candaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
candaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2011

Neden Yazamıyorum Acaba


Bir saattir yazı yazıyordum, neden yazamıyorum acaba diye başlamış, aslında hala yazabildiğimi görmüştüm. Ancak Alahın belası blogcu biranda yoketti yazımı, yazamıyorum işte, önüme engeller geliyor. Kendimi anlatmıştım, halet-i ruhiyemi, sonra su güzel fotonun içinde gizli bir sürü şeyi anlatmıştım, 3 A4 kağıt kadar yazıydı neredeyse, gitti işte, deprem vergilerinin bile deprem dısında nereye kullanıldıgı beliyken benim yazım buraya yar olmadığı gibi internetin sonsuzluğu içinde yokolup gitti :))
Ruhsuzca özetleyeceğim yazdıklarımı; (Google translate benzeri bir özetleme):
Candaş kuduruk bir çocuk oldu, küçükken uysallığının aksine.
Ben 5 aydır sürgündeyim, iyiki de sürülmüşüm. Bu boktan hastanede fesatlıktan başka birşey yokken diye düşünürken, benim gibiler sürgündeymiş meğer, bulduk birbirimizi, iyiyim artık. Tayinimin çıkmamasına rağmen...
İnsan vucudu, hatim indir; günes sistemi, hatim indir; sırada abc.... hatmekmek bitmez....6 aydan fazladır inemedi bir türlü. Abc song, alphabet song, youtube, iphone.....yeni hevesi.
****************************
Yaptığı her resim alfabeli içeriyor, en kötü ihtimalle şekillerde gizlenmiş harfler vardır. Tüm oyuncaklar kitaplar, alfabe üzerine. Bu resimde gizlenenleri anlatmaya çalışayım, zira benim de asla unutmama lazım. Gökkuşağını görüyorsunuz, altında sarı renkle "R" harfi var, kendileri rainbow'un R si olurlar
Sol üst taraftaki mavilikler yağmurmuş, yağmurun bitim noktasındaki işarete dikkat, "W", kendileri waterin w su olurlar
Sağ üstteki sarı görüntü güneş, yanında da "S" harfi var, sun ın "S" si tabii ki.Soldaki Candaş, sağdaki baba, Candaşın yanındaki çiçek resimlerine dikkat lütfen, ben hayran kaldım bunun açıklamasına, anlatayım burada da. Çiçeklerden biri düz, diğeri yani üçlü çiçel ise boynu bükük. Solmuş diye düşünmüştüm ki, ne kadar aptal oldugumu anladım. O bir "F" harfiymiş, flowerin f si :)))) Gökkuşağının üstündekiler uğurböcekleri...Daha başka şeyler de anlattı da ben şaşkınlıktan dilimi ısırmıştım, acısından unuttum :))
Ben de çerçeveledim bunu, başköşeye koydum. Çıldırdı resmen çerçeveyi görünce, gurur duydu kendiyle, aynen bizim duydugumuz gibi.


Onca zaman ara verdikten sonra, bu kadar yazmak fazla bile oldu sanırım benim için.




