Türkçeyle söyleyebilmesi şok etti bizi. Sanırsınız ki yıllardır konuşan bir çocuk.
Sonuç: Baba fırça yemekten kurtuldu. Candaş'a cümleti tekrar söyletme denemelerim ise o kadar net olmasa da olumlu sonuç verdi.

Denver Testine göre 12. ayda yapılması gereken bardakta su içme işi bizim için çok uzamıştı, çok da umurumda olmadan, uğraşılmadan geldik 2 yaşına.
Ara ara denemeler yaptık sadece, küçük adam bardağı kendine çevirip kahkaha atmanın ötesine geçememişti.
Ama artık kendisi suyunu içebiliyor, kalan su yine üstüne dökülüyor ama o da eğlence kısmı işin.

Bu foto da kaşıkla yediğiyle doymayan küçük adamın kepçeyle yemek yeme örneği
Sıra da temizlik var:


Bunlar da babanın cüzdanını ele geçirip kurcalayan küçük adamın zılgıt yememek için babaya para takma sahnesi

PAPAA-ÇİÇEEE

Cuma günü ılık havayı gören babaanne küçük adamı parka götürmüş.
Parkta oynamışlar, kedileri kovalamışlar, çimenlerde gezmişler.
yetmemiş "çiçek, çiçek" diyen küçük adam çiçekleri, çimenleri koparmaya başlamış.
Akşam eve geldim, masanın üstünde iki papatya, iki yeşillik duruyor.
"Oğlum bunları kimin için topladın?"
"Annee"
"Ne bu?"
"Papatçiçeeee"
Sonra papatyaların yaprakları küçük adam tarafından yolunmaktan kurtarılamadı.
Yeşillikler ise şahsım tarafından ömrümün sonuna kadar kitap arasında saklanacak

18 Ocak 2009

SAÇ TRAŞI

Biraz foto birikmiş depoda.
Azar azar ekleyeyim dedim bloga.
Geçen hafta Candaş'ın uzayan saçları için bir berber bulduk. Uzun zamandır arıyorduk berberi, ama küçük adam berberde çıldırdığı için işinin ustası bir yer olsun dedik.
Maltepe'den geçerken gördüğümüz Masal Çocuk Kuaförü'ne girdik.
Küçük adam gayet sakindi, oyuncaklar, çizgi filmler vs herşey vardı çocuklar için.
Candaş'ın saçları epey uzamış ve oldukça gürdü. Kısaltmak istemiyorduk ama şekilli olsun istedik.
Makasla keserken gayet sakindi, ama makine çalıştırılınca delirdi bizimki. Bıraktıp, makasla biraz kısalttırıp çıktık.
Eve gelince gördük ki küçük adamın saçları Ege kıyıarı gibi olmuştu.
Bugün tekrar çaldık kapılarını.
Candaş çığlık çığlığa bir şekildeydi ve zorla da olsa bu defa kesilsin dedik. Canının yanmadığını da bildiğimiz için ağlamasına aldırmadık. Gaddarız galibe biraz.


Bu foto ilk gittiğimz günden. Berberimiz Nevzat Bey'le Candaş...

Berberdeki sayısız oyuncaklardan bazılarıyla...
Bu fotolar da bugünkü gidişimizden.
Küçük adam öyle çok ağladı ki traş sonrası omzumda yaklaşık 10 dakika hiç kıpırdamadan yattı böylece.


Çığlıklar arasında Candaş'ın saçını kesmeyi başarabilen Nevzat Bey'e teşekkürler...

ÖMER AKIN 2 YAŞINDA

Tam benim işe başladığım güne denk geldi, kara zuzunun doğum günü.
Telaşla yazmayı unuttum ne yazık ki ;((
Cumartesi günü doğum günü partisi vardı kara zuzunun. Oradaydık...


26 haftalık doğmasıyla tanıştığımız kader arladaşımızın ailesi dostlarımız oldu kısa sürede.
İyi ki de erken doğmuş Ömer. Yoksa nasıl tanıyacaktık Onlar'ı.
Parti süperdi. Candaşla Ömer birbirlerine iyice alıştılar artık. Ömer Candaş'ı dövmüyor artık. Birlikte oyun oynamasalar da göz uçlarıyla birbirlerini takip ediyorlar sürekli. Candaş Birgül'ü çok seviyor. Ömer Birgül'e yakın durduğunda Candaş hemen Birgül'ün çevresinde dolaşıyor.


Ömer'in doğum günü mumunu söndürmede Candaş ta çekirdek aileyle birlikteydi.
Ömer günün kahramanı küçük adam şirinlikler yapmaya doyamadı doğum gününde. Odak olduğunun farkındaydı ve sonuna kadar kullandı bunu.
Candaş'a doğum gününe gitmeden önce "iyi ki doğdun Ömer" çalışması yaptırdık.
Ömer'e ne diyeceksin diye sordugumuzda "iyi ki......(bir süre sonra) Omerrr"....dedi dans ederek. Bizim de alkışlamamız gerekiyordu tabii.


Ömer'e dedesinin hediye ettiği akülü arabayı bile kavga etmeden paylaştılar. Hadi poz verin diyince de böyle sahneler çıktı.


Birgül'le Candaş'ın sevişme sahneleri ise görülmeye değerdi.
Pisi pisiiii buummmmm..."Biğguuuu, pisi cici bommmm" şeklinde Birgül'ün peşindeydi bizimki.
Nice yıllara Ömer Akın...Ailenle ve sağlıkla çok uzun ömrün olsun.
Sizi çok seviyoruz