10 Nisan 2011

PDA

10/4/2011 PDA PDA Namı diğer Personel Digital Assistant. Bu kelime teknoloijye ne zaman girdi bilemem ama ben son 2 yıldır, herşeyi yapan cep telefonlarıyla duydum bu kelimeyi. Sevgili arkadaşım Candan bir yazısında bahsetmiş hatta, bir tek kabak tatlısı yapmıyor bu telefonlar diye. HAyatımıza kolaylık getirdiği aşikar. Bizim PDA ile tanışmamız 4 yıl önesine dayanır. Doğumum ve sonrasındaki yoğun bakım süreciyle. Benim küçük adamda PDA olduğu söylenmişti.Akıllı telefonla mı doğmuştu yani? Tabii değil. Bu PDA o PDA değil. Bizimki Patent Ductus Arteriyozus... Halk dilindeki adıyla kalbin delik olması. Erken doğumda görülmesi beklenen birşey, ama zamanla kapanması bekleniyor, aort ile pulmoner arter arası bağlantının. Küçük adamınki makul sınırlar üstünde olduğundan ilaç tedavisi uygulanmıştı, 3. tedavide de kapanmazsa ameliyat denmişti, verilen ilaç böbrek damarları üzerinde de olumsuz etkiler yaratıyordu çünkü. 3. den sonra herşeyin yolunda oldugu söylenmişti, ameliyata gerek kalmadı ama 6. ayında kontrol EKO su için kardiyolog kapısı çalınacak. 6. ayında doktorumuz kalp seslerinin normal oldugunu ve kard. gerek olmadığını söylemişti. 1 yaşında eşim hatırlatmıştı doktora, kard gidelim, hiç kontrole gitmedik diye. Gerek yok, herşey yolunda, ben dinlyorum zaten kalbini demişti. İyi dedik biz de tabii. Son 2 aydır küçük adamın ateş nöbetleri çok sıklaşmıştı, 2-3 günde bir halini almıştı ve ben yine deliye dönmeye başlamıştım. Eşimin hekim bir arkadaşı, ısrarla bir enfeksiyon kontrolune gitmemiz gerektiğini söylüyormuş, ne kaybedersiniz diyormuş sürekli. Hatta bize bir arkadaşından randevu ayarlamış, şu gün gidin demiş. Gittik biz de, yine bir sürü araştırma, tahlil, analiz vs vs çocuk mahvolacak derken, bir sürü tahlil, tetkik ve ultrason içinde bulduk kendmizi. Kan kültürü, batın ultrasonu ve EKO. EKO da nereden çıktı dedik, üfürüm duydum dedi. Gittik kardiyoljiye. Masum üfürük bu dedi, EKO ya gerek yok ama çekelim, istem yapılmış zaten. Uzman dr EKO yapıyor, asistan rapor yazıyor. "Yaz canım, PDA pozitif"... Ve benim beynimden kaynar sular akıyor. "Evet yoğun bakımda vardı ama kapandı, bu tolere edilebilir durumda değil mi? diyebiliyorum. Hayır diyor, operasyon gerekir. Allahım bu da ne şimdi... Eeeee ne olacak diyoruz. Hocayla görüşeceğiz, angiyo mu ameliyat mı olacağı konusunda. Bu kadar yani, kafayı yiyoruz tabii. 10 gün sonraya hoa randevusu veriliyor. Çalıştığım hastanenin kardiyologuna gidiyorum, getir ben de bir EKO yapayım diyor sağolsun. YApıyor ve onaylıyor teşhisi. 2,9 mm PDA var. Yani akciğerden kalbe giden temiz kanın bir kısmı kalbe girmeden arada bulunan geçiş ile akciğere geri dönüyor. Akciğerdeki basıncı arırıyor, sık akciğer enfeksiyonu, büyüme geriliği ve çabuk yorulma yapar. ÇAbuk yorulma hariç bize uyuyor herşey. Ameliyat 3 mm üstünde yapılıyor, siz angiyo ile kurtulursunuz sanırım. Ama buna cerrah karar verecek. Aciliyeti yok ama operasyonun olması lazım. Olması lazımsa erteleenin bir anlamı yok diyorum, bize isim önerir misiniz? Öneriyor, Siyami Ersek'ten. umaya randevu alıyor bizim için ama kafam öyle karışıyor ki hafta sonunun geçmesini istiyorum ve randevuyu haftaya alıyorum. Bakalım bu hafta dananın kuyrugu kopacak. Hakkımızda hayırlısı. O günden beri hep kabuslarımda hastanelerdeyim, kalbinden darbe alıyor küçük adam vs vs Ateşleri için de FMF dktorumuz kortizon dozunu artırdı bu arada ne yazık ki, ama ateşler kesildi 2 haftadır. Ben de kurdesen döküyorum resmen. 7 ay önce başlayan ve tüm vucudumu kızamık görütüsüne çeviren döküntülerle aktif olarak 5 ay dolaştıktan sonra, son 2 aydır epey azalmıştı ve sadee izleri kalmıştı, onlar da zamanla geçecek denmişti. Adı PLEVA imiş bunun. Candaş'ın PDA teşhisi olduğu gün bir gecede tekrar kavuştum döküntülerime. Hem de tüm vucudum da ve bu defa bonusu da var. Uyuz gibi bir kaşıntı. Akşam olunca başlayan, antihstaminiklere cevap vermeyen çıldırtan bir kaşıntı. Umarım herşey yolunda gider. Lütfen bizim için dua eder misiniz?

03 Şubat 2011

Kocaman Yürekli O

Çok garip birşeymiş anne olmak.

Bazen ciddi psikopat olduğumu düşünüyorum, çocuğuma olan hayranlığım konusunda. Anne olmak eşittir biraz psikopatlık sanırım.

Hastalık sonrası toparlandık ve hayatımıza döndük.

İnanılmaz laflar ediyor. Dün arabada diyor ki: "Bir okula bir eve, bir okula bir eve gidiyoruz, neden başka yere gitmiyoruz"

Gidiyoruz ya dedim. Sen nereye gitmek istiyorsun?

Çok uzak ülkeler değil de yakın ülkelere neden gitmiyoruz?"

Şok oldum, kaldım hani. Çok uzak ülkelerden sıkılmış yakın ülkelere gidiyoruz.

İnanılmaz yaratıcı, hayal gücü çok geniş. İnsan vücudu, sindirim, sinir sistemi ile beynin algılayışına takmış kafayı. Su istediğinde "susadın mı " diyorum mesela,

"Hayır ben susamadım, böbreklerim susadı diyor"

"Çişim geldi yerine, idrar torbam çok doldu diyor.

Kaka yaptığında midem boşaldı, yemek istiyorum diyor. Bir yeri acıdıgında "elimdeki sinirler acıyı hissetti beynim de elini çekmelisim diye mesaj gönderdi" diyor.

Yani evde bilim yaşıyoruz. Rastgele çektiğim bir kitabı " o bilimsel değil" diye kabul etmeyebiliyor.

Ateşlendi yine önceki gece. FMF atağıydı sanırım. 3 gündür çiş kaçırıyor sürekli. Dün uyanıkken kaçırdı, sebebi ise benim uzun telefon konuşmamdı. Özür diledim uzun konuştuğum için, geldi yanağımı okşadı, kızmadım anne sana yine de çok seviyorum seni dedi.

Tüm resimleri insan vucudu üstüne. İnanılmaz kötü bir ince motoru var. Kocaman bir kafa, uzaylı gözleri. Boyundan ince bir çubuk ve ardından mide ve barsak geliyor hep. Mide-barsak içinde turuncu havuç, yeşil salatalık her öğün baş köşede. Koca kafaya sarı yada siyah boyaya göre resmin kime ait olduğu belli oluyor. Sarı ise Candaş ya da anne, siyah ise baba. Geçen gece babasıyla bol bol insan vucudu yapmış. Dün sabah kitap günü için onları kitaba dönüştürmek istedi. kendi belirledi sırasını, zımbaladık kitap yaptık. Aldı eline çıkarken ama gerçek insan vücudu kitabını da götürmek istedi yanında. Nehir gelirse eğer ona verecekmiş, çok sevinecekmiş Nehir. Eğer Nehir okula gelmezse kitap getirmeyi unutan başka bir arkadaşıyla paylaşacakmış. Kocaman yürekli oğlum benim. Yürek demişken aklıma geldi. Okuldaki arkadaşı beyzaların arabasına hırsız girmiş, Beyzanın sevdiği tüm CD leri çalmış, Beyza çok üzülmüş. "Ona sevdiği CD alabilir miyiz anne" dedi koca yüreklim. "Tabii alırız, sor bakalım Beyzaya hangi CD çok seviyormuş" dedim. Sormuş rengarenki çok seviyormu, Beyzaya rengarenk CD alınacak yani. Olayın detaylarını sordum öğretmenlerine, aynen anlattığı gibiymiş, hırsız girmiş arabalarına. Olayı Candaşa anlatan ise Beyza.

Düne döneyim yine, kitap gününe. Heyecanla okula gidiyoruz, arabadan inerlen sevişelim mi anne dedi. tamam dedim, ama Nehir görmesin çok kıskanır yoksa bizi dedi :))

Ben Nehiri sadece arkadaş sanıyordum ama sanırım ötesi oğlum için. Sormadım detay, bir erkek annesinin kabul edebileceğinin ötesinde cevap almaktan korktum :((

Okula girer girmez Nehiri aradı, buldu kitabını verdi. Çok cool bir kız olan Nehir coştu kitabı görünce, Candaşın merakı Nehirde de insan vücudu merakı uyandırdı. Candaşın insan vücudu maketini okula götürdüm, Nehirin doktor olan annesinden çocuklara anlatmasını istedim. Kabul etti ama çok heyecanlı- haftalardır erteliyor hatta. En heyecanlandığım dersim diyor hatta. Bu bitince İpek'in diş hekimi annesinden de dişleri anlatmasını isteyeceğim çocuklara. İnanılmaz bir öğrenme hızları var ne de olsa. Ne versen alıyorlar şu dönemde.

Bu arada D&R da Neden isimli bir CD buldum, inanılmaz güzel. Candaş bayılıyor, sürekli izlemek istiyor. Okula da götürdüm çocuklar izlesin diye. Ben bile çok şey öğrendim oradan. Çocukları ilginç sorularını çizgi film halinde hazırlamışlar, çok ilgi çekici ve öğretici.

Yarım bırakmak zorundayım, sonra devam


10 Ekim 2009

Anne Ağlamasın Amaaa

Güzel yavrum,
27 Eylul 2009 (1)
Sen büyüdüğünde anlayabilir misin yaşadıklarımzı bilmiyorum ama senin yeme sorununu bilmeyen kalmadı çevremizde.
Tam 18 ay olmuş benim elimden lokma bile yemeyeli...
Henüz düzeltilmiş 13 aylıktın bana itiraz ettin ve o gün bugündür sadece kendi parmaklarınla civciv gibi yemek yedin. Hiçbir oyun, hiçbir yaptırım yada sevgi dolu yaklaşım çare olmadı bu sorunumuza.
Okulda yemeye başladın sonra, ama yine kendin tabii. Son zamanlarda Bediş Annenden yemeye başlamıştın sadece.
Bundan 10 gn önce, 18 ay sonra ilk kez benden 2-3 kaşık ta olsa yemek istemeye başladın.
Nasıl mutluydum anlatamam, karşıma çıkan herkese senin benden yemek istediğini anlattım durdum.
Sadece selamlaştığım, hayatımız bilmeyen insanlara bile ilk dakikada "biliyor musun Candaş benden yemek istedi" diye büyük bir heyecanla anltır buldum kendimi.
Onlar da bu kız iyice kafayı yemiş, yazıkkkk modunda bakıyorlardı yüzüme. Ne demek olduğunu bizim hayatımızı görmeyenlerin anlamasının imkansız olduğunu unutuyorum bazen.
2-3 gün yedikten sonra yine yemedin yemek.
Bugün yedin biraz, sonra kustun. Çok üzüldüm, onca maymunlukla yedirdiğim kaşıkların 10 saniyede "öğğğğğ"ler arasında akıp gitmesi inanılmaz üzücü.
Kafamı ellerimin arasına aldım ve sadece 1-2 saniye kaldım öyle Gözlerim doldu sanırım.
Seni banyoya soktum, yıkadım. "Yemek istemezsen söyle vermicem annecim " dedim.
"Ben çorba yemek istiyorum anne" dedin. Banydan çıktık ve çorba istedin.
Tekrar koydum ve sana yedirmeye başladım. Yarım kase kadar sonra "oğlum yemek istemezsen bırakabiliriz" dedim.
"İstiyorum anne, anne ağlamasın" dedin.
Hayat durdu sanki o anda....
Sen yemek istemediğin halde, biraz önce kustuğunda ben üzüldüm diye yemek istemişsin, anne ağlamasın ama...
23 Eylul 2009 (2)
İçim parçalandı, san nasıl birşeysin, ne harikasın yavrum?
Kelimelerim yetmiyor anlatmaya..
çorbayı bıraktım, suyunu verdim, oyunlarımızı oynadık ve öpücükler arasında uykuya daldın.
Sen benim dünyamsın yavrum, benden daha akıllı, daha duygulu, daha mantıklısın